TÜRK VE TÜRKÇÜLÜK
Ben, bir Türk baba ve anneden, Türkiye’de doğdum. Bu nedenle de Türk’üm.
Bu benim kimliğimdir. Bu kimlikten de mutluyum.
Aslında “Türk olmak” üç farklı açıdan ele alınarak tanımlanmalıdır:
Etnik anlamda Türk olmak (Yani dili, tarihi, kültürü ve kökeni Türk halklarına dayanmak. (Kazaklar, Kırgızlar, Azerbaycan Türkleri, Anadolu Türkleri, Uygurlar, Türkmenler, Özbekler gibi halkı Türk, devleti farklı olanlar)
Vatandaşlık anlamında Türk olmak ( Türkiye Cumhuriyeti anayasasının 66. maddesine göre, Türk Devleti’ne “vatandaşlık bağı” ile bağlı olan herkes Türktür. Yani Kürt, Laz, Çerkes, Arap, Boşnak, Gürcü kökenli kişiler de hukukumuza göre Türktür. Ama bu onların etnik kimliklerini yadsıdıkları anlamına gelmez.)
Kültürel anlamda Türk olmak (Eğer bir insan kendini örf, adet, gelenek, dil, tarih, ulusal bayramlar gibi Türk kültürüne ait hissederse o da Türk sayılır.)
*
Türkçülük ise bir düşünce (ideoloji) dir. 19. yüzyılın sonlarında, Osmanlı Devleti’nin dağılmaya başladığı dönemde ortaya çıkmış; Türklerin ortak tarihini, kültürünü, dilini ve birbirleriyle dayanışmasını geliştirmeyi amaçlayan bir düşünce akımıdır. Bilindiği gibi Osmanlı Devleti 1800’lü yıllarda, özellikle Balkanlar’da toprak kaybediyor ve Balkan Ulusları bağımsızlıklarını ilan ediyorlardı. Bu süreçte, “İslamcılık”, “Osmanlıcılık”, “Batıcılık” ve “Türkçülük” gibi akımlar ortaya çıktı.
Türk kimliğini güçlendirmek isteyen Türkçülük’ün gelişmesinde birçok etkili insan vardır. Bunların başlıcaları Yusuf Akçura, İsmail Gaspıralı, Ziya Gökalp, Nihal Atsız gibi isimlerdir. Ama bu isimlerin arasında da Türkçülük’ün farklı yorumlandığını görüyoruz. Örneğin, Ziya Gökalp’a göre ulusu oluşturan kan bağı değil; dil, kültür, ülkü birliğidir. Nihal Atsız’a göre ise ulusu oluşturan daha çok etnik köken ve soy bağıdır.
*
Türkçülük ile en çok karıştırılan kavram Turancılıktır.
Turancı düşünce ise Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan, Türkmenistan, Özbekistan, Kırgızistan gibi Türk devletlerinin daha yakın işbirliği yapması, siyasi ve kültürel olarak birleşmesini isteyen, hedefleyen düşüncedir.
Yani her Turancı Türkçüdür ama her Türkçü Turancı değildir. Çünkü aklı başında Türkçüler iyi bilirlerki, devletler arasındaki ilişkiler köken, soy bağına değil, o devletin çıkarına dayanır.
Bir kişi etnik olarak Türk olabilir ama milliyetçi veya Türkçü olmayabilir. Bu iki kavram arasındaki farkı özetlersek:
Türk olmak kimliktir, Türkçü olmak ideolojidir.
Türk olmak, doğuştan veya vatandaşlık bağıyla alınabilir, Türkçü olmak benimsenen bir düşüncedir.
Her Türk, Türkçü olmayabilir, Türkçü olan kişi kendini Türk kimliği ve kültürü ile özdeşleştirir.
Türk olmak siyasi görüş belirtmez. Türkçü olmak siyasi ve kültürel görüşler içerebilir.
Günümüzde Türkçülük’ün farklı yorumları vardır:
Türk dilinin korunmasına önem veren kültürel yaklaşımlar;
Türk dünyasıyla ekonomik ve kültürel işbirliğini savunan anlayışlar;
Daha geniş siyasi birlik hedefleri öne süren yaklaşımlar.
*
Türkçülük ve ulusçuluk (milliyetçilik) bazı kişilerce çarpıtılarak farklı algılanır. Biz buna şoven ulusçuluk, şoven Türkçülük deriz. (Şovenizm kavramının kökeni, Fransız Nicolas Chauvin isimli bir askerden gelir. Chauvin (Şoven), Napolyon Bonapart’a körü körüne bağlı bir askerdir. Napolyon savaşları kaybedip Fransa’ya zarar vermesine rağmen, ona bağlılığını devam ettirir. Zamanla bu tür koşulsuz ve mantık dışı taraftarlığı tanımlamak için Şovenizm terimi türetilmiştir.)
Ben 1940 doğumluyum. Üniversitelerde, daha sonra da lise ve ortaokullara kadar sıçrayan sol – sağ çatışmalarının başladığı 1968’lerde yüksek öğrenimimi bitirmiş genç bir öğretmendim. Yani o günlerin canlı tanığıyım. Niçin sol’da, niçin sağ’da olduklarını bilmeyen siyasi bilinç yoksunu insanların kör döğüşlerinin acı sonuçlarını onlarca defa gördüm, okudum.
Gerçek ulusculukla Şoven ulusculuk arasındaki o farkı bilmeyenlerin düştükleri bazen gülünç bazen acı durumları gözlemledim.
Kendi ülkesini ve kültürünü severek geliştirmek isteyen, başka ulusların haklarına ve varlığına saygı duyan, eleştiriye ve özeleştiriye açık olarak toplumu ileriye taşımak isteyen gerçek uluscuların (milliyetçilerin), gerçek Türkçülerin yanında; başka ülkelerden ve kültürlerden nefret eden, kendi ulusunun çıkarları için başkalarının yok edilmesini veya ezilmesini doğru bulan, eleştiriyi kabul etmeyen, sorgulamayıp körü körüne biat eden şovenist ulusçuların, şovenist
Türkçülerin çoğunun daha sonraları, kendilerine benzeyen “dincilerle” kol kola girdiklerini de gördüm.
*
Sonuç olarak, özellikle gençlere şunu söylemek istiyorum:
Lütfen ilgilendiğiniz konuda bilgi sahibi olmaya özen gösteriniz. Kimseye körü körüne biat etmeyiniz. Kendinizi, çevrenizi ve olup biteni tanıma, algılama, kavrama ve fark etme yetisi kazanmadan, yani bir bilinç sahibi olmadan özellikle toplumsal olaylara karışmayınız.
Ve sadece 20. yüzyılın değil, tüm yüzyılların en büyük devrimcisi olan Yüce Atatürk’ün izinden ayrılmayınız.