yeni film yeni film porno

HEYBELİADA’DA ATATÜRK’Ü GÖREN GÖZLER EMEKLİ ALBAY VECDİ SUNGUR


Bu makale 2016-08-02 21:15:59 eklenmiş ve 330 kez görüntülenmiştir.
Hasan AKAR

“15 Temmuz 2016'da yapılan menfur Demokrasiye darbe kalkışmasında şehit olan bütün güvenlik güçlerimizin ve vatandaşlarımızın aziz hatırasına “  
Bundan yaklaşık bir yıl öncesi 28 Haziran 2015 Heybelida'da vefalı damatlarımızdan Osman Genç'in misafiriyiz. Rahmetli ağabeyim Osman Akar göğüs hastalığından mustarip olunca 1978 yılında Heybeliada Sanatoryumunda uzun bir müddet tedavi görmüştü. O zamandan beri içimde bir ukdeydi onun yattığı sanatoryumu ve Heybeliada'yı görmek. Bu daveti yaptığı ve mükemmel bir şekilde bizleri Ramazan ayının yoğunluğuna rağmen ağırladığı için Osman Genç Ailesine daima minnettar kalacağım. Çok sağ olsunlar.  
Bu zaman zarfında Heybeliada'da bazı asker aileleri ile de tanışma fırsatı buldum. Bunlardan biri de Emekli Albay rahmetli Vecdi Sungur'un eşi Ayla Tiryaki oldu. Görüşme öncesi Osman Bey'den öğrendiğime göre eşinin ölümünden bir yıl geçmesine rağmen acını bir türlü içinden atamadığı her halinden belli olan bir hanımefendiydi. Sohbet sırasında Atatürk ve eşinden bahsedince bize de mesleğimiz gereği bizimle röportaj yapma imkanı doğdu. Eski top arabalarının tekerleklerinden yapılmış seyyar bir salıncakta karşılıklı oturarak mavi denizi önümüze, Heybeliada'nın yeşilini arkamıza alarak sohbetin derinliğine doğru yol aldık. Buğulu gözleri bir bahriyeli eşi olarak haliyle masmavi denizlerin en uç noktalarına kadar uzandı.
Önce kendisinden bahsetmesini istedim:
Ayla Tiryaki Hanım, İstanbul Bakırköy 1940 doğumlu. İlkokulu Kartaltepe İlkokulu'nda bitirdikten sonra, ortaokulu, Bakırköy Ortaokulu (Taş Mektep)nda tamamlamış. Şu an adı geçen okul Tarık Akan Özel Lisesi olmuş.
Liseyi o dönemde Bakırköy'de lise olmadığı için başka bir semte giderek Cağaloğlu Kız Lisesi'nde okumuş.
Babası İzzet Sungur, Kastamonu'nun Eflani Çalışlar Köyünden. Annem Gülten Hanım ev kadınıydı. Ayla Hanımın İfadelerine göre babası zamanın ileri görüşlü bir emniyet mensubuymuş. Elli yaşında emekli olunca boş kalmayı sevmemiş, Sümerbank'ta baş puantör olarak çalıştıktan sonra seksen bir yaşında vefat etmiş.
Annesi,  Saraybosna'dan Balkan Savaşları sırasında dokuz yaşında göçle gelmiş. Babası da o sırada İstanbul-Beykoz'da polismiş, tanışmışlar ve evlenmişler.
Bu kısa özetten sonra sözü ona bıraktım:
“Liseyi bitirince üniversite imtihanına girdim. Ama arzu ettiğim bölümleri üzülerek belirteyim maalesef kazanamadım. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümüne devam ettim. Hocalarımız arasında Prof. Dr. Zeki Velidi Togan, Şefik İnan gibi tanınmış ilim adamları vardı.
Bir yandan üniversite de okurken diğer yandan Galata Vergi Dairesinde memur olarak çalıştım. Aynı serviste Vecdi Beyin yakını ile çalışınca eğitimim maalesef noktalandı. İki aile de üstelik Kastamonulu olunca işler kolaylaştı. Kayınpederim de Dadaylı idi. Altı ay kadar nişanlı kaldık bu arada 27 Mayıs 1960 ihtilali oldu. Vecdi, Adalarda yüzbaşı idi.(Kınalı Ada'da )Adaların Emniyet Amirliğine geçici olarak ihtilalden dolayı getirildi. Ben yirmi yaşımda o otuz bir yaşındaydı.19 Ağustos 1960'da güzel bir düğün töreni ile evlendik.
0, Heybeliada Deniz Askeri Lisesi'nde uzun bir müddet askeri öğretmenlik yaptı ama asıl görevi denizciydi. Sekiz yıl gemilerde görev yaptı. İki çocuğumuz oldu. Hakan 1961 yılında, Neslihan 1963 yılında doğdu. Eşim görevi nedeniyle bazen on beş günde bazen iki ayda bir gelirdi. Dolayısıyla ben kayınpederin evinde kalırdım.
Kayınpederim Abdullah Tiryaki, Cumhuriyet ilan edilmeden önce sarayda baş imammış. Cumhuriyetle birlikte bu görevi sona erince milli eğitime geçmiş ve buradan emekli olmuş. O bir ayaklı tarihti, çünkü iyi bir medrese eğitimi almıştı. Sadberk Hanım da kayınvalidemdi. Babası, Liman Reisi imiş. Üsküdar Doğancıların ileri gelenlerindendi.
Kayınvalidem Sadberk Hanımın ağabeysi  Atıf Coşkun Bey aynı zamanda bir gazi idi.Zamanla Adaya yerleşiyor.Yazları bizimkiler de oradan ev tutuyorlar ve böylelikle bir ada hayatı başlıyor.Ondan iki yaş büyük ağabeysi deniz albayı Vehbi Tiryaki hep adada kaldık. Biz burada asıl eşimin anısını aktaralım.
Vehbi, ilkokula giderken eşim Vecdi de her gün okul çıkışlarında onu bekleyip almaya gidiyor. Günlerden bir gün Atatürk, İnönü'nün misafiri olarak Heybeliada'ya geliyor.(İnönü'nün Refah Şehitleri Caddesi'ndeki evini Atatürk hediye etmişti)Faytonla okulun önünden geçerken eşimin duvarın üzerinde  oturduğunu görüyor ve arabacına durdurmasını istiyor.Faytondan inerek:
-Sen neden burada oturuyorsun çocuk? Diye soruyor. Vecdi de:
-Ağabeyim içerde beni de içeri almıyorlar, onu bekliyorum. Diye cevap verir. Bu sırada okulun yönetici ve bütün öğretmenleri Atatürk'ü karşılamaya çıkıyorlar. Atatürk:
-Niçin bu çocuğu içeri almıyorsunuz? Bundan sonra içeri alın, sınıfta oturacak. Diye emir veriyor. Ayrıca Vecdi'nin yanağını okşayıp para veriyor.
Bu olay onun çocuk ruhunda o kadar derin bir iz bıraktı ki, sohbetlerde Atatürk sözü olduğunda gözleri nemlenir sanki için için ağladığını hissederdim. Öğrencilerini ve evlatlarını da Atatürk ve Cumhuriyet  sevgisiyle yetiştirdi hep.
Eşim İnönü'yü Heybeliada'ya her gelişinde görevi gereği mutlak  görürdü. Diğer bir anısını aktarayım size: Eşim ilkokulu bu Heybeliada İlkokulu'nda  (şu an kütüphane olan bu okulun müze yapılması için restore çalışmaları yapılıyor)tamamlayıp ortaokulu Üsküdar'da bitirdikten sonra Heybeliada'daki Deniz Lisesi'ni kazanıyor. Ancak mülakat sırasında boyu kısa diye sıkıntı doğunca babası doktoru tanıyormuş. Kapıyı hırsla açıyor.
-Sen benim çocuğumu nasıl almazsın bizim sülalede kısa boylu var mı hiç? Diye isyan edince kabul ediliyor. Arkadaşları okulun ilk yıllarında tüfeğini yere değdiğini söylerlerdi.
1943 yılında İkinci Dünya Savaşı yıllarıydı. Mersin'de savaş eğitimi tatbikatındaydılar. Barakalarda kalıyorlardı.(1943-1946 yılları) Sonra tekrar Heybeliada'ya döndük. Okulu bitirince Deniz Harp Okuluna giriyorlar. Mezuniyetten sonra geçici olarak birkaç ay Amerika Birleşik Devletlerinde eğitim görmüş. Bir müddette Boğazlarda mayın aramada da çalıştı.1968 yılında Ankara Donanma Komutanlığı'na tayin edilerek Sınıflandırma Şube Müdürlüğü'ne getirildi. İskenderun' a gider askeri dağıtımları o yapardı.
Ümit Tokcan, Muzaffer Uludağ gibi sanatçıları bu dağıtımdan Ankara'ya getirdi. Onların konserlerine askeri gazinoya giderdik. Celal İyiceoğlu o zaman komutandı. Taner Şener bir konserinde herkese duygulu anlar yaşatınca komutan kol düğmelerini çıkarıp ona hediye etti.
Ankara'dan sonra yedi ay Almanya'ya giderek iki gemi getirdiler.1972 yılında törenle teslim ettiler. O arada da kıdemli albay olmuştu.1973 yılında emekli oldu. Arkadaşlarıyla birlikte demir ticaretine atıldılar ancak vergi dürüstlüğü ve enflasyona takılınca işi bırakmak zorunda kaldılar.
Emekli olunca haliyle Adayla bağımız kalmadı. Ancak kamplara geldik. Burada kamp dönemlerinde on beşer gün konserler verilirdi.
1929 18 Ocak ayında dünyaya gözlerini açan eşimi 26 Mart 2015'de kaybettim. Son doğum gününü 18 Ocak'ta Maltepe Üniversitesi Hastanesi'nde kutlamıştık. Karacaahmet Mezarlığına defnettik.
Oğlumuz Hakan şu an elektrik mühendisi, kızım, Neslihan Gülcan da elektrik mühendisi bir kurumdan yeni emekli oldu. Ben de torunlarımla vakit geçiriyorum artık.”
Ruhu şâd olsun.

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 2 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
400