Bunca sene; 'yolsuzluktan', 'hırsızlıktan', 'vurgundan', 'soygundan', 'yağmadan', 'adam kayırmadan', bir gün dahi olsun söz etmeyenler….!
Ucu bir yerlere dokunur diye doğruları ve hakikatleri gizleyenler ve söyleyemeyenler!
Hakikati söyleyenlerin boynuna hemen bir yafta asanlar!
Bazı siyaset bezirganları, kamu erbabı, ilahiyatçısı, ilahiyatsızı, gazetecisi, televizyoncusu, ilmini bir siyasi görüşün emrine sunan akademisyenleri, konferansçıları, şeyhleri, müridleri, sözde kanaat önderleri, vakıfları, dernekleri, sivil toplum kuruluşları…….
Şeklen dindarlık gibi gözüken siyasi dindarlığın biatçıları adını telaffuz edemedikleri “bu millet”i paydası kendilerinden menkul kardeşliğe çağırıyorlar!
İnsanlığı öldürdüler. Diriltmek için daha önce insan yerine koymadıklarını suçlarına ortak olmaya çağırıyorlar!
İnsanlar sistematik biçimde adaletsizliğe uğrarken başlarını çevirip görmemezlikten gelenler sahte tebessümlerle ne kadar insancıl olduklarını ispat gayreti içindeler!
Ahlaksızlığa sırf aynı siyasal havuzun içinde olduklarından dolayı sesini çıkarmayanların bu kardeşlik çağrıları zaten inanmaya hazır olanların dışındakilere pek de inandırıcı gelmiyor!
Ama, umudu kesmemek lazım.
Tevbe kapısı her zaman açık değil mi?
Bu fırsatları var. Tevbe etsinler. Tevbelerinde samimi olduklarını gösteren davranışlar sergilesinler. Ancak o zaman birlik ve kardeşlik çağrıları bir anlam kazanır nazarımda.
Merkeze, siyaseti değil, insanlığı koysunlar öyle!
Merkeze, uydurduklarını değil, Allah'ın dinini alsınlar öyle!
Merkeze, riyakarlığı, iki yüzlülüğü değil, ahlakı alsınlar öyle!
Merkeze, üstünlerin hukukunu değil, hukukun üstünlüğünü alsınlar öyle!
Yoksa böyleleriyle birlik olmaktansa bu kalabalıkta yalnız kalmaya değer bu hayat !
“Hak bildiğin yolda yalnız da olsan yürüyeceksin”