Trabzon Maçka'da, Kaymakamlık, 18 Mart Şehitler Haftası nedeniyle ilçenin en yüksek tepesine Türk bayrağı dikilmesini kararlaştırır.
İlçe Kaymakamı bu görevi, İlçe Emniyet Müdür Yardımcısı bir komisere verir. İlçe Jandarma Bölük Komutanı Üsteğmen, törene katılmaz. Bayrak dikme töreni bitiminde de gittiği alanda, ilçeye dönen emniyet aracını durdurur ve Komisere “Jandarma mıntıkasında polisin ne işi var?” diye sorar. Komiser de “Bayrak dikme törenine geldik. Görmüyor musun?” diye cevap verir. İddiaya göre alandan ayrılan komiseri aynı gün akşam telefonla arayan üsteğmen; “Seni bir daha mıntıkamda görürsem bak ne yapacağım” dedikten sonra küfür eder. Bir gün sonra komiser, sosyal paylaşım sitesinde “Merak etme şanlı bayrağım, benim mıntıkamdan da görünüyorsun. Sana uzanan elleri buradan da kırarım. İcap ederse dibine kadar gelir, o direği bir yanına s....” yazar.
Daha sonra bu ikili birbirleri hakkında karşılıklı olarak hakaret davası açarlar.
Şimdi burada olan nedir?
Şehitler Haftası dolayısıyla böyle bir etkinlik planlayan Kaymakamlık bu görevi niye jandarmaya değil de polise vermiştir?
Hadi görev bir şekilde polise verildi diyelim!
İlçe Jandarma Komutanı'nın törene gitmemesi için bir sebep midir bu?
Türk Bayrağı'nın bir tepeye dikilmesi gibi bir görevde ;”Mıntıka” tartışmak bu görevin neresinde vardır?
Kişisel çekememezlik desem! görevi kötüye kullanmanın mazereti olamaz:
Bayrağa karşı bir tavır olduğunu sanmıyorum ama…..
Ülkemizde cereyan eden olaylara bakınca bir acaba da aklımdan geçmiyor değil!
“Ankara'nın orta yerinde "1. Dünya Savaşı ve Sonrası Trabzon Vilayeti ve Pontos Sorunu” konulu panel düzenlendi.
Konuşmalarda Sakallı Nurettin Paşa ve Topal Osman Ağa “Soykırımın iki figürü” olarak suçlandı, Samsun'daki Rum çetecilerin temizlenmesi, Srebrenitsa katliamına benzetildi.
Panelde Fikret Başkaya, “Osmanlı'nın geleneğinde iki siyaset vardı. Kitle katliamı ve iskân siyaseti. Bugün bu gelenek Kürdistan'da devam ediyor. Değişen hiçbir şey olmadı” dedi.
İsmail Beşikçi ise “İttihat ve Terakki'nin Osmanlı devletini Türklük üzerinden yeniden inşa etmek planı sonucunda Ege, Kapadokya ve Pontus gibi bölgelerde yaşayan Rumlar sürgün edildi, Ermeniler tehcirle yok edilmek, nüfusu çürütülmek istendi. Kürtler Türk, Aleviler ise de Müslümanlığa asimile edilmek istendi. İkinci ayağında ise Rumlardan, Ermenilerden kalan mal varlıkları ile Osmanlı ekonomisi millileştirilecekti” dedi.
Yannis Vasilis Yaylalı da “Bir asır önce Rumlara yapılan tehcir ve katliam bugün Cizre, Sur, Silopi, Nusaybin gibi Kürt illerinde Kürtlere yapılıyor. Hepimiz Kürtlere destek olmalıyız. Kürtler bugün yenilirse hepimiz yeniliriz” dedi.
Aslında “PKK yenilirse, Ermenistan ve Pontus hayalleri tamamen sona erer” demek istiyor! Açıkça görüldüğü gibi PKK destekçilerinin aslında Kürt diye bir derdi yok. Kürtler adına eylem yapan veya söylem geliştiren kriptolar da ortaya çıkarılırsa, PKK ve destekçileri ortada kalır!” (Arslan Bulut-Yeniçağ Gazetesi-11.04.2016)
Tam da bu sırada içimizdeki kripto! lardan biri:
HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, Azeri toprağı olan Dağlık Karabağ'ın özerk bölge olduğunu ve Azerbaycan'ın haklarından vazgeçmesi gerektiğini söylemiş.
Bunun ve bunun gibilerin karnının ağrısını biliyoruz! Öte yandan birileri Pontus'u diriltmek için Karadeniz üzerine oyunlar oynarken, tam da Karadeniz'de bu yaşanmamalıydı!
İşte o sebeple diyorum ki bu kadar “kripto” nun bol olduğu bu ülkede; hem de Şehitler Haftası'nda bir İlçe Jandarma Komutanı şu mıntıka meselesini ortaya atıp, ancak devlet ve millet düşmanlarını sevindirecek böyle talihsiz bir olayın tarafı olmasaydı ! Keşke !