1 Kasım seçimleri sonuçlandı.13 yıldır iktidarda olan AKP dördüncü kez çoğunluğu alarak iktidar olmaya hak kazandı. Ama bir kaybeden de elbette olacaktır. İşte bu kaybedeni araştırmamız lazım. Kaybeden muhalefet ise; zaten üzerine alınmaz, her seferde kazandıklarını ileri sürerek sebep ararlar. Onlarca hiç kaybeden yoktur.
Kaybeden var o da Türkiye…Neyi ve niye kaybetti?
Sebepleri sıralarsak Türkiye'nin niye ve neyi kaybettiği ortaya çıkacaktır.
Ülkenin birçok bölgesine gidilemiyor. Hâlen askerin ve polisin giremediği yerler var.
Ülkeyi yönetenler, maalesef Türkiye'yi, Sivas ve ötesi şeklinde iki bölge olarak değerlendiren konuşmalar yaptı. Karşı tarafa sürekli geçmiş tarihi olayları gündeme getirerek hakaret ediliyor. Devlet kurumları muhalif olan iş adamlarını, gazetecileri susturmak için devreye sokuldu.
Gazeteciler bir telefonla işten atıldı. Kendine muhalif olan TV kanalları, gazeteler kapatıldı ve şirketlere el konuldu.
Yasalar ayaklar altına alınarak binlerce eğitimci yasal haklarını kaybetti.
Seçim yasakları çiğnendi.
Devletin araç gereçleri, bütün imkânları örtülü örtüsüz ödenekleri iktidar partisi propagandası için seferber edildi.
Devletin valileri, bürokratları, milli eğitim müdürleri, okul müdürleri iktidar partisi hatiplerini mitinglerine resmi yazılarla öğrenci ve devlet memuru taşıdılar, gitmeyenler hakkında soruşturma açacaklarını beyan ettiler.
Diyanet İşleri Başkanlığı hiçbir dönemde olmadığı kadar siyasete bulaştı. Yaptıkları hutbe ve vaazlarıyla iktidarın arka bahçesi haline getirildi.
Hukukun üstünlüğü rafa kaldırıldı. Hukuk muhalifleri ve iktidar mensuplarının usulsüzlüklerini yargıya taşımak isteyen polis ve savcılar yerlerinden edildi.
Muhalif partiler iktidar partisi ile değil, devletle yarışarak seçime girdiler. Hangi parti devletle baş edebilir ki?
Bazı yöneticiler parti demeden, yazar demeden, gazeteci demeden kim kendini eleştiriyorsa, “Haddini bil” tehdidi savurdu, “alçak” dedi, “şerefsiz” dedi.
Seçim yasakları iktidar tarafından sürekli ihlal edildi. Seçimlerin hukuka uygun, sağlıklı yapılmasından sorumlu Yüksek Seçim Kurulu, tarihinde hiç olmadığı kadar taraflı davrandı. Ekranlarını karartarak basının bilgi alma haklarına bir set çekti. İktidar partisinin sürekli seçim ihlalleri karşısında bırakınız parmağını oynatmayı kimse kılını dahi kıpırdatamadı. Devletin televizyonu TRT iktidar partisine çalıştı.
Bu seçimlerde iktidarın eleştirmediği tek kişi terör örgütünün eli kanlı elebaşı Abdullah Öcalan'dı. Bu da Kandille anlaşıldığı anlamını taşırken “Çözüm süreci” buzdolabına kaldırılarak zamanı gelince halkın önüne konulacağını gösteriyordu. Kendilerine eleştiriyi hakaret, kendilerinin yaptığı hakareti ise eleştiri olarak gördüler. Böyle bir anlayışla seçime gidildi.
Yolsuzluk ve rüşvetin üzerine gidilmedi. Bir rüşvet olayında beş kişinin adı geçti, üçü görevden alındı, siyasetten alındı, biri; “Ben ne yaptımsa, başbakanın emri ile yaptım” dedi, diğerine ise dokunmaya kimsenin gücü yetmedi, dokunmak isteyen kamu görevlilerine ya görevden el çektirildi, ya da hapsedildi.
Türkiye gerildikçe gerildi. Halk iktidar eliyle ikiye bölündü, sanki ayrı ve düşman milletlerin halkları haline getirildi.
Normal bir ülkede seçimlerden sonra tansiyon düşer. Türkiye'de tansiyonun düşmeyeceği daha sandıklar açılmadan görülüyor gibi…
Türkiye'de milyoner sayısı 26 'dan 56'ya çıkarken kişi başına düşen milli gelir 15600 dolardan 9800 dolara düşürüldü. Dolar 1500 TL'den 3000 TL'ye fırlarken açlık sınırı 1374 TL'ye, yoksulluk sınırı 4000 TL'nin üzerine çıkarıldı. Halk fakirleştirilerek alım gücü düşürüldü ve daha rahat kullanılacak hale getirildi.
Böyle bir Türkiye kaybeden Türkiye değildir de kazanan Türkiye midir?
Öyleyse sorgulamak lazım, kim kaybetti?
*Çok sevdiğim her zaman yazılarını severek okuduğum Yeni Çağ yazarlarından milliyetçi-ülkücü dava adamı Hasan Demir Allah'ın rahmetine kavuşmuştur. Nur içinde yatsın! Allah günahlarını affetsin. Yeni Çağ gazetesi çalışanları ve sevenlerinin başı sağ olsun.