diziem e-sgk Ücretsiz Kredi Sorgulama hizlipro

ANILARLA ÇOCUKLUK YILLARI - 7 -


Bu makale 2013-06-29 16:26:59 eklenmiş ve 1077 kez görüntülenmiştir.
Selahaddin GÜMÜŞAY

    O yıllarda Niksar Kalesindeki yapılar ve bölmeler tarihin izlerini devam ettiriyor ve kalenin iç mimarisi hakkında fikir yürütülmesine imkân veriyordu, Askerlik Şubesi kalede hizmet verdiği için mevcut yapılar korunuyor, diğer yapıların tahrip edilmesi önlenip, çan kulesinin tarihi yapısı muhafaza altına alınmış oluyordu. Diğer askerlik hizmetlerinin takibi yanında asker sevkiyatı törenleri burada yapılıyordu.    
    Askerlik Şubesi olarak kullanılan taş bina da o yıllarda hizmete cevap verebilecek durumda idi, biraz yukarda elips şeklinde kenarları demir parmaklıklı bakımlı bir havuz vardı ve suyu devamlı akardı.  Hakim bir noktada olduğu için oradan Niksar'ı ve Niksar Ovası'nı seyretmek bizlere ayrı bir haz veriyordu.
Askerler tarafından korunan ve sayıları bir hayli çok olan Zeytin Ağaçları meyve de veriyorlardı, yeşil yeşil gördükçe tadını merak eder birer ikişer tane koparır tadına bakardık. Hangi köyden geldiğini bilmemekle beraber Hamdi Emmi'me çuval ile zeytin geldiğini, Hatice Eme'min salamura yaptığını da hatırlıyorum, zaten Zeytin Dibi diye bir semtin olması da Niksar'da zeytin yetiştiğinin en büyük  kanıtıdır.
    Bizim gurubun vazgeçilmez alışkanlıklarından biri de topluca gittiğimiz hamam sefaları idi. O yıllarda Niksar’da faal olan tarihi Büyük Hamam, Pazar Hamamı, Çavuş Hamamı ile Ayvaz da suyun kaynağına gitmeden sağda otelin altında faaliyet  gösteren ve Ayvaz Suyu kullanılan Ayvaz Hamamı( suyun sertlik  derecesi çok düşük olduğu için saçlarıyumuşacık yapar, çıkarken saçların sabunlu kaldığı hissini verirdi) ile tadilâta uğrayan Ünye  Hamamı ( sahibinden dolayı bu ismi almış olsa gerek) vardı. Hamam ve kurna sayıları değerlendirildiğinde Niksar'ın hamam kültürü olarak da çevre yerleşim bölgelerine göre çok önde olduğunu görmek mümkündür.
    Niksar diğer etkinliklerde de faal durumdadır. Hangi tarihte başladığını bilmemekle beraber, 1945-46 lı yıllarda ve daha sonra Ayvaz'da Panayır düzenlendiğini, üst yolun her iki tarafında ve ana yol kenarında çayırlık alanı çevreleyen kerpiç duvarların yola bakan cephesinde  çeşitli sergilerin açıldığını, bu sergilerde yoğun bir  şekilde alışveriş yapıldığını ve bu etkinliklerin günlerce sürdüğünü  çok iyi hatırlıyorum. Zira; içeri  girmek ücretli olduğu için bir yakınımızın ilgi ve yardımını beklerdik. Panayır'ın kapanış gününde su kaynağının üst tarafında bulunan düzlükte Yağlı Güreş Müsabakaları yapıldığını gayet iyi hatırlıyorum. Hatta Niksar’dan fazla güreşçi çıkmaması bizi üzerdi, zira katılımın büyük çoğunluğu Tokat Merkez köylerinden olurdu. Niksar'dan başa güreşen Dönekseli Dursun Pehlivan bizlerin kahramanı idi, onun  kazanmasını çok isterdik.
    Çocukluk yıllarımızdaki etkinlikler bununla da kalmıyordu;  Yine Ayvazda yol kenarındaki bahçe ve onun devamındaki alanda  Hayvan Panayırı diye hatırladığım etkinlikler yapılır, hayvancılık teşvik edilirdi.
    Karşıbağ'lı olan ve isminin Hazık olduğunu hatırladığım  (o günkü söylemi ile) Baytar'ın bu etkinliklerde önemli katkıları olduğunu sanıyorum.
    Bu hayvan Panayırında kırmızırenkli ve bakımlı İnek ile belirli yaştaki Tosun ve  dişi danalardan jürinin tespit ettiği ilk üç sırayı  alan  hayvanlara  75-60-50 lira ikramiye verilirdi, iki sene  üst üste bizim inek birinci, ikiz olan yavruları da ikincilik ödülüne  lâyık görülüp ödül kazanmışlardı.
    Bu seçmelerden sonra, bizim ödül kazanan inek ve yavruları herkesin ilgisini çeker hale gelmişti, hatta satarsak almak istediklerini söyleyenler de oluyordu, tabii bizim böyle bir  niyetimiz olmazdı zira onları satmak, altın yumurtlayan tavuğu kesmekle eşdeğer olurdu.
    Yıllarca hayvancılıkla uğraşmamıza rağmen Büyükbaş hayvanlardan sığır cinsinin ikiz yavru yaptığını duymamıştık. Bizim inek ikiz yavrulayınca beraber hayvan otlattığımız, dedemiz yaşında olan Ali Dayı (Ali Ergüden, Ayakkabıcı Kaya ve Mehmet Ergüden'in  dedeleri)  “Hekimoğlu  Karasığırın ikiz doğurması ender görülen bir şey, ya abat eder, sürü olur, ya berbat eder hep bitirir” dedi. Ben o sene Öğretmen Okulu'na gittim, hayvanlara bakacak kimse kalmadığı için önce danalar, sonra da inekler satıldı. Ali Dayı'nın dediği doğru çıkmıştı, bizim hayvanlar bir-bir satılmıştı.

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
400