yeni film yeni film porno

DOĞDUĞU TOPRAKLARA NİKSAR’A HASRET BİR ŞAHSİYET GAZETECİ AHMET GÜNER ELGİN -2-


Bu makale 2016-07-27 22:17:28 eklenmiş ve 250 kez görüntülenmiştir.
Hasan AKAR

On beş yaşına geldiğimde artık şehrin tek lisesi olan Konya Lisesi talebesi olmuştum. Ülkemizin daha sonra Başbakanı ve Cumhurbaşkanı olacak olan Turgut Özal ve müzik alanında kendi dalında sayılı şahsiyetler arasında yer alan Dr. Alaattin Yavaşça da aynı okuldaydı.
Konya zamanla bizi kabullendi. Okulda ve diğer çalışmalarımda liderlik özelliğim ortaya çıktı. Elbette bu beni çok mutlu etti. Karma bir sınıfta okuyorduk. Sadece bir kat elbise alabilmişti babam. Zira diğer kardeşlerimde okuyorlar babam zor yetiştiriyordu. Sporda da özellikle futbolda yetenekliydim. Başka mahallelerden beni oynamam için ısrarla arıyorlardı. Tabi o zaman futbol sahaları kısıtlı biz de boş arsalarda maç yapıyorduk.
Daha çok yazar olarak tanınan Ayhan Sarıismailoğlu hem okul hem de futbol takımından arkadaşımdı. Sonraki yıllarda Bodrum'da karşılaştık. Yanında Vecihi Ünal da vardı. Ona:
-Biliyor musun Vecihi, bu Güner var ya, Pele gibi bir futbolcuydu. Onu hep büyük bir takımda oynar diye bekledim. Diyerek beni onurlandırdı.
Deprem beni hep liseye gelinceye kadar yabancılaştırmıştı. Babam Konya Halkevi'nin değişmez mensubuydu. Halkevinin kütüphanesini bir nöbetçi gibi genellikle bana teslim ederlerdi. Veli Efendi oranın müdürü idi ama sorumlusu sanki bendim. Zamanına göre ülkemizin araştırmacılar tarafından bilinen on bin ciltlik bir kütüphanesiydi. Bu yüzden babamın sayesiyle pek çok sosyal etkinliğe katıldım.
-Bir gün babam:
-Oğlum keman öğrenmek ister misin diye sordu.
Müzik Öğretmeni Arif Şahap Oktar, bana eski bir keman verdi, çocuk orkestrasına girdim. Futboldan sonra müzik ikinci alanım oldu. O yıllar CHP'nin hükümet olduğu tek partili dönemdi. Radyolarda ve çeşitli programlarda hep Batı Müziği çalınırdı. Türk Müziği adeta yasak gibiydi. Halen evimde 500'e yakın Türk ve Batı Müziğini içeren disket ve cd koleksiyonu mevcut. Hepsinin yeri ayrıdır. Bana bunların bir hayli faydası da oldu. Batıya gittiğim zaman onların bize bakış açılarını Batı Müziğindeki bilgimle ezmeyi başardım.
Düsseldorf'da bulunduğum zaman bir sergi açılmıştı. Almanya'nın bir bursunu kazanmış gitmiştim. Sergiye de yine bir Alman komşumla gitmiştik. Kokoska'nın Sergisi. Ben ise Bonn'da oturuyordum. Arkadaşım:
-Kokoska'yı nerden biliyorsun?  Diye sorunca:
-Ben de iki tane albümü var. Diye cevap verince derin derin yüzüme baktı.

Liseyi bitirince olgunluk imtihanları vardı. Edebiyat, Matematik, Tarih gibi üç dört dersten.İyi bir derece ile liseden mezun oldum.Babam  o dönem Mevlana Müzesi'ne uzman olarak geçmişti.Lise İmtihan neticelerinin asıldığı duydum önce  Halkevi'ne babamın yanına uğradım.Amcam da kardeşini ziyaretine gelmişti.Orada babamın arkadaşlarından Necdet Bey bir şeyler anlatıyordu.Babam bana dönerek:
-Sen neticeleri almadın mı? Diye sordu.
-Gitmedim baba. Dedim.
-Necati, oğlun pekiyi ile geçmiş deyince hepimiz sevindik. Teşekkür ederek ellerinden öptüm. Haydi, artık üniversiteye hazırlan diyerek tebrik ettiler.
Üniversite konusunda hayatımın en büyük yanlışını yaptım. Siyasal Bilgiler Fakültesi'ne hem de burslu olarak rahatlıkla girebilirdim. O zaman hiçbir araştırma yapmadım. Biraz da babamın dolduruşuna geldim belki. Hazırlan dedi. Beni zengin aile çocukları ile İstanbul'a kabiliyetimden istifade amacıyla yönlendirdiler. Sakin olamadım o dönemde. Bana arkadaşlarım ve çevremiz, Güner Siyasal Bilgiler Fakültesi'ne mi gidiyorsun dediler hep.
Bu babamın bir yanlışı oldu. Veresiye Bir pardösü aldı. Kayıt zamanı Konya'dan trene binip yirmi dört saatte denklerin, bagajların üzerinde oturarak, sefalet içerisinde İstanbul Haydarpaşa'da indik. Artık İstanbul Hukuk Fakültesi'ne kaydolmuş, İstanbullu olmuştum. CHP'nin tek parti iktidarındaki baskısının yoğun olduğu bir dönemdi. Bütün bunlar hayatımda derin izler bıraktı. Fakülte binaları henüz yeni yapılmıştı. Konya'dan iki arkadaşım vardı. Konya Yurdu vardı ama babam nedense ihmal davrandı bir telefon bile açmadı orada kalmam için.
Bugün hala aklımdadır, Laleli'de kırk beş liraya bir ev tuttuk. Ev arkadaşlarımdan birinin ailesi oldukça zengindi. Yemekleri Konya Yurdunda ücretli yiyor beş lira imtihan harcı yatırıyordum. Babamın gönderebildiği yüz lira ucu ucuna yetiyordu. Para gelmese bizim için büyük tehlike. Gözümüzde çok büyüttüğümüz umutlarla girdik üniversiteye. Toplantı, kitap, konferans benim ligi alanımdı. İmtihanlara bir hafta kala ders çalışmak bana yetiyordu.
Ali Fuat BAŞGİL Hocamız da dersimize geliyordu. Yurt arkadaşım olan zengin çocuğu benim arkamda oturuyor, benden yararlanıyor amfide. Teşkilat-ı Esasi Dersine giriyordu. Onun dersine özel olarak çalışırdım saygımdan. Okul yıllarında haliyle gazeteciliğe heveslendim. Üçüncü sınıfa geçtiğimde nemrut, alçak bazı hocalar geldi. Umumi Hukuk Tarihi hocam geldi. Sadece sidik yarışı yapan, kopya kitaplar çıkarırlardı. Yüz yirmi kişiden beş kişi ancak geçiyordu. Tartışmaya sokmazlardı asla işte böyle bir üniversitedeydim.                     
Dördüncü sınıfta dışarıdan para kazanmaya başladım. Beşiktaş'ta İnönü Stadyumu'nda 1957 yılında bir İtalyan müteahhidin yanında çalıştım. Almanca mütercim olarak Yugoslav işçilere yardımcı oluyordum. Bu arada İtalyanca da öğrendim. Ayda üç yüz dört yüz lira alıyordum. Babama bana artık para gönderme dedim.

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
400