diziem e-sgk Ücretsiz Kredi Sorgulama hizlipro

BEN/LİK –ÖLÇÜ


Bu makale 2016-03-10 11:46:27 eklenmiş ve 610 kez görüntülenmiştir.
Hasan AKAR

“Anlayana Sivrisinek Saz, Almayana Davul Zurna Az”
Kendini beğenmek duygusu insanların özünde, yaratılışlarında mevcut olan arındırılması, tedavisi zor bir hastalıktır. Oysa insan kendisini yaratıkların en zavallısı, cılızı gibi düşünerek hareket etmeli, yaşadığı toplumda bu olguyu göz ardı etmeyerek ölçülü davranmaya dikkatle denge unsurlarını kurmaya çalışmalıdır. Bu hastalığı yaşayanlar kendisinde o kadar meziyetler görür ki; an gelir dostu, akrabası olanlara yukarıdan bakar, her birine de kendinde var olduğunu kabul ettiği güç ve değerlerin dışında da bir takım aranan güç ve yetenekleri dağıtmaya kalkışır.
Biz insanlar içinde bulunduğumuz çevrede bazı farklı seviye ve durumlarda olmamıza rağmen, aynı atmosferi teneffüs etmekte Cenab-ı Hakk'ın bahşettiği sonsuz nimetlerden birlikte yararlanmaya çalışmaktayız. Hastalık tabir ettiğimiz bu acizliğin diğer eksikliği de buna yakalananların, makam kapma, ün yapma alanında kendisini göstermesidir. Yaptığı işleri, iyilikleri başkaları da duysun, kendisine fazla değer verilsin diye yapan, her zaman doğruluklarını dillerden düşürmeyen insanlardan günü geldiğinde pek hayır çıkmadığını bariz bir şekilde görebiliriz.
Bu tür insanlar, yaptıklarını sık sık tekrar ederek gündemde kalmayı düşünürler. Dostlarının uyarısına rağmen bu davranışlarında ısrar edenlerin, zamanla bunu bozmamak için her işe el atmaları, çok bildiklerini sanmaları onları, toplumda daha önce sağlamış oldukları güvenlerinin aksine olumsuz düşüncelerle tanınmalarına yol açar.
Bu da oluşturulmuş güzelliklerin yavaş yavaş yitirilmesiyle sonuçlanır. Ortaya çıkan bu rahatsızlığın ağrı ve acılarını ise başta o insan, sonra kendisinin en yakınında yer almış dostları peşinden de pek çok beklentileri olan inanmış, güvenmiş çevresi ve toplum çeker.
İşte insan yaşarken hangi konumda olursa olsun zayıf yönlerinin bulunduğunu bazı eksiklilerinin olabileceğini; bazen de hataya düşebileceğini, düştüğünde de bunu kabullenmesini bilmelidir. Güçlü olduğumuz zamanlarda bir an sendeleyerek mevcut olanı kaybedebileceğimizi aklımızdan çıkarmamız gerekir. Bize düşeni; önce kendimizi incelemeye, tanımaya çalışmak, ondan sonra da çevremizi anlamaya gayret sarfetmektir. Bu konuda Luoretius'un “İnsan kendini saran çemberin içinde durur” sözünü yabana atmayarak oluşturacağımız bu çemberin çok geniş olamayacağını düşünmemizde fayda vardır.
Netice olarak bütün bu söylediklerimizi, savunduklarımızı günümüzde uygulayabilmek, endişelerimizden sıyrılmak için ölçü dediğimiz dengeleri kurmaya çalışmalıyız. Ölçülü olmamızın bize kâr, aksinin ise zarar getireceği gerçeğini kabul etmeliyiz. Bunu kaçırıp da iyi olmak arzusuna kapılmanın zamanla azgın bir tutku haline gelip, iyi olalım derken kötü de olabileceğimizi düşünmeliyiz. Okunu hedeften öteye atan okçunun, okunu hedefe ulaştıran okçudan daha başarılı sayılamayacağını bilmeliyiz.
Doğru ve temiz işler hep ölçülü ve ağırbaşlıdır. Takla atarak, daha önce kendilerini besleyerek buraya taşıyan unsurları-cemaat ve cemiyetleri- birdenbire bırakıp, kötüleyerek iktidarın nimet şemsiyesine koşarak makam kapanlar sanmasınlar ki ne iktidar ne de toplum tarafından bilinmiyorlar. Ne iktidar mensuplarının ne de çevrenizdeki insanların saf olmadığını, günü gelince sizin de toplum indinde bir kenara bırakılacağınızı unutmayınız.
Ölçü olmayan “ben”  duygularının hâkim olduğu yerde bir gün kavga, gürültü ve nihayetinde de haksızlık olur. Vicdanınızın muhasebesini yapmakta zorlanırsınız. Biz bugün böyle yapalım, edelim, kazanalım derken yarın için kaybettiklerimizi unutmayalım.

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
400