porno diziem diziem Ücretsiz Kredi Sorgulama hizlipro

Erzurumlu Emrah'ın Soyu, Doğduğu Köy ve İki Şiirinin Hikâyesi Üzerine Bir Değerlendirme


Bu makale 2016-02-17 19:06:02 eklenmiş ve 1752 kez görüntülenmiştir.
Hasan AKAR

    Gerek Halk Edebiyatçılarınca gerekse onların şiirlerine gönül verenlerce 17.yüzyılın ilk yarısında yaşayan Ercişli Emrah ile 19. yüzyılda yaşayan Erzurumlu Emrah’ın şiirleri birbirine mal edildi. Araştırmacılar bu konuda zaman zaman  şiirlerindeki tarz ve dönemi dikkate alarak değişik görüşler ileri sürdüler ama bu karmaşa  hâlâ sürüyor maalesef.Ortada Türk Edebiyatına kazandırılmış biri halk şiirinde diğeri divan şiirinde usta iki  aşığın şiirlerinin varlığı gerçeği varken ısrarla bunları tartışmanın anlamı yok diye düşünüyorum.Bu alanda büyük hizmet ve eserleri bulunan Prof.Dr Saim SAKAOĞLU  Hocamızla da Konya ve Niksar’da görüştüğümüzde çıkan netice şu oldu: Her ikisi de bizim ülkenin yetiştirdiği apayrı değerler.

Van –Erciş Kaymakamlığı tarafından davetli bulunduğumuz 29-31 Mayıs 2015 tarihleri arasında düzenlenen “6.Uluslararası İnci Kefali Göçü, Kültür ve Sanat Festivali “sırasında ziyaret ettiğimiz Ercişli Emrah’ın mezarını ziyaretten sonra açılan sohbet ve tartışmada da bunu ifade etmeğe çalıştım. Hatta Erciş’teki kültür sanat dostlarıyla beraber ilerde yapabileceğimiz bir etkinliğe Ercişli Emrah’tan Erzurumlu Emrah’a adını koymayı bile kararlaştırdık. 

Kültür ve sanatımıza olan ilgim ve Niksar’da yirmi yıla yakın bir süre görev yapmanın da etkisiyle olacak Erzurumlu Emrah’la ilgili naçizane bizim de çalışmalarımız oldu. Çeşitli dergi ve gazetelerde Erzurumlu Emrah konusunda yayınlanan dört araştırma yazımın yanı sıra  Niksar’da düzenlediğimiz Erzurumlu Emrah sempozyum,panel ve şiir şölenlerinde  bilfiil görev aldım.Bunlara ilaveten bizi  asıl mutlu kılan  Mustafa Necati ELGİN tarafından yazıya geçirilen Divan-ı Emrah eserinin  yaptığımız teklifin kabul görerek Niksar Belediyesi’nin büyük özverisiyle Türk Edebiyatına kazandırılmasıdır.

  Mustafa Necati ELGİN  ( 1907-1977),Niksar’da 1929 -1939 yılları arasında öğretmen olarak  görev yaparken Erzurumlu  Emrah’la ilgili çalışmaların içinde bulunmuştur.1939 depremi sonrası meydana gelen sıkıntı üzerine  önce Konya’da bir ilkokula atanmış daha sonra da  1972 yılında emekli oluncaya kadar  Mevlânâ Müzesinde Müdür Yardımcısı olarak görev yapmıştır.

Bizler de varlığını öğrendiğimiz bu eseri  temin için 30-31 Ocak 2011 tarihinde Müjdat Özbay,M.Necati Güneş,A.Turan Erdoğan ve bendenizden oluşan bir ekiple Konya’ya gittik.Oğlu Ahmet Güner ELGİN tarafından emanet edilen  intinsah  el yazması eseri Araştırmacı  M.Ali Uz ve Ali Işık’tan  alıp tercüme ettirerek  tıpkı basımının yapılmasına vesile olduk.Eserin orijinali ise  tarafımızdan Konya Yazma Eserler Bölge  Kütüphanesi Müdürlüğü’ne  teslim edilmiştir.

Bize göre bu güzel çalışmalara Tokatlı değerli bir ağabeyimiz M.B’dan aldığımız bilgiler üzerine bir yenisini katmayı düşündük. Öncesinde adı geçen şahsiyetle birkaç kez telefon görüşmesi yaptıktan sonra yolumuzun Ankara’ya düşmesine karar verdik.

12 Aralık 2015 Cumartesi günü aldığımız randevu üzerine  Ankara Erzurumlular Lokalinde Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Uzmanlarından Bekir Yeğnidemir , İş Bankası Genel Müdürlüğünden emekli M.Ali Erdin ve Erzurumlu Emrah’ın akrabası Akif Taşdemir Ağabeyle buluşuyoruz.

Karşımızda başındaki Elazığ kasketine polis arması takmış, yaşı sekseni aşmış, alçak gönüllü bir Erzurum Delikanlısı var.

Akif Taşdemir,1932 yılında Erzurum Tortum-Kapıkaya Köyü’nde doğmuş. Babası Kamil Efendi, annesi Hacıgil Sülalesinden Ayşe Hanım. Ortaokulu bitirdikten sonra 1956 yılında Polis Okulu’ndan mezun olmuş.1956 -1960 yılları arasında Başbakan Adnan MENDERES’in yakın korumalığını yapmış. 27 Mayıs 1960 İhtilalından sonra Ankara Emniyet Müdürlüğü Pasaport ve Yabancılar Şubesinde görevlendirilmiş. 1968-1970 yıllarında Şark görevini tamamladıktan sonra Emniyet Genel Müdürlüğü’nde çalışmış.

12 Eylül 1980’de yapılan  askeri ihtilal sonrası 9.Cumhurbaşkanı Süleyman DEMİREL’i yalnız bırakmayarak  Zincirbozan’a gitmiş.Sürgün dönüşünde 1980-1997 yılları arasında da yakın koruma amirliği görevini üstlenmiş.(1992 de DEMİREL tarafından Başbakanlık Müşavirliğine atanmış.)1997  yılında yaş haddinden emekli olmuş.Üç kız evladı sahibi olan TAŞDEMİR hâlen Ankara’da hayatını sürdürüyor.

Röportajımız sırasında Erzurumlu Emrah’ın bazı şiirlerini, hikâyeleriyle birlikte ondan orijinal ve hiçbir sanatçıdan duyamadığımız şekliyle dinleyip kayda aldık.

Akif Taşdemir’in ifadesine göre Erzurumlu Emrah, annesi Ayşe Taşdemir’in (1912-2003)dedesi İbrahim Usta’nın kardeşi.Emrah, Erzurum-Tortum Kazasının Kapıkaya Köyü’nde 1799 yılında doğmuş. (Şu ana kadar araştırmacıların yapmış ve yazmış olduğu doğum yeri Erzurum’a bağlı Tanbura Köyünde doğmuştur tezlerinin aksini savunuyor. Şu da bir gerçek ki o köye giden araştırmacılar köyde yaşayanların Emrah’ın varlığından haberdar olmadığını belirtmişlerdir. Kapıkaya Köyü Kuman(Kıpçak) Türklerince kurulan bir köydür. Erzurum’a 78,Tortum’a 26 km uzaklıkta olup hâlen 25 hane mevcuttur) Hacıgiller sülalesinden olup babasının adı Mustafa’dır. Otuz beş yaşına kadar evlenmemiş, iyi bir güreşçiymiş önüne geleni yıkarmış ifadelerinden sonra annesinden dinlediklerimi bize aktarıyor:

“  Emrah, zamanla çevresinde üne ulaşıp tanınan halkının dertlerini dile getirmeye başlıyor. Meclislerde diyor ki: Padişahın oğlu deveyi çalıyor serbest bırakılıyor. Fakirin çocuğu bahçenin yanından geçerken yere düşen bir elmayı alıp yedi diye cezalandırılıyor, idam ediliyor. Zenginin çocuğu askere gitmiyor, fakirin çocuğu alınıyor, cephede ölüyor. Diye isyan ediyor.

Bu ağır sözler, hicivler kısa sürede saraya ulaşıyor. Padişahtan Erzurum Valisine yazılı emir geliyor. Tortum’un Kapıkaya (Leyik)Köyü’nden Mustafa Oğlu Emrah’ı İstanbul’a tez gönderesiniz diye.1835 yılında zabitler köye geliyor Emrah’ı İstanbul’a götürülmek üzere derteste edip Erzurum Valisinin huzuruna çıkarıyorlar. Vali:

-Âşık, bu gece nezarette yatacaksın yarın Erzincan’a, oradan Sivas’a gideceksin sonra da İstanbul’a diyor. Emrah hemen savunmaya geçiyor. Valiye diyor ki:

-Peki, benim suçum ne? Saraydan gelen emri bir an önce icra etmek isteyen vali:

-Padişahımıza Erzurum’da bazı meclislerde sözlerinizle hakaret etmişsiniz. Bunun için seni Saraya göndereceğiz. İşte seninle ilgili emir.Diyor. Bunun üzerine Emrah nezarete girerken sazını ellerinde tutan zabitlere sesleniyor:

-Sazımı verin. Diyor, tütünü tabakası da yanındadır, başlıyor çalıp söylemeye:


“Tutam yâr elinden tutam

Çıkam dağlara dağlara

Olam bir yareli bülbül 

İnem bağlara bağlara.


Vay vay vay hey….


Emrah der ki son günümdür

Arşa çıkan ünümdür

Hakk’a gidecek günümdür

Düşem yollara yollara.


Amman  Amman hey…

Ertesi gün başında bulunan zabitlerin kumandanı:

-Bak âşık, Aydın, Muğla taraflarına git, buralardan uzaklaş ve ismini de değiştir. Oralarda yaşa yoksa bu padişah seni buldurur. Sakın saz çalıp türkü söyleme adını hiç söyleme yoksa suç bizim olur demiş.

(Annem derdi ki oğlum bu doğrudur. Benim soyumdan kaçan olmaz. Zaten güçlü kuvvetli, pehlivan gibi biriymiş. Yaşına göre güreş tutarmış.)

Ve zabitler ağız birliği ederek Emrah gibi bir aşığın asılmasına sebep olmayalım diye onu kaçarken vurduk diye zabıt tutup serbest bırakmışlar.

(Annem nedense onun öldüğüne bir türlü inanmak istemezdi. Anne gelirse malımıza ortak olur falan derdim. O da tek gelsin de hepsini alsın diye söylenirdi.)

Diğer bir hikâyesi ve şiiri de şöyle:

Emrah, otuz, otuz beş  yaşlarında iken 1835 yılı olacak, bir yaz günü Erzurum’dan dönerken Dumlu Dağından geçip köyüne gitmek üzere atıyla yola koyulmuş. Giderken yol üzerinde bir çeşme ve ağaç varmış. Her gidiş gelişte vakit namazını burada eda edermiş. O günde: Biraz şurada dinleneyim, ikindi namazını kılayım, atıma da su vereyim diye atından iniyor. Aylardan Ağustos ortalarıymış. Namazını kıldıktan sonra biraz kestirmek üzere ağacın dibine uzanıyor. Ancak henüz uykuya dalarken atının kişnemesiyle uyanıp doğruluyor.

Bir bakmış ki yarısı biçilmiş bir tarlanın içinde o güzel bir kız kalkmış geriniyor, esniyor. Dişleri Güneşin ışıkları içinde parıl parıl parlıyor. Elleri kınalı on beş yaşında bir kız. Yavaşça yanına gidiyor:

-Nedir bu hâlin senin? Diye soruyor. Kız da utangaç bir tavırla başlıyor anlatmaya:

-Akşam bizim komşumuzun kına gecesi vardı. Gecede oynadık çok yoruldum. Analığım dinlenmemize fırsat vermeyip sabah erkenden tarlaya gönderince ben de uykumu alamadığım için burada ekinlerin içinde biraz kestirdim diyor. Emrah alıp sazını bakın ne diyor bu elleri kınalı Dadaş kızına:

“Uykudan uyanmış, gözleri bir hoş

Dedim sarhoş musun? Söyledi yoh yoh.

Ak elleri boğum boğum kınalı 

Dedim kız bayram mı? Söyledi yoh yoh.

Amman….

Dedim kalem nedir? Dedi kaşımdır.

Dedim inci nedir? Dedi dişimdir.

Dedim on beş nedir? Dedi yaşımdır.

Dedim artık var mı? Söyledi yoh yoh.

Amman….


Dedim Erzurum nen? Dedi ilimdir

Dedim gidir misen? Dedi yolumdur


Dedim Emrah nendi? Dedi kulumdur

Dedim satir misen ? Söyledi yoh yoh

Amman….

İşte Erzurumlu Emrah’la ilgili Ankara’da yaptığımız röportajın kısa özeti. Her iki Emrah’ı saygıyla anıyor, ruhları şâd olsun diyoruz. Bu çalışmaya vesile olan M.B Ağabeyimize ve kadim dostum Hüseyin Sipahi Bey’e bir kez daha şükranlarımızı sunuyoruz.


Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
400