Olayı belki hatırlarsınız. Hatırlamayanlarınız için siyasetin hangi boyuta taşınıp çirkinleştiğini görmeniz için bir daha hatırlatayım.
Hani; Hatay Dörtyol'da vuku bulmuştu olay ve günlerce televizyon ve gazeteleri ve hatta tüm kamuoyunu meşgul etmişti!
27 Temmuz 2012'de basına yansıyan görüntülerle ortaya çıkan olayda ihalesiz olarak Dörtyol İlçe Emniyet müdürlüğünün kantinini işleten dönemin AKP Gençlik Kolları Başkanı Ömer Uzun, polis memuru Alper Atilla'yla tost ve çay yapma konusunda bir tartışma yaşamıştı.
Uzun, Alper'e, “Sen bakma benim kantinci olduğuma. Ben AKP Gençlik Kolları Başkanıyım. Gerekirse senin üzerindeki üniformayı soydururum” sözlerini söylemiş, yaşadığı olayı Komiser Yardımcısı Murat Emer'e anlatan Alper ise daha sonra milletvekili oğlu İstemi Kağan Türkoğlu'yla birlikte gelen Uzun'un sıra dışı teşhis yöntemine maruz kalmıştı.
AKP Hatay Milletvekili Hacı Bayram Türkoğlu'nun oğlu İstemi Kağan Türkoğlu ile eski AKP Dörtyol Gençlik Kolları Başkanı Ömer Uzun 24 çevik kuvvet polisini teşhis için sıraya dizmişti!
Ama bu teşhis yönteminden ziyade dönemin Emniyet Müdürü'nün polislere söylediği söz daha da önemliydi. Çünkü basına yansıyan görüntülerde müdür bey polislere:
“Küfür dahi edilse sesinizi çıkarmayacaksınız” talimatı veriyordu!
Geldiğimiz nokta bu !
O müdür; maiyetinde çalışanlara, kişilik ve özlük haklarını korumakla sorumlu olduğu kişilere diyor ki:
“Size sövseler. küfür etseler, onurunuza, şerefinize, namusunuza dil de uzatsalar! Sesinizi çıkarmayın!”
Müdürün mezhebi geniş olabilir! Bir partinin tetikçiliğine soyunmuş olabilir !
Hatta siyasal güce sırtını dayayıp efelenenler, sağa sola hakaret yağdıranlar da kendilerine edilen küfürleri hoş karşılayabilirler! Bu onların kendi bileceği bir iştir!
Ama herkes öyle mi?
Bir siyasi kimlik; bu milletvekili de olabilir, il başkanı da olabilir, ilçe başkanı da olabilir, veya teşkilatların herhangi bir kademesinde yönetici de olabilir…
Elde ettiği ya da bu milletin kendisine verdiği yetkiyi bu milletin hiçbir ferdine hakaret etmekte kullanamaz! Kullanmamalı!
Ama bu siyasi makam işgal edenler; özellikle iktidar kanadında yer tutanlar, öyle bir siyaset yapma havasındalar ki, “Kendilerinden izinsiz kuş bile uçmasın !” istiyorlar.
Neredeyse Pazar alışverişine çıkarken liste hanımlardan değil de onlardan alınacak!
Bakarsın niye oradan aldın? Ya da Niye ondan aldın? Sorusunu sorma hakkını bile görürler kendilerinde!
Makama itibar kazandırmak değil makamdan itibar kazanmak olunca amaç? Kendilerine sorulmadan yapılan her işin -yetkiniz dahilinde de olsa- hesabını sormayı hak görüyorlar!
İş bu noktaya gelmiş iken; daire amirlerinin görev yapması da, tam ve kayıtsız şartsız teslim olmadığı zaman elbette imkansızlaşıyor.
Kurumun gerektirdiği gibi davranmak; bu kafaya göre üstünün çizilmesi anlamına geliyor.
Ne yapacak kurum amiri; “Her attığı adımı açıp telefonu direk milletvekiliyle görüşmeyeceğine göre partinin en yakındaki yetkilisiyle görüşecek!
Beklenen: “Çaya kaç şeker atayım ?” diye sorulması istenen bir itaat ve teslimiyet…
Sanki o makamda sadece onların dediği işleri, onların işaret ettiği şekilde yapmak için oturuyorsunuzdur! Kullanılıp kenara konulan herhangi bir eşya gibi…!
Kurumun gerektirdiği sorumluluğu içinde görev ve yetkilerinin bilincinde “Adam” gibi davransa; bu beylerin istediği gibi tam bir teslimiyet sağlamazsa, ya yediği lafları hazmedecek! Ya emekliliğini isteyecek ya da başka bir yere tayinini!
Memurluk zor ama !
Daire amirliği daha zor !
Diyelim ki; zaman zaman müteahhitlere, taşeronlara iş yaptıran bir kurumun başındasınız.
Müteahhide bir iş yaptıracaksınız ve bu iş için 10 yeni elemana ihtiyaç var.
Siz konumunuz icabı müteahhit firmaya çalışacak işçileri dayatamazsınız ama birkaç isim de tavsiye edebilirsiniz değil mi?
Müteahhit firma yetkilisi size dedi ki: “Alınacak 5 işçi benim çalışmalarına tanık olduğum kişiler. Onları ben seçtim. Geri kalan 5 tanesini de siz seçin” dedi. Daire amiri de bu 5 kişiyi kendi kafasına göre alacak değil ya ! Aradı, bilgi verdi. Liste geldi 10 kişilik!
Ne olacak ?
Adamlar sizi şuraya sokacağım diye söz vermişler birilerine!
Sanki alınacak elemanı müteahhit değil de kendileri alıyormuş gibi!
Müteahhide bir şey diyemeyeceğine göre geriye siz kalıyorsunuz beyim!
Sizin, görevinizi başarıyla yapıp yapmadığınızın, o kuruma yıllar boyu dürüst ve başarılı hizmet etmenizin, hiçbir kıymet-i harbiyesi yoktur artık!
Neden ?
Siz bu sistemin aradığı ve çalıştırmak istediği muteber insan değilsinizdir artık !
O elemanların hepsini işe almamışsınızdır da ondan. Bakın yetkinizin olup olmadığı değildir önemli olan!
Siyaset değirmeninin nasıl insan öğüttüğünü geçmiş uygulamalarda görmüştük zaten. Siz sadece son eklenen halkadan ibaret olursunuz!
Hem de bu saadet zincirinin değerli bir halkası olduğunuzu zannettiğiniz anda hatırlatırlar size.
Hani ağaca balta vurmuşlar da “Sapı bendendir!” demiş ya!
En güzel dalını baltaya sap olsun diye veren ağaç gibi ! Kendisine sap olduğumuz baltanın kesmesi daha da çok acıtır içimizi! Ne kadar hayıflansanız yeridir!
“Ben olmasam sen hiçsin” derler.
Halbuki bugün gücü elinde bulunduranların yarınları ne olacak kimbilir?
“Meşe gölgesinde filizlenen yosunlar, çok kere kendilerini meşe fidanı sanır.” Demiş Cenap Şehabettin.
Bize de; siyasi gücün hoyratça kullanımından dolayı, ya emekliliğini isteyen, ya da çekip başka yerlere tayin isteyen, güce boyun eğmeyen adam gibi adamlara da güle güle demek mi düşer sadece!
Zira tepki vermedikçe birileri, yaptığının doğru olduğunu zannedip daha fazla cüretkar davranacaklardır biline.
Yoksa; birinin imtiyazlı çocuğunun sıraya dizip hesap sorduğu polisler gibi bir sıraya dizilmeyi mi bekliyor toplum?