erotik izle yeni film yeni film silifke escort sexs

YOLUNU BİLEN AT VE NİKSARLI BİR ORMAN MUHAFAZA MEMURU SAFVET DİRİM -I-


Bu makale 2016-08-29 20:26:11 eklenmiş ve 202 kez görüntülenmiştir.
Hasan AKAR

At, Türklerin kültüründe geniş bir yeri olan mukaddes, vazgeçilmez hayvanlardan biridir. Türk, at sırtında doğar, büyür, savaşır ve at sırtında ölür. Çinliler Türkler için “Hayatları atlarına bağlı” demişlerdir.
Oğuz Destanlarında kahramanların at ile kardeşliğinden bahseder: ”At dimizen sana kartaş direm Kartaşundan yığlı.” Dede Korkut Hikayelerinden biri olan Bamsı  Beyrek, kendini zindandan çıkıncaya kadar 16 yıl bekleyen atına :”Ben bir atı değil, kardeşimden de yakın birini çağırdım” der.
Kaşgarlı Mahmut: “Türk çadırda doğar, at üstünde ölür” derken. Bir Türkmen Atasözü: ”Sabah kalk atanı (babanı) gör, atandan sonra atını gör” sözleriyle ata verilen önemi vurgular.
Diğer bir söz: “Altının değerini sarraf, atın değerini Türk Bilir” şeklindedir.
Henüz bir buçuk yaşında iken 1958 Aralık ayında Sivas-Yıldız Köyünde kaybettiğim babamla ilgili o zaman 11 yaşında olan Ömer Ağabeyim şöyle bir hatıra anlatmıştı:
“Babamın çok sevdiği, bakımında oldukça titiz davrandığı bir kır atı vardı. Babam sabaha karşı vefat etti. Ama neylersin acıyla beraber köyde hayat devam ediyordu. Ahırda ineklerimiz, öküzlerimiz ve birkaç koyunumuz vardı ve karınlarının doyurulması gerekiyordu. Annem haliyle hayvanlara bakmam, yemlemem ve altlarını süpürmem için beni ahıra gönderdi. Gittiğimde gözlerime inanamadım. Kır atın gözlerinden yaş akıyor, adeta ağlıyordu. Kır atımız neredeyse bir haftaya yakın hiçbir şey yemedi.
Atla ilgili değişik bir hikâyeyi de bu yaz Niksar'da Av.Şükrü Tuğsel Bey'den dinledim. Ailelerinden kendi adının konulduğu Yüzbaşı Şükrü Bey henüz yeni evliyken 1914 Sarıkamış Harekâtına katılmış ve Ruslar tarafından bir şarapnel parçasıyla ağır yaralanmış. Bir müddet Sarıkamış Askeri Hastanesi'nde tedavi görmüş ama bütün ihtimamlara rağmen şehit olmuş. O günün ağır şartlarında hastane yakınlarındaki bir mezarlığa defnedilmiş ama Şükrü Bey'in atı mezarının başından hiç ayrılmamış. Günlerce yememiş, içmemiş ve orada ölmüş.
Yazımıza asıl konu olan ise Aziz Nesin'in Hayvan Deyip Geçme” adlı kitabındaki Safvet Dirim'i  konu edinen “Yolunu Bilen At” başlıklı  yazısı:
Aziz NESİN, yazıya şöyle giriş yapmış:
“Ortaokul öğrencisi olan bir okurum, hem babasının atını, hem de öz yaşamını anlatan bir olayı yazmış mektubunda.” Ve bu mektubu gönderenin ağzından olduğu gibi koymuş:
“24 Eylül günü köydeki evimizde iyice yıkandım. İlkokul diplomamı, nüfus cüzdanımı hazırladım. Evde değerli neyim varsa, hepsini torbaya koydum. Akşam erkenden yatıp uyudum. Geceleyin babam beni uyandırdı. Ata odun yükledi.
-At hazır, dedi.
Torbamı yanıma aldım. Geceleyin yola çıktık.
Akkuş köyünden Niksar'a ortaokula okumaya gidiyordum.
Babam yolda,
-Şu odunları satıp parasıyla sana okul için bir elbise alaydım, başka bir şey istemezdim, dedi.
Sesimi çıkarmadım. Az sonra babam,
-Sana haftada beş lira versem, yeter mi? diye sordu.
-Ne bileyim baba, daha önce hiç Niksar'a gitmedim ki...dedim.
Bir ağabeyim var. O da böyle okumuş. Ticaret Lisesini bitirmişti. Ankara'ya iş aramaya gitmişti..
Konuşa konuşa yolda giderken, sesler, konuşmalar duyduk.
Babam,
-Eyvah, yandık, ormancılar geliyor ….dedi.
Kaçmaya kalmadı, ormancılar önümüzü kesti. Babamı tanıdılar.
-Yık atı! Dediler.
Babam,
-Etme Safvet Ağa, beş param yok, bu ağaçları satıp da, parasıyla aha bu çocuğu yarın okula yazdıracağım. Ne olursunuz, koyverin! Diye yalvardı.
Babamı koyvermezlerse, ben elbise giyemeyecek, okula yazılamayacaktım.
Ormancılar, odunları indirmek için ata sarıldılar. Babam karşı koydu. O zaman ormancılardan biri babama vurmaya başladı. Babamın dayak yediğini görünce, demek babam ağabeyimle beni bu zorluklarla para kazanıp da okutuyormuş diye düşünüp, ağlamaya başladım.
Babam da ormancılara vurmaya başladı. Ama onlar üç kişiydiler. Bu sırada at, elimdeki dizgini çekip duruyordu. Çeke çeke, dizgini elimden kurtardı. Aldı başını gece karanlığında ormanın içine gitti.
Ormancılar, babamı bırakıp atın arkasından gittiler. Babam elimden tutup koştu. Ormancılar arkamızdan bağırdılarsa da bizi tutamadılar.
Sabah ezanı okunurken Niksar'a vardık. Babama,
-Acaba at ne oldu? Diye sordum.
Babam,
-Sen onun için hiç kaygılanma, o yolunu bilir…dedi.
Evlerin sıklaştığı bir mahalleye girdik. Bir de baktık ki, bizim at, sırtında odunlar, bir evin kapısı önünde duruyor.
Babam, her zaman kaçak odunları, bu evin sahibine sattığından, at da kendi başına ormancılardan kaçıp bu evin kapısı önünde durmaya alışmış. Atın bu alışkanlığına şaşıp kaldım.
Babam odunları sattı. Beni de o gün Niksar Ortaokulu'na yazdırdı.”

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
400