erotik izle yeni film yeni film antalya escort antalya escort

NİKSAR ESKİ MÜFTÜLERİNDEN SAİD HOCA’NIN TORUNU SERPİL İSPANOĞLU İLE HATIRALAR ÜZERİNE -1-


Bu makale 2016-03-03 19:19:00 eklenmiş ve 348 kez görüntülenmiştir.
Hasan AKAR

Tarih 6 Temmuz 2014 Pazar. Tokat Şairler ve Yazarlar Derneği'nden Mustafa Necati Güneş, Mahmut Hasgül ve bendeniz Hasan Akar Ankara'da faaliyet gösteren Tokatlılar Federasyonu'nu düzenlemiş olduğu iftar programına davet için Ankara'dayız. Ertesi günü de aldığımız randevular üzerine KÜMBET Dergisine röportaj yapmak için Niksar Eski Müftülerinden Sait Hoca'nın torunlarından emekli eczacı Serpil İspanoğlu'nun Çay Yolu'ndaki evindeyiz. Anadolu insanının en büyük güzelliği olan misafirperverlikleri ile iki değerli insan karşılıyorlar bizi.


Ramazan olduğu için seferi olmamıza rağmen hazırladıkları ikramları alamıyoruz.


M.Necati Güneş Hocamın ve benim çapraz soru ateşimiz altında Mahmut Hasgül kardeşimizle birlikte kamera çekimleriyle röportaja başlıyoruz.


Ancak, öncesinde Serpil Hanımın dedesi, Niksar'ın tanınmış Müftüsü Said Tahmiscioğlu hakkında kısaca bilgi verelim: İslam dininin derinliğine inmiş, felsefesini yapabilen bir din âlimi olan Sait Tahmiscioğlu 1878 'de Niksar'da doğdu. İlk tahsiline başladığı Niksar Taşmektep'te Kur'an ve İlmihalini öğrendi. Üç yıl devam ettiği bu öğrenimini Niksar Rüştiyesi'nde beş yıl devam ettirdi.


Niksar'da Şeyh Hacı Ahmet Efendi'den, Tokat'ta ulemadan Tekkeli Kutb'ul Arifin Hacı Hasan Efendi'den ders aldı. Daha sonra İstanbul'a giderek alimlerden Hacı Ali Efendi, Çarşambalı Hacı Ahmet Efendi, Arapkirli Hüseyin Efendi,Şakir Efendi ve Şeyh'ül İslam Sabri Efendi'den icazet aldı.


1906 yılında Niksar'a dönerek Hadim Ali Ağa Medresesi Müderrisliğine ve Şeyh Keşfi Osman Efendi Kürsü Vaizliğine atandı.


1942 yılında getirildiği Niksar Müftülüğü görevini 1966 yılına kadar devam ettirerek emekli oldu.89 yaşında iken 1969 yılında vefat etti.


Şimdi sözü önce Serpil İspanoğlu'na bırakıyoruz: “1946 yılının 1 Nisanında Tokat'ta, babamın dedesi Sandallı Ahmet Efendi'nin evinde, babam askerde iken doğmuşum. Babamın ve dedemin evi bugünkü Meydan Cami yakınında Gazi Osman Paşa Lisesinin arkasında idi. Dedem beni o kadar çok severmiş ki bazen evden adeta kaçırır, kundakla kahveye getirirmiş.Ahmet Efendi'nin  üç kızı olmuş.Erkek evladı olmadığından torunu olan babamı  bir evlat gibi severmiş. Annem, Niksar Müftülerinden Sait Tahmiscioğlu - Edaviye çiftinin kızı, hanım İffet Hanım.(1926-1979)Babam, Yüksek Ziraat Mühendisi Selahattin Sözen'dir.


Dedem evin tek oğlu olduğu için babamın okumama çok önem vermiş. Dedemin Tokat'ta oldukça zengin bir mağazası varmış ama savaşlarda millet perişan olup borcunu ödeyemeyince iflas etmiş.Gazi Mustafa Kemal'in Tokat'a bir gelişinde dedemin  evindeki koltuk takımları Atamızı  ağırlamak amacıyla Belediyeye götürülmüş.


Babamın görevi nedeniyle İlkokulu, ortaokulu ve liseyi Amasya'da tamamladım.  Ancak ilkokulda babam memur olduğu için birinci sınıfta ve beşinci sınıfta birer veya ikişer dönem Niksar'da Gazi Ahmet İlkokulu'nda okudum. Babam tayin yerine gidince beni Niksar'a dedemlerin yanına bırakırlardı. Onlar eşyaları taşıyınca bende orada okula devam ederdim.1963yılında liseden mezun olunca Ankara Tıp Fakültesini kazandım Ancak bir yıl sonra Eczacılık Fakültesine geçtim.1968 yılında okulu bitirince babam bana 1969 yılında Aşağı Ayrancı'da Dr. Zekai Tahir Burak Doğumevi yakınında Eczane Petek adıyla bir eczane açtı. On yıl kadar bu eczaneyi çalıştırdık.


Eşim ihtisas için Konya Selçuk Üniversitesi'ni tercih edince oraya taşındık. Ankara'daki eczanemi Konya Özel Konya Sağlık Yurdu Hastanesi'nin (Sağlık Yurdu Eczanesi)  altına taşıdım. Müfit, Konya'da dâhiliye ihtisasını tamamlayıp Ankara'da Kardiyoloji üst ihtisası yapmak isteyince tekrar Ankara'ya döndük. Yeniden açtığımız eczanemizin adını Niksar Eczanesi koyduk. On üç yıldan sonra emekli olup burayı da yine bir Niksarlı'ya Emre  Ayazlı'ya devrettik.”


Serpil Hanımın eşi Müfit de Niksarlı. Babası Salih İspanoğlu Cedit Mahallesinden. Dedesi Huru köyünden Hüseyin Efendi (Şentin),annesi Mediha Hanım Bektaşoğullarından sonra bu sülaleye Aktaşoğulları denilmiş. Müfit İspanoğlu,babasının  Orman Şefliği görevi nedeniyle bulundukları Giresun Bulancak'ta 1946'da  doğmuş. İlkokul,1 ve 2.sınıfı orada okuduktan sonra 3,4.sınıfı Beyşehir Kurucuova Köyü'nde okumuş. Bir müddet –yarıyıl-Niksar'da okuluna devam etmiş. Orta ve lise öğrenimini Konya Ortaokulu ve Konya Maarif Koleji'nde(Sonra Konya Anadolu Lisesi oldu) tamamlamış. İstanbul Çapa Tıp Fakültesini bitirdikten sonra ilk görev yeri Cihanbeyli olmuş.1972 yılında da evlenmişler. Konya Selçuk Üniversitesi'nde dört yıl ihtisas yaptıktan sonra bir müddet Konya Devlet Hastanesi'nde çalışmış. Buradaki görevinden ayrılarak Ankara İbn-i Sina Tıp Fakültesi'ne kardiyoloji ihtisası için gitmiş.


Sözü tekrar Serpil İspanoğlu'na verip dedesinden bahsetmesini istiyoruz: “Dedemin Çilhane Camii'ne yakın, Fetvane denilen yerde (Müftülük) te çalıştığı yılları iyi hatırlıyorum. Evinde büyük bir kütüphanesi vardı. Annem ona o dönemlerde lokanta kültürü olmadığından dolayı evden sefer taslarıyla yemek gönderirdi.Hapanın yanındaki tahta köprüden geçer,urgancıların ve ceviz sergenlerinin arasından yanına ulaşırdım. Dedem aynı zamanda Dinkhane(Kabuk kırma) Atölyesi çalıştırırdı. Buradaki makinelere bağlı tokmaklarla bir yandan mahlep kırılırken diğer yandan da keçe dövülürdü. Dedem arızalanan makineleri kendi tamir ederdi.


İlkokul 5.sınıfta Niksar'dayım. Öğretmenim Kasım Bey olabilir Gazi Ahmet İlkokulunda. Okul için lazım bir malzeme listesi verdi ben de önce Kırtasiyeci Hacı Bilgin'e gidip maliyetini hesaplattım sonra dedeme koştum. Dedem biraz cimri idi.Zira yokluk yıllarının sıkıntılarını yaşayan bir insandı.Bana :


-Kaç lira tutuyor, Serpil? dedi.


-Galiba on lira kadar dede. Dedim.


Sonrasında biraz isteksizce çekmeceyi karıştırdı ardından ellerini cebine sokup sinirlenerek bir onluk çıkartıp fırlattı. Parayı havada kapmak için hamle yaptım. Alt katta mahlep kabuğu yığınları bir tepecik oluşturmuştu. Ya mahlep kabuğu içine düşersem ya da o sırada para da kabukların içine gömülür kaybedersem diye düşünürken parayı havada kaptım. Keyiflendim elbette parayı yakaladığım için. Hemen sevinçle koşarak istenilen kitap ve defterleri aldım. Sonradan öğrendiğime göre aslında babam daha önceden dedeme benim harçlığımı bırakırmış ama o bana verirken zorlanırdı nedense?


Tinkhanedeki balkonumsu bir yerde çalışma bürosuna benzer bir yer mevcuttu. Orada bir masa ve gelenlerin ağırlandığı küçük bir sedir vardı. Altında Niksar ovasından gönderilen kavun, karpuz gibi meyveler olurdu. Her akşam mutlaka bir karpuz alır eve getirirdi.


Dedemle ilgili unutamadığım ilginç bir anımı size anlatayım. Evimizde bize yardımcı olan Hafize Abla(büyütme ) vardı. Dedem ev tahtalarının yıpranmaması için temizlik sırasında ıslatılmasına şiddetle karşı çıkardı. Bu yüzden Hafize Abla, bize tahtaların ıslanmasından sonra telislerle hemen tahtaları silip kurutalım derdi. Yine böyle bir temizlik sırasında dedem eve erken gelince ne yapacağımızı şaşırdık.Dedem bizleri döver diye korkup herkes evde kaçacak bir delik aradı. Hafize Abla bizi apar topar tahtaların altına sakladı.Dedem haliyle bağırdı çağırdı :”Tahtaları çürütecek bunlar !”diye .Ne kadar bekledik hatırlamıyorum sonra evde  uzun bir sessizlik oldu.Biz, ancak akşam annem eve gelince  saklandığımız yerlerden ortaya çıkabildik.”


Sohbete bu arada Müfit Bey katılıyor: “Cihanbeyli'de çalışırken bahar mevsiminde kızımın isteği üzerine Niksar'a gittik. Manavın önünden geçerken kiraz gördüm çok güzel görünüyordu sordum 1on kuruş dedi. Dedem sorunca :”Yirmi lira dedi.
Manava: -Niye öyle yaptın deyince: Müfit, sen de biliyorsun deden cimri bir adam. O pazarlık yapar ben de haliyle sonunda ona on liraya veririm. Dedi.


Diğer bir hatıram da çocukluk dönemine ait. Bayramlarda Hulusi dedemin ve Zekiye ninemin elini öpmeye giderdik.Bir keresinde dedem cüzdanından kağıt iki buçuk lira çıkardı.Önce üfledi,iki tane mi,yapışmış mı diye. Sonra bize uzattı.

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
400