diziem e-sgk Ücretsiz Kredi Sorgulama hizlipro

ANILARLA ÇOCUKLUK YILLARI -6-


Bu makale 2013-06-24 19:38:03 eklenmiş ve 955 kez görüntülenmiştir.
Selahaddin GÜMÜŞAY

Müdür Yardımcısı olan Lütfü Turhan Bey 2. sınıftan itibaren bizim Türkçe Derslerimize girmeye başlamıştı, öğretmenliğinden çok idareciliği ve hele-hele disiplini ile ön plana çıkan, bütün öğrencilerin korktuğu, okul içi ve okul dışında olan herhangi bir olaydan dolayı karşısına çıkmamaya özen gösterdiği bir öğretmendi. Tatil günleri dahi motorunun sesini duyduğumuzda çil yavrusu gibi dağılır, görünmemeye gayret ederdik.

Lütfü Bey' in bu disiplinli davranışı o zaman hoşumuza gitmese de; birçok öğrencinin bilhassa Öğretmen Okuluna giden öğrencilerin tahsil hayatını düzene sokmasında ve toplumda kurallara uyum sağlamasında etkili olmuştur.

Emekli olup Niksar'a geldikten sonra karşılaştığım, ticari ilişkilerde bulunduğum Lütfü Bey ile öğrencilik yıllarımdaki Lütfü Bey arasında bambaşka bir kişiliğin olduğunu gördüm, bu konudaki hatıralarımı ayrıca yazacağım.

Niksar Ortaokulu'ndan bahsederken okulun katibi olan Osman İnanç Bey'den bahsetmeden söz etmemek vefasızlık olur düşüncesindeyim.

Osman Bey; saygın kişiliği, şık kıyafeti ve öğrencilerle olan ciddi diyalogu ile bir öğretmenden farksız olup, öğrencilerden bir idareci veya öğretmen düzeyinde saygı görürdü. O yıllarda öğrencilerin okula gelip giderken şapka örtme mecburiyeti vardı, bu saygın kişiliğinden dolayı Osman Bey'e de şapkasız görünmekten çekinirdik.

Bizim öğrencilik yıllarımızda Niksar Ortaokulunda biri bayan, Mehmet ve Mehmet Ali isminde üç adet  hizmetli vardı. Daha yaşlı ve ılımlı olana Mehmet Ağa derdik. Mehmet Ağa sakin, yumuşak huylu,  kolay-kolay kızmayan ve öğrenciye iyi davranan birisi idi.

Mehmet Ali Efendi (Mehmet Ali Aykut) ise sert mizaçlı, her şeye kızan, tatil günlerinde okul bahçesine  girmemize müsaade etmeyen, öğrencileri okul idaresine bildirerek o günlerin popüler deyimi ile istintaka çekilmemize (sorguya çekilmemize) veya azarlanıp, fırça yememize sebep olduğundan, sert mizaçlı olması nedeni ile issot dolması diye isim yapmıştı.

Bizim öğrencilik yıllarımızda Niksar Ortaokulu'nda Eğitimin yanında Kültürel ve sportif faaliyetlere çok yer verilirdi, Niksar dışına ilk çıkışım da Ünye'ye düzenlenen sportif amaçlı gezi idi.

Kültürel faaliyet olarak; koridorlar sıra çıkarılarak salon haline getirilir,  yazarları anma günleri tertip edilir, münazaralar yapılır, Müsamereler sahneye konulurdu. Bu faaliyetler okulda öğrencilere sahnelenir, daha sonra Halk Evinde veya sinema salonunda velilere matine düzenlenirdi. Ben de görev aldığım için olsa gerek unutamadığım Fransız yazar Moliere'nin CİMRİ, Namık Kemal'in VATAN YAHUT SİLİSTRE adlı Tiyatro eserlerini sahneye koymuş ve beğeni kazanmıştık.

Bu kadar özverili çalışan öğretmenlerden eğitim aldığımız için çok şanslı bir nesildik, ALLAH C.C   hayatta olanlara sağlıklı günler nasip etsin, ebediyete intikal edenlerin taksiratlarını affetsin mekânları CENNET olsun.

Bahire Hanım'ın dediği doğru çıkmıştı, 4 Eylül Lisesi'nde okuma hayali gerçekleşmemişti, Öğretmen Okuluna gitmek zorunda kalmıştım, bunun için de Mülâkat İmtihanlarına girmem ve kazanmam gerekiyordu.

Mülâkatta hangi okuldan mezun olduğum ve memleketim soruldu, Niksarlı olduğumu söyleyince,"  Niksar'ın Fidanları Türküsünü söyleyebilir misin" dediler, bende Niksarlı olup da Niksar'ın Fidanları Türküsü söylenmez mi dedim ve ilk dörtlüğünü makamı ile okudum, başka bir şey sormadan çıkabileceğimi söylediler. Başka soru sormadıkları için çok endişelenmiştim ama neticeler açıklanınca kazandığımı gördüğümde sevincime diyecek yoktu. Böylece 22 sene sürecek olan Öğretmenlik Mesleği adaylığına ilk adımı atmış oluyordum.

Ortaokul öğrencilik yıllarımızda edindiğimiz arkadaşlarla gerek okul içi gerekse okul dışında oluşturulan samimi ortam ve yaşanılan olayların bıraktığı anılar;  ömür boyu hatırlandıkça izlerini devam ettiren ve güncelleşen hatıralar zincirini oluşturmaktadır.

Bugün Belediyenin konuşlandığı o günlerde Hükümet Binası olan ve giriş kapısının her iki yanında döner taş sütunların bulunduğu ( her pazar günü bir arkadaş sütunların dönüp dönmediğini kontrol eder ve deprem raporu verirdik, zira deprem nedeniyle binada bir çekme veya başka bir hasar olursa o sütunların dönmeyeceği bilgisine sahiptik.) Binanın önünde. Kavlağan Ağacının arkasında yükselen taş duvarla çevrili, her yöne çıkışı olan alan tatil günlerinde bizlerin toplanma yeri idi, ana caddeye bakan duvarın orta kısmında mermer kaplı bir çeşme ve çeşmenin her iki tarafında surların giriş kapısını andıran merdivenler vardı, bu merdivenlerden Hükümetin Bahçesine çıkılırdı. Yüksekliği nedeni ile çarşıya hakim olan bu alan bizler için güvenli olup öğretmenlere yakalanma veya görünme ihtimalini azaltıyordu.

Burada arkadaş gurubunun aldığı kararla çoğu zaman Niksar Kalesine çıkar, sur kalıntılarını gezer, MADURU Deresi'ne bakan kısımda bulunan yarasa deliği dediğimiz dehlize elimizde çıralarla  girer  dereye kadar iner, o loş havanın verdiği ürperti ile geri dönerdik.   (Devam edecek)

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
400