Ağustos ayının son günleri idi; öğlen sonrası evden çıktım. Evimizin önünde Ziver Demirel ağabeyinin şiirinde bahsetmiş olduğu meşhur erik ağacı, onun deyimiyle “Bibi'nin Eriği” dediği 100 yıllık ve halen erik veren o ağaç sıcaktan yaprakları sarkmış masum bir çocuk gibi duruyor, yoldaki parke taşlarının sıcaklığı yüzüne vuruyordu.
Ulu Cami'nin önüne geldiğimde kaldırımın kenarında bulunan küçük su kanalında azıcık su akmış bir miktar yaşlık vardı. Küçük bir köpek yavrusu çok susamış olacak ki, hayvancağız o kanaldaki yaşlığı diliyle yalıyordu ama hava çok çok sıcaktı. Hemen caminin önünde bulunan o tarihi çeşmeye doğru yöneldim. Avucumla hayvana su götüreyim diye düşünürken, hayvancağız benim hareketimden ürküp tedirgin oldu ve kaçtı gitti.
Senin ahvalini O Yüce Mevla bilir…
Senin eş'arını Hz. Süleyman bilir…
Atalarımız her mahalleye birçok çeşme ve (hayvanların kullanması için) havut yapmış. Bu çeşmeler hem insanlar ve hemde hayvanların kullanması için suyun biriktiği yer olarak değerlendirilmiş. Ne yazık ki bu çeşmelerimizin önü pek temiz değil. Bu çeşmelerimizin belediyenin öncülüğünde daha temiz tutulursa hem insanlar hemde hayvanlar temiz su içmiş olur.
“Saygı olan yerde korku olur, ama,
Korku olan yerde her zaman saygı olmaz”
(Eflatun)
NOT: Geçtiğimiz günlerde küçük bir yangın olayı atlattık. Bu vesile ile bizzat gelerek veya telefonla geçmiş olsun dileklerinde bulunan tüm eş dost, akraba ve arkadaşlara teşekkür ederiz.
Allah razı olsun…
(Rami Gümen ve Ailesi)