yeni film yeni film porno

BABASINA CEZA YAZAN BİR ŞAHSİYET (ZABITA) HAMDİ ÇAVUŞ


Bu makale 2016-09-10 15:43:13 eklenmiş ve 405 kez görüntülenmiştir.
Hasan AKAR

Şehirlerin yaşayan kültüründe unutulmayan bazı sembolleşmiş isimler vardır. Bunları o dönemde yaşayan tüm şehir halkı yediden yetmişe tanır. Zihinlere iyice yerleşen bu insanlar herkes tarafından bilinir ve sevgi, saygıyla anılır. Çünkü bu isimler gerek davranış özellikleri gerekse görevleri sırasında sergiledikleri tutum bakımından diğerlerine göre bazı farklılıklar gösterirler.
İşte yazımızın konusu olan görevi zabıta olan Hamdi Çavuş bunlardan biridir. Niksar'da hâlâ konuşulan, adı yaşadığı sokağa verilen daha nice zaman belleklerde yer alacak tanınmış bir şahsiyet. Niksar'a geldikten birkaç yıl sonra Halk Eğitim Merkezine bazı programları izlemek üzere giderken köşe başında bir evin duvarına çakılmış “Hamdi Çavuş Sokak” levhası dikkatimi çekti. Ama o dönemde fazla tanıdığım olmadığı için kimseye soramadım. İçimden mutlaka İstiklal Savaşı kahramanlarından biridir diyerek kendi kendime cevaplandırdım.
Yıllar geçti kendimi Niksar'ın zengin tarih ve kültürünün içinde bulunca, Niksar Belediyesince bir vefa örneği adı ömrünü geçirdiği sokağa verilen Hamdi Çavuş'u araştırmayı ve tanımayı düşündüm.
Hamdi Çavuş'u halkın gönlünde böylesine özel ve güzel yapan neydi? Kime sorduysam, kiminle mülakat yapsam, cevaplar şu birkaç sözle özetleniyordu:” Yüreği memleket ve insan sevgisiyle dolu, görevini son derece dürüstçe yapan, disiplinli aynı zamanda sevecen bir insan”
Konuyla ilgili il mülakatı Şubat 2002'de Niksar Belediyesi Yazı İşleri Müdürü olan Müjdat Özbay'la birlikte aldığımız randevu üzerine ailesiyle yapmıştık. Gelini Mediha Köktürk  (Niksar 1933) ve torunu Halit Köktürk, soğuk bir kış gecesini misafirperverlikleri ve verdikleri bilgilerle ısıtmayı bilen bir Hamdi Çavuş ailesi onuruyla bizlere yaşatmışlardı.
Verilen bilgi ve belgelerden yola çıkılırsa Hamdi Çavuş, 1882 (?) yılında Niksar'da doğmuş. İlköğrenimini tamamladıktan sonra Niksar Rüştiyesi'nden mezun olmuş. İşte bundan sonrasında o yıllarda savaşların acı gerçeklerini yaşayan insanlar gibi Hamdi Çavuş'u da bu girdabın içinde görüyoruz. Cephelere sürülen “ On beşlilerin “taşlı yollarından onun gibi niceleri “Giden gelmiyor, acep nedendir.” türküsünü yüreğinin en derin yerinden yanık yanık söyler dururlar. Hamdi Çavuş ta gider, Kafkasya Dağlarında Anadolu yaylalarında kokan bir çiçek gibi her yıl bahara kavuşur ama kendi memleketine on iki yıl sonra ancak dönebilir.
On iki yıl Rusya'da esaret dile kolay. Anadan, babadan ayrı. Vatandan ayrı kendini bekleyecek Sarı Gelinlerden uzak on iki yıl ya da yaşayana göre bir asırlık zindan. Gözünün önünde kurşuna dizilen arkadaşları....Dört arkadaşın yıllarca bir ot yatakta aynı kaderi paylaşmaları ve bir Tatar kızına esaretinin son iki yılında kaptırılan kalbiyle sonuçlanan evliliği.
Savaş biter, anlaşmalar yapılır, hudut kapıları açılır. O da Türkiye 'ye, vatanına dönmenin sevincini yaşar ama biraz buruktur. Ruslar tek kişilik pasaport çıkartmışlar, Tatar güzelini Hamdi'sinden ayırmışlardır. Amasyalı arkadaşı İsmail Hazar'la uzun bir yolculuktan sonra vatanlarına kavuşurlar.
Niksar'a dönüşünde Münevver Hanım'la evlenir.1925'yılında da Niksar Belediyesinde tahminim tek bir kadro olan zabıta çavuşluğu görevine başlar. Otuz sekiz yıl bu görevi başarı ile sürdürdükten sonra emekli olur. Sekiz yıl kadar emekli hayatı yaşayan Hamdi Çavuş, 1966 yılında 84 yaşında iken vefat eder. Cenazesi çok görkemlidir, Tokat'tan Belediye Bandosu gelir, Arkasından çevre il ve ilçelerden gelen insanların da katıldığı büyük bir kalabalık cenazeyi takip eder. Melik Gazi Kabristanlığına defnedilişi sırasında da üç dört aydır yağmayan yağmur hasretini ona saklar. Tatlı bir yağışı rengarenk Ebem Kuşağı tamamlar.
Gelini Mediha Hanıma onunla ilgili hatıraları sorduğumuzda:
-Hangi birini anlatayım, evladım. Diyerek bildiklerini aktarmaya çalışıyordu.
“O bir kere dürüsttü, sözünün eriydi, hatırlı idi ve de kanunlara sıkı sıkıya bağlıydı. Affedersiniz bir merkebe fazla yük yüklense, nalının biri noksan olsa sürücüsünü uyarır gerekirse ceza yazardı. Şehir insanları rahatsız olmasın diye kağnıların mazılarına yağ sürdürürdü. Niksar'a gelen filmleri önce kendi izler uygunsa halka seyrettirilmesine izin verirdi.
O babasına bile tutanak tutup ceza yazardı. Arasta Çarşısında tarakçılık yapan babasının dükkânının önünü kirli görmüş, ”Baba ben biraz sonra tekrar buradan geçeceğim, temiz olsun” demiş. Dönüşünde aynı manzara ile karşılaşınca da tutmuş zaptını, yazmıştı babasına cezasını.
Bir defasında da hiç utanmam yakın köylerden zengin bir tüccar pazara affedersiniz hayvan satmaya gelmiş. Belediyeye para vermemek içinde sürüyü daha sonra bağlara sürmüş. Tabii bunu öğrenen Hamdi Çavuş ta gerekli zaptı tutarak etkili bir ceza yazmış. Ertesi gün adamcağız omzunda bir heybe, bir gözünde bal, bir gözünde tereyağı ile kapımızı çaldı. Onu gören kayınbabam Hamdi Çavuş çok sinirlendi.

- Ne diyon ........? diye bağırınca.
- Çavuşum bir cahillik ettim, özür dilerim.
Diyen köylünün daha fazla konuşmasına müsaade etmedi. Yağı bir tarafa, balı bir tarafa fırlatarak:
-Bana rüşvet yiyor diyen kim? diyerek üzerine yürüdü.
Torunu şu an Kahvehane işletmeciliği yapan Halit Köktürk de;
“Dedem bana her gün 25 kuruş verirdi. Kardeşinin kahvesinde antika bir çalar saat vardı. Kurulmadığı zaman beni gönderir saatin çalışmasını sağlar, insanların zamanı bilmesini isterdi.” Diye dedesiyle ilgili bilgileri aktarıyor.
Evet, Hamdi Çavuş'un uygulamaları hep insanların, toplumun yararınadır. Öğle(yemek) tatilinde, esnaf Hamdi Çavuş'un kontrole çıktığını duyunca süratle tahta kepenkleri kapatır ya da ters konulmuş bir sandalyeyle işyerine çivilerle tutturulmuş bezlerle işyerinin kapalı olduğunu gösterirdi.
Pazara getirilen tavukların, baş aşağı fazla tutularak eziyet edilmesini önlemek için Hamdi Çavuş mutlaka köylüleri uyarırdı. Ağır kış mevsiminde bacalardan sarkan buzları kimseye zarar vermesin diye uzun kancalı sırıklarla kırdırtır; balkonlara gelişi güzel çamaşır asılmasına asla müsaade etmez, evlerin önündeki çeşmelerin kurnalarının tertemiz olmasını isterdi.
Çalışmalarımızda ve araştırmalarımızda her zaman kendisinden istifade ettiğimiz değerli ağabeyim Hami KARSLI Beyin anlattıkları ise oldukça ilginç.
“1950'li yıllarda şehrin trafik işlerine de belediyeler bakardı. Araç kullananlar ehliyetlerini belediyeden alırdı. O yıllarda Niksar da bisikleti olan birkaç kişiden biri de bendim. Bir de rahmetli Zeki'nin ( Ateşoğlu ) bisikleti vardı. Hamdi Çavuş bizim bisikletle çarşıda gezmemize asla izin vermezdi. Bir gün Zeki:” Hami, Tokat' ta belediye bisiklet ehliyeti veriyormuş, gidelim mi?” dedi. Ben de sevinerek  :”Gidelim” dedim.
Tokat'ta belediyede bir memur: ”Birer fotoğraf ve nüfus cüzdanınızla beraber, birer bisiklet kiralayıp gelin.” dedi. İstenilenleri süratle yerine getirdik. Belediyenin önüne tebeşirle çizilen büyükçe bir sekiz çizgisinde iki tur attık. ”Tamam” dediler. İkiye katlanmış bir kâğıda resmimiz yapıştırıldı. Künyemiz yazıldı ve altına da “bisiklet kullanabilir” yazısı eklendi. Biz sevinçle, yol boyu ehliyetimize(!) baka baka Niksar'a geldik.
Ertesi gün sabah Zeki ile buluşup bisikletimize binerek Hamdi Çavuş'u aramaya başladık. Hamdi Çavuş'u Pazaryeri Yokuşu'nun başında gördük.(Şimdiki Belediye İş Hanı'nın köşesinde)O yıllar o yokuş, merdivenli değildi. Zeki bisikletiyle pazaryerinden hızla yokuşu tırmandı. Her zaman kendisinden kaçan çocuğun bisikletle kendisine doğru geldiğini gören Hamdi Çavuş, biraz şaşkınlıkla Zeki'yi ensesinden yakaladı: ”Ben sana çarşıda dolaşmayacaksın” demedim mi, derken Zeki bağırarak: “Benim ehliyetim var” dedi ve cebinden Tokat'tan aldığı ehliyeti çıkarıp gösterdi. Hamdi Çavuş eline aldığı kâğıda gözlüklerinin üzerinden bir müddet baktı. Sonra “Ben böyle bir ehliyeti tanımıyorum .”diyerek yırtıp attı. Zeki ağlarken ben de bisikletim binip eve kaçtım. Sonraları bu olayı düşündüğümde Hamdi Çavuş'un bizi koruduğunu, başımıza çarşıda bir iş gelmemesi için böyle davrandığını anladım.
Evet, eskiler böyle dürüst, vazifeşinas kahramanları hâlâ gönlünde yaşatıyor. Ya şimdi öyle mi bu işle iştigal olanların pek çoğu mesleğimden olmayayım, bir partili beni başkana şikâyet etmesin diye çoğu yerleri gözleri kapalı geçiyor sokakları, caddeleri. Nerede bulacağız Hamdi Çavuşları…Allah rahmet eylesin…
Değerli okuyucularımın Mübarek Kurban Bayramını en kalb-i duygularımla tebrik ediyor, Cenab-ı Allah'tan başta ülkemiz olmak üzere Türk-İslam dünyasına esenlikler getirmesini diliyorum. Diğer bir araştırma yazımızda buluşmak üzere.

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
400