porno diziem diziem Ücretsiz Kredi Sorgulama hizlipro

DAHA NE DESİN ?


Bu makale 2016-08-08 18:44:20 eklenmiş ve 553 kez görüntülenmiştir.
Ali BERKE berke_1958@hotmail.com

Kendisiyle ilgili “Paralelci” olduğu iddialarına:
"Bu iddiaları ispatlayamazlarsa şerefsizdirler, alçaktırlar. Ben darbecilere karşı çıkarken onlar masaların altına saklanıyordu...Darbe girişimini kim desteklemişse alçaktır, şerefsizdir. Benim yakınımda da kim destekliyorsa onlar da alçaktır, şerefsizdir, korkaktır. Beni kendinizle karıştırıyorsunuz. Sizden korkan sizin gibi olsun!" diyor Akşener.
Gazeteci Ayşegül Doğrucan, Gazete 2023' te 31.07.2016 tarihinde bugünlerde özellikle belirli kesimler tarafından “paralelci” denilerek hedef gösterilen, yıpratılmaya çalışılan MHP Genel Başkan adayı Meral Akşener ile ilgili çarpıcı bir analiz kaleme aldı. Herhangi bir ekleme yapmadan, yorumda bulunmadan, bu analizi sizlerle paylaşmak istedim.
“Puslu havalarda olanı, olduğu gibi görmek zordur.
Hele hele mevzu bahis sosyal hayatın merkezine düşmüş kalleşçe bir saldırıysa, olayın şoku görme yetisini daha da köreltir. Bir de buna teknik teknolojik aletlerin, iletişim kanallarının ve sosyal bilimlerin sağladığı verilerin, olması gereken lehine değil de kamuoyunu aldatmak ve kendini korumak için kullanıldığı/kullanılabileceği gerçeğini ekleyin, durumun vahameti daha net ortaya çıkacaktır.
15 Temmuz'da yaşanan Darbe Girişiminin Türkiye'de sebebiyet verdiği travma aşikar. Bu tür travmatik durumlarda genelde üç yapı ve üç modelle karşılaşırsınız:
1- Olayın gerçekten ne olduğunu anlamaya çalışan, akıl yürüten, hatta sesli düşünen, sayıklayan genel kitle. 15 Temmuz gecesi, bu grupta, olaylara yaklaşımlarda ciddi bir güvensizlik olduğunu gördük. Bu güvensizliği partizanlığa bağlamak, büyük bir hata olur. Bu güvensizliği destekleyen bir tecrübe ve bu tecrübenin verdiği bir haklılık söz konusu... Haklılık diyorum, çünkü iktidarın “aldatıldığını” kabul ettiği bir yapı karşısında, iktidar olmayanların hafızasını varın siz düşünün…
2- Olayın doğrudan muhatabı olan ve hızlı bir şekilde tepki vermesi gereken, iktidar yapısı. Kamuoyunun sahip olmadığı bilgilere sahip olması nedeniyle, neyle karşı karşıya kalındığını en hızlı değerlendirip, sorumlulukları çerçevesinde gerekeni yapar. Hali hazırda bu durumu izliyoruz…
3-Olayın müsebbipleri… Bu yapıda, tıpkı yaşadığımız girişimde olduğu gibi, iki ayak vardır. Birincisi görünen, ikincisi görünmeyen kısım. Görünen kısım daha olayın ilk başında ve hali hazırda soruşturmalarla müdahale edilen, olayın görevliler kısmı. İkinci kısım ise asıl meseleyi teşkil eder. Çünkü bu kısım, akıldır, planlayıcıdır, finansördür… Asıl mesele de bu ikinci kısmı tespittir! Olayları rahat organize edebilmek, bilgi akışını sağlayabilmek için en yakında ve hatta göz önünde olmaları gereklidir. Her daim, her şekilde kamuflaj mümkündür. Hatta en yakınınızda, en zor anınızda yanınızda olandır. Bu öyle patolojik bir durum ki, insanlığın ve insani değerlerin en uç noktalarda kullanılması ve ne idüğü belirsiz bir amaca kurban edilmesidir. O nedenle insani vasıflarını kaybetmemişler için tespiti de çok zordur. Bu zorluk hem yöneticiler hem de halk için yeni zorlukların da habercisidir… Bu noktada, o yıllardır ağzımızdan düşürmediğimiz, ama çift yönlü olduğunu da aklımıza getirmeye tenezzül etmediğimiz “algı yönetimi” yine belirleyicidir. Algı yönetiminin karşısına düşünceyi koymak, psikolojinin karşına mukaddes aklı koymak gereklidir!
İşte o zaman salim akılda bitmeyen deli sorular başlar ama aynı hataları tekrar yapmamak için faydalıdır bu sorular…
Tam da şu aşamada olası bütün eleştirilere rağmen şunu belirtmek istiyorum. 14 yıldır belki de ilk defa Cumhurbaşkanını temkinli ve acele konuşmaktan imtina ederken gördüm. A Haber 'deki özel programda, bütün sorulara samimiyetle cevap verdi ve en çok merak edilen siyasi ayak sorusuna, herkesin beklediğinin aksine öyle alelade, siyaseti yönlendirmek amaçlı bir cevap vermedi. Devlet temkinini, emin olma kaygısını gördük. Bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak bu bana ümit verdi, umarım yerleşik Devlet geleneği daim olur…
Gelelim algı yönetimleri karşısında aklıma gelen o mübarek deli sorulara…
Şimdi malumunuz olduğu üzere Darbe Girişiminin hemen ertesinde sosyal medyada başlayan, sonra diğer iletişim kanallarında pompalanan meşhur iddia: Darbenin başbakanı Akşener olacaktı!
1- Biliyoruz ki bu darbe girişiminin arkasında ABD var ya da darbe girişiminin başındaki adam ABD'de ve dolayısıyla ABD bu işin içinde. Soru: ABD “Tehlikeli milliyetçi” olarak “fişlediği” bir kadını, uzun emekler neticesinde gerçekleştirdiği bir olayın en üst noktasına neden getirmeyi düşünsün? Elindeki tespite rağmen neden planını kendi eliyle tehlikeye atsın?
2- Şimdi bu süreçte kim kime ne diyeceğini şaşırdı. Herkes sövüyor, sövgülerin arasında da acaba ile karışık ithamda bulunuyor ama somut veri ve belgeyle konuşan hala yok! İddia o ki, "Meral Akşener FETÖ'cüymüş" ve bir halk hareketine dönüşen Meral Akşener'in olası “demokratik” başarısı ortadayken, darbeyle onu başbakan yapacaklarmış… Yersen… Demokratik yollardan sapmayan, taviz vermeyen ve bu tavizsiz tavrıyla halkı harekete geçirmiş bir kadın siyasetçi var ortada arkadaşlar. Söylediğiniz iddianın gerçekleşebilme koşulu ancak ümitsiz bir siyasetçiyle mümkün, demokratik yollarla iktidar olma umudunu yitirmiş kişiler için geçerli. Dolayısıyla, o siyasetçi modeli için başka bir tarafa bakılmalı…
3- Hadi FETÖ'nün ve FETÖ'cülerin böyle bir planı olduğunu kabul edelim. Meral Akşener neden kabul etsin bunu? Farklı görüşlerden insanları ülkücü kimliğiyle bir araya getirmiş, bir sempati ve hareket yaratmış. Önüne çıkan engeller hukuki süreçte belirli bir sürede aşılabilecek engeller. Hal böyleyken neden? Demokratik süreçte avantaj kendindeyken neden darbe sonrasının başbakanı olarak anılmayı tercih etsin? Hem de darbelere karşı olumsuz bir hafızası ve 28 Şubat'ta hafızalara kazınmış dik bir duruşu varken… Şimdi herkes senaryo yazmakta özgür, lakin senaryoda tutarlılık önemlidir.
Arkadaşlar Meral Akşener, çocukluğundan beri siyasi çalkantılara şahitlik etmiş tarih doktoralı, 28 Şubat darbesini atlatmış tecrübeli bir siyasetçi.
Nasıl bir fantezi dünyanız var ki, bir darbe senaryosunun içine Meral Akşener'i yerleştiriyorsunuz, bir de onun tecrübesine ve aklına hakarete yelteniyorsunuz!
Darbe planının bir parçası olan bir siyasetçi neden açık mesajlar versin? Nasıl bir obsesif dünyanız var ki, Atatürk'ün sözünden yola çıkıp, tarihleri kesip gizli mesajlar yaratıyorsunuz!
Nasıl bir hasta ruhlusunuz ki darbenin her yerine Meral Hanım'ın kendi dünyasından isimler yerleştirdiğini düşünüp, o hastalıklı düşünceye inanabiliyorsunuz!
Soru: Ya bunlar bizzat Meral Akşener'in yarattığı halk hareketine de bir kalkışmaysa, ya bahsettiğiniz her şey konuşmaları değer yargıları incelenerek, ona kumpas kuracak şekilde, onu itibarsızlaştırmak için hazırlandıysa? Mazide bu derece profesyonel komplolar kurduklarını söyleyen siz değil miydiniz?
Nihayetinde en kötü sosyal bilimci bile bu ülkede darbelerin ve darbeyle gelenlerin sevilmediğini bilir. Ve devamında cevaplanması gereken soru: Ülkücüler ve Meral Akşener kimin planını bozdu?
4- Meral Akşener ve FETÖ madem başından beri birlikteydi. Madem Akşener bir projeydi, neden Cumhurbaşkanlığı seçiminde bu işi bitirmek, kazanamasalar bile süreci zorlayarak iktidarı zayıflatmak varken, “kadın istemezük” diye, halkın talebine rağmen, bugün FETÖ bağlantısı olduğu konuşulan bir adayı çatı diye getirdiler? Eğer o zaman FETÖ'yle bağlantısı var diye aday göstermedilerse, neden çatı adayla ilgili FETÖ yazışmaları bugün basında? Madem FETÖ bağını biliyordunuz, neden belgelendirip göndermek varken, milletvekili yaptınız, başkan vekili yaptınız? Ha Meral Hanım değil de çatıyla ilgili bağlantı doğruysa o neden vekil yapıldı?
5- Olayın müsebbibi olan kadro! Darbe girişiminin müsebbibi olan ve yer altı kadrosu olarak çalışan FETÖ grubunun tespiti için, kimin “algı yönetimi” yapmaya çalıştığına bakmak önemlidir. Çünkü suçluluk psikolojisi ilk etapta, olaydan etkilenen mağdur rolüyle en sert tepkilere imza atacak, sonra işini garantiye almak için bir günah keçisi tespit edip hedefe onu oturtacaktır. Böylece bakışların kendinden uzak olmasını sağlayacak, eğer başarırsa yırtacak başaramazsa yeni çözümler bulmak için vakit kazanacaktır. İşte bu noktada Darbe Girişiminin siyasi ayağı tartışmalarında ilk olarak kimin ya da kimlerin birilerini işaret ettiğine bakmalı. Tabi bu esnada “kazan-kazan” politikasını da unutmadan... Mesela kimler basına en sert açıklamaları yapıyor? Kimler isim zikrederek gündem belirleme gayretinde? Mesela kim ekrana çıkıyor ve "Her iki tarafın da sloganları aynı, 'Yurtta Sulh, Cihanda Sulh', olacak iş değil" diye konuştuktan sonra, “o gece Belediye'den yarım saat erken ayrılması sayesinde darbecilerden kurtulduğunu” belirtiyor?
Allah aşkına Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün yıllardır söylenen “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” sözünün kullanılması manidar, ama belediyeden her zaman vaktinde çıkan başkanın o gün ne hikmetse yarım saat erken çıkması manidar değil öyle mi? Beyin de gereksiz bir organ zaten… Geçmişte yaptığı yardımlarla, oğlunun mezun olduğu okulla birlikte düşününce valla o yarım saat üç harflilerin hikmeti mi, yoksa planın bir parçası mı diye sorduruyor insana...
6- Öncelikle şunda anlaşalım: Bu Kalkışma, FETÖ'nün Türkiye'de Demokrasiye bir saldırısıydı. FETÖ gibi ülkenin her yerine sızmış bir örgüt, kendi planları dışında bir yapıyı kabul etmeyecektir. Bu süreçte popüler saldırı kalıplarını kullanıp, algı yönetimleri vasıtasıyla yeni siyasi oluşumu kimler belirlemek istemiş, kimler işaret etmişse onlara bakmak faydalı olacaktır. Çünkü ikisi de demokratik yollarla gelmiş olan, ikisi de halkta karşılık bulma noktasında birbiriyle yarışabilecek olan iki kişinin varlığıyla şekillenen demokratik bir ortamda, yer altı oluşumlarının şansı yoktur. Bu Türk Demokrasisine yapılmış bir kalkışmadır ve bu kalkışma, sadece bir patiyi değil, doğrudan doğruya ülkeyi, ülke siyasetini belirleyen AKPyi ve ülke siyasetinde demokratik yollarla yer alacağı belli olan Meral Akşener ve Ülkücü hareketi hedef alan bir kalkışmadır.
***
Aksini kes yapıştır montajları olmadan, mantıksal argümanlarla ve belgelerle kanıtladığınızda “ahmak olduğumu” kabul edeceğimi taahhüt ediyorum...”
Buna ilaveten Servet Avcı'nın 22 Mart 2016 da Yeniçağ Gazetesi'nde kaleme aldığı   “Akşener Başbakan Yardımcılığı'nı kabul etseydi! “ yazısından pasajlarla yazıyı noktalamak istiyorum.
“Ar damarı çatladıktan sonra insan ne yaparsa yakışıyor!.. Bunları tanıyoruz...
Yalancılık ve müfterilik vücutlarının bir parçası gibi... Bunun en bariz olanı, Meral Akşener'in cemaate yakın bir isim olduğunu söylemeleri ve kendisinin 'AK Parti'nin önünü kesmek için proje' olduğunu buyurmaları...
Siyasî iktidarın 'saadet zinciri'nde gazetecilik ve yazarlık yapan bu tiplerin içinde "Madem Meral Akşener cemaate yakın bir isimdi, Tuğrul Türkeş'in Bakanlığı kabul ettiği geçici hükûmette görev alması için neden Akşener'e Başbakan Yardımcılığı teklif ettiniz?" sorusunu soracak veya buna cevap arayacak çapta namuslu, haysiyetli, izzetli kaç kişi var? Varsa neredeler?
Ayıpmış, günahmış, insan eti yemekmiş umurlarında değil... Çünkü esas mesele 'iktidar-muhalefet denklemi'nin bu şekilde muhafazası, aktörlerin değişmemesi... Haksız da sayılmazlar, 2002'den bu yana 12 seçimde 12 yapmışlar, neden bu 'garantili düzen'in değişmesini istesinler ki? Muhalefette muhtemel bir değişimin 'domino' etkisi yapabileceği ve kudretli zannettikleri saltanatın ağır yara alabileceğini biliyorlar... O yüzden 'risk' istemiyorlar... Bu kadar net, bu kadar basit...
***
Bir de 'Akşener, AK Parti'nin önünü kesmek için proje' iddiası var... İyi de bu niye proje olsun? Her parti bir başka partinin önünü kesmek ve sandık yoluyla iktidara gelmek ister... Bunda ayıp olan, suç olan, kusur olan nedir? AKP'yi 'önü kesilemez, kesilmesi akıldan bile geçirilemez' kılan özelliği nedir?
Tabii alışmışlar 'partiyi devlet gibi, devleti de parti gibi' sunmaya... Alışmışlar, 'kendi istikbâl kavgalarını devletin istiklâl kavgası gibi' pazarlamaya... O yüzden en demokratik muhalif hareketlenmede 'kendilerini devletle eşitleyen' şuuraltlarını kusuyorlar "Bu bir proje" diye...
Bütün bu tedirginlik ve iftira gayretleri aynı zamanda ciddi bir korkuyu ve kabullenişi ele veriyor... MHP'de meydana gelebilecek değişimin sandıkta 'AK Parti'nin önünü kesebilecek' en ciddi tehlikeyi oluşturduğunu belgeliyor...  Yani siyasî iktidarın medyadaki kimi sözcülerinin iliklerine kadar işleyen bu tarz, sadece bir 'iftira' değil, bir 'itiraf' aynı zamanda...
'AK Parti'nin önü kesilecek'miş!.. Ne büyük suç değil mi? Sadece bu tespit bile çok şey anlatmıyor mu? İşte tam da bu endişe dolayısıyla soramıyorlar o çelişkinin hesabını: "Madem Akşener cemaate yakındı, daha 6 ay önce neden Başbakan Yardımcılığı teklif ettiniz? Kabul etseydi ve tıpkı Tuğrul Türkeş gibi devam ediyor olsaydı, şimdi cemaatçi bir Başbakan Yardımcımız mı olacaktı?"
Evet, MHP'de değişim isteyenlerin amacı tam da onların tahmin ettiği gibi 'AK Parti'nin önünü kesmek'tir, MHP'yi iktidara taşımaktır... Bu da suç değil, partili olmanın yüklediği bir görevdir... Bunu 'suçmuş' gibi sunanlar, iktidarın değişme ihtimaline karşı her demokratik naftalin kokan bu çelişkili yalanlarla bastırmaya çalışıyorlar, belli ki çalışmaya devam edecekler...
Kabataş'taki 'deri ceketliler'i göremedik, fakat medyadaki 'meşin yüzlüler'i çok rahat görebiliyoruz!..”
Fırsattan istifade bulanık suda balık avına çıkanları iyi tanımak lazım !

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
400