Kafes; yapmadığınız bir işten dolayı suçlanarak içine koyulduğunuz yer…..
İşkencenin her türlüsüne maruz kaldığınız yer…
Uğruna mücadele edip ölümü göze aldığınız kutsallarınızla yargılanıp – buna yargılanma denirse eğer- infaz edildiğiniz yer….
Vatan sevdasını, memleket aşkını; yaşarken de ölürken de milletine bir türlü anlatamayan serdengeçtiler…Onlar Ülkücüydüler…
Onlar, suçsuz yere, darbecilerin çarpık denge anlayışıyla idama mahkum edilip, vatanı sevmeye mahkum olmanın şuuruyla, yağlı urgana boynunu uzatmayı tevekkülle karşılayanlardı..
Hani; Cumhuriyet Dönemi Halk Şiiri'nin en büyük halk şairlerinden Abdurrahim Karakoç üstadın “Dertleşme” isimli sitemkar şiirinde dile getirdiği gibi … Daha ne yapsınlardı? Kendilerini anlatmak için.
Sırtımıza cümle derdi belayı
Sizin için aldık sizden ne haber?
Senelerce uykuları rüyayı;
Sizin için böldük sizden ne haber?
'Nemize ne, aman bırak' demedik;
Otuz alıp onbeş verek demedik
Hava kışlı, yollar ırak demedik
Sizin için geldik, sizden ne haber?
Aşk ile doldurduk gönül tasını
Tavuğunuz ölse çektik yasını
Zalimlere karşı cenk havasını
Sizin için çaldık, sizden ne haber?
Durup da 'bize ne' demedik bir gün
Korkmadık, yılmadık, düşmedik yorgun.
Sıra sıra hapis, kitlece sürgün;
Sizin için olduk, sizden ne haber?
İçkiye, kadına, rütbeye şana
Tenezzül etmedik, malum cihana
Bunların cümlesi kalsın bir yana;
Sizin için öldük sizden ne haber?
Onlar ki vatan sevmenin ustasıydılar …
Onlar hesapsız sevmiştiler vatanı bir karşılık beklemeden….
Onlar ki “Kavuşamazsan aşkın olur, kavuşursan vuslatın” diyerek aşkını kalbinin en mutena köşesine nakşedenlerdi….
Kafes; sadece bir sinema filmi değil bizim kuşak için. Bizi gençleştiren ama izlerken de gözyaşlarımızı tutamadığımız, hayatımızın bir kesitiydi ..
Bu film; Türk Milleti'nin bir türlü sağ gözüyle bakamadığı 12 Eylül darbesinin, Ülkücü Hareket'e yaşattıklarının ve hala geçmeyen acılarının hikayesidir….
Hakim oldukları sinema sektöründe bugüne kadar, sevgi ve hoşgörü timsali olarak gösterilen devrimci-solcu gençlerin de ipliğini pazara çıkarmaktadır bu hikaye…
1980 öncesi ülkücü kuşağın çektiği çile ve acıların, bu ülkede bir zamanlar bayrağı ve vatanı sevmenin suç sayıldığı dönemin hikayesidir…
Bu filmin hikayesi gerçek, karakterleri hayalidir.
Filmde; polisten kaçan bir solcu kız öğrencinin; o dönemde ülkücü hareketin dergilerinden olan “Genç Arkadaş” dergisine sığınması ve oradan ayrılmasının akabinde dergiyi aramaya gelen polislerden birinin “O anarşist kız buraya girdi komserim.” demesi üzerine komiserin: “Burada anarşistin ne işi var?” cümlesi aslında sağduyu sahibi herkesin ülkücülere bakışının özeti gibiydi.
Bir de kafesteyken yapılan bir durum değerlendirmesi var ki darbe sonrası ülkücülerin pozisyonunu ortaya koymakta adeta : “İhtilali yapanlarla, ondan yararlananların arasında kaldık.”
Bizim camiamız sinema alanında oldukça zayıftır. Arada sırada yapılan çalışmalara gereken ilgiyi göstermek, sahip çıkmak boynumuzun borcudur. Kafamızda oluşan senaryoya uymadığını görünce, aradığımızı bulamayınca eleştirinin dozunu da kaçırmamak gerektiğini düşünüyorum. Şu niye yoktu, bu niye gösterildi gibi tartışmaları bir tarafa bırakıp daha iyisini daha güzelini ortaya koyma çabası içerisinde olmalıyız.
Bu filmde emeği olanlara ve kısa sürede bizlerle buluşmasını sağlayan Niksar Ülkü Ocakları'na teşekkür ederim.