porno diziem diziem Ücretsiz Kredi Sorgulama hizlipro

MODERN YENİÇERİLER!


Bu makale 2016-07-14 22:14:31 eklenmiş ve 426 kez görüntülenmiştir.
Ali BERKE berke_1958@hotmail.com

TBMM Eski Başkanı Cemil Çiçek:
“İçerideki düşmanlarımızla da barışmalıyız. “Dostlarımızın sayısını arttırmak, düşmanlarımızın sayısını azaltmak” kuralı çok doğru. Bu zaten tersinden baktığımızda dostlarımızdan daha fazla düşman var demektir. Yurtdışında bu adımları atarken, içeride de dostlarımızın sayısını arttırmamız gerekiyor. Türkiye içinde de gerginliğin olduğu ortada. Gönül köprüsü kurmaya ihtiyacımız var. Köprü diyorsanız, köprünün iki ayağı var demektir. Bu bile Türkiye'deki manzarayı ifade etmeye yetiyor. Köprünün iki ayağı var ama birbiriyle bağlantısı yok. Bunun iki ayağını buluşturmamız gerekiyor.
Bir yandan, ülkede birlik ve bütünlüğüne ihtiyaç var diyoruz, öbür taraftan bütünlüğü darmadağın eden, ülkenin dikişlerini yıpratan konuşmalar yapıyoruz. İçerideki dostlukları arttıracak, ilişkileri normalleştirecek bir üslup ve anlayışa ihtiyaç var. Ramazan iyi bir iklimdi ancak iyi değerlendiremedik. Önce özeleştiri yapmak gerekiyor. Buna da kendimizden başlamak lazım. Bunu yapmadığınız sürece 'Ben haklı, başkaları haksız' noktasında kalırız.”
Her şeyin doğrusunu biz biliyoruz sanırdım. Zaman içerisinde muhataplarımdan da çok şey öğrendim. Nefsimi törpülemeyi, aklımı kullanmayı öğrendim. Diğer bir hatam ise vatan millet için her şeyin iyisini sadece biz istiyoruz diye düşünürdüm. Hayat bana, başkalarının da bu vatan ve millet için iyi şeyler yaptığını gösterdi. Başkalarına haksızlık ettiğimi şimdi daha iyi anlıyorum. Karşı görüşleri dinlemeyi, anlamayı öğrendim.”

Demişti.
Ve ben; bu sözlerin altına imza atmaya hazırlanırken, yıllarca cemaatin ( F.Gülen) içerisinde kalem oynatıp, kendine daha yağlı bir kapı bulan ve oradan devşirildiği için muteber adam muamelesi gören Hüseyin Gülerce; yeniçerilerin “Hoşafın yağı kesildi !” diye kazan kaldırmasını andırır biçimde itiraz etti.
“Hayır! İçerdekilerle barışamazsınız! Size az mı çektirmişlerdi?”
Diye feryat etti!
Kendince haklı tabii!
Eğer iç barışı temin edecek, özeleştiri yapacak, bazen hata yaptığını kabul edip özür dileyecek bir üslup kullanılırsa kendisi açıkta kalacak! O'na ihtiyaç kalmayacak ve ulufesi kesilecek!
Çünkü kendileri anlamsız gerilim ve düşmanlıktan besleniyor.
Kendisine ihtiyaç kalmayacağını bildiğinden bu “Asla”, “İstemezük” tavırlarını sergiliyor.
Sahi Osmanlı'da yeniçeriler niye sık sık kazan kaldırıp, ayaklanırlardı? Bazı temel sebepleri buraya alayım ki bu 'modern yeniçeri'nin isyanının sebebini anlamak kolay olsun !
* Padişah ve diğer devlet adamlarının yeniçeri ocaklarında düzenlemeler yapmak istemeleri,
* Saray entrikaları sonucu vezir veya diğer devlet adamlarının yeniçerileri kışkırtmaları
* Padişah değişikliğinde cülus bahşişi aldıklarından padişahları tahttan indirerek yerine yenisini geçirmenin işlerine gelmesi
* Pek çoğunun İstanbul'da esnaflık gibi işlerle uğraşmalarından sefere gitmek istememeleri
* Maaşlarının düşük ayarlı para ile ödenmesi
* Denge unsuru olan tımarlı sipahilerin ortadan kalkmasıyla devlet içinde en tesirli güç haline gelmeleri,
* Tımar sisteminin çökmesiyle sayılarının ve güçlerinin artması.

Hatta kazan kaldırmak, isyan etmek için kendilerine göre nasıl sebep bulduklarını, şu tarihi hadiseyle açıklamak meseleyi daha anlaşılır hale getirecektir.

Osmanlı döneminde Yeniçeriler yine bir isyan çıkartıyorlar, kazan kaldırıyorlar. Padişaha haber gidiyor, “Gidip bakın bakalım neymiş bu kez dertleri” diyor padişah. Görevlendirdiği kişiler, yeniçeri ocağına girip, Başçeri ile konuşuyorlar. Başçeri diyor ki, ''Yemeklerimiz kötüleşti. Artık eskisi gibi bize değer verilmiyor, yemeklerimizin malzemesi eksik, devlet bu kadar fakir mi ki, hoşafımızın yağını kesti?”
Haber aynen padişaha iletiliyor. Yeniçerilere yemek yapan aşçıbaşı çağrılıyor. Padişah, ''Siz ülke için savaşan, topraklarımızı genişletip koruyan Yeniçerileri nasıl beslemezsiniz, hoşaflarının yağını nasıl kesersiniz, bre kâfirler!'' diye azarlıyor aşçıları ve aşçıbaşını.
Aşçıbaşı diyor ki; '' Aman padişahım, ne dersiniz? Hoşafta yağ olmaz. Çeriler kazan kaldırmak istemiş, bahane üretirler'' Padişah ikna olmuyor. Durumu derinlemesine incelettiriyor. Önce yeniçerilere yemek yapan aşçının emekli olduğu anlaşılıyor, yaşlı aşçı evden apar topar getirilip mutfağa sokuluyor. “Yap şunlara bir hoşaf!” diyorlar. Yeni aşçılar da öğrenmek için etrafına diziliyorlar. Yapıyor yemekleri yaşlı aşçı...
Ve durum ortaya çıkıyor. Yaşlı aşçı önce pilavı koyuyor kepçeyle, sonra da hoşafı. Pilavın kaşığındaki yağ hoşafa geçiyor veya pilav yaptığı aynı kazanda hoşafta yapıyor., yeniçeriler hoşaf üzerinde gezinen yağa alışıklar ya, sanıyorlar ki yeni aşçılar emir aldı saraydan, mutfağın masrafları ondan dolayı kısıtlandı. Kazan kaldırmak deyimi de zaten buradan geliyor.
İşte Hüseyin Gülerce gibilerin bağırıp çağırmasının, içerdekilerle barışılmasını istemeyişlerinin arkasında bu var.
Hoşaflarının yağı kesilecek de ondan bu gerilim filminin devamını istemeleri.

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
400