New York Basın Birliği'nin (NYPA) yıllık konferansının açılış konuşmasını yapan New York Güney Bölgesi Başsavcısı Preet Bharara, Reza Zarrab'ı tutuklatmasının ardından ilk defa kameralar karşısına çıkmış. Yaklaşık, 300 kişiden oluşan Amerikalı gazeteci ve yayıncı grubuna cuma günkü konferansta hitap eden Başsavcı Preet Bharara, hiç kimsenin hukukun üstünde olmadığını vurgulamış. Savcı Bharara, özetle şunları söylemiş:
“Her şeyimiz hukukun üstünlüğü ilkesine dayalıdır. Hiç kimsenin hukukun üstünde olmadığına inanıyoruz. Ne kadar paranız olduğu, ne kadar gücünüz olduğu, ne kadar kuvvetli olduğunuz ya da ne kadar güçlü bağlantılarınız olduğu umrumuzda değil. Eğer kanunları çiğnediyseniz ve hakkınızda bir araştırma yürütüp savcılığa taşımak adaletin menfaatine ise, bunu da ispatlayabiliyorsak, o zaman tam da bunu yapacağımızdan emin olabilirsiniz. İster Türkiye'de, ister Amerika'da, ister New YorkCity'de olun size sunabileceğim tek şey, hiçkimse tarafından sindirilmeden, kimseden korkmadan işimizi yapacağımızdır. Kanun ve gerçeklere dayalı olarak işimizi yapacağımızdır, mesleğe girerken ettiğimiz yemin, bunu gerektirmektedir. Bu kişi belli bir zaman önce Türkiye'de de tutuklanmış ki bunun dosyamızla bir ilgisi yok. Anlatması çok karışık ve detaylı olan birtakım sebeplerden ötürü, vatandaşı olduğu Türkiye'de de popüler bir isim olduğu ortaya çıktı. Haberimiz lmadan, sürpriz şekilde, bu tutuklama ilgi topladı.
Reuters'a göre; Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın gazeteciler ve çocuklar da dahil kendisine hakaret etmek suçundan 1800'ü aşkın kişiyi dava ettiğini söyleyen Bharara, “Gazetecileri Koruma Komitesi de Türkiye'de en az 13 gazetecinin hapiste olduğunu, büyük medya şirketi sahiplerine taciz ve otosansür de dahil sistematik baskı yürütüldüğünü rapor etmektedir” diye konuşmuş.
Elin oğlu hukukun üstünlüğüne ve basın özgürlüğüne vurgu yapmış ! Özgür basının önemine vurgu yaparken... Albert Camus'nün (Alber Kamü) şu sözüne yer vermiş : “Özgür basın, iyi ya da kötü olabilir. Ancak özgür olmayan basın, sadece kötü olacaktır.”
Bizde de aşağı yukarı durumun aynı olduğunu bilmiyor demek ki !
Bu durumu Meydan Gazetesinden Nesrin Nas şöyle anlatıyor:
“AKP Diyarbakır Milletvekili Ensarioğlu bir televizyon kanalında konuşuyor: "Yasama bizde...Yargı bizde... Yürütme bizde... Her şey bizde... Mevcut parlamenter sistem en fazla bizim işimize gelir. Meclis bizde... AK Parti hükümetini Meclis'te ne diye denetleyeceğiz ki?” diyor. Sözü Ensarioğlu'nun bıraktığı yerden anayasa profesörü Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Burhan Kuzu alıyor: "Oğlan bizim, kız bizim, niye denetleyelim ki?"
Doğru... Her şey ellerinde. Hatta dördüncü kuvvet medya da ellerinde. Anayasanın bekleme odasına alındığı, hukuki temeli yıkılmış, Meclis'i kadük edilmiş rejim... En çok da Anayasa Mahkemesi ürkütüyor onları galiba. Bir de arada sırada çok cılız bir sesle de olsa, Başbakan'ın yürütmenin başı benim hatırlatması yapması canlarını sıkıyor olsa gerek. Yoksa Ensarioğlu da Kuzu da haklı. "Oğlan onların kız onların".
Bundan sonra sıra yeni rejimin tahkimine gelecektir. Hedef sessiz ve sorgulamayan bir toplum yaratmaktır. En son Ensar Vakfı okulunda gerçekleşen ve sistematik olduğu anlaşılan çocuk tacizine gösterilen tepki, sorgulamaya başlayan bir toplumun ne kadar tehlikeli olabileceğini iktidara hatırlatmıştır. Bu nedenle medyanın susturulması kadar muhalif olan herkesin terör yandaşlığı ile suçlanarak cezalandırılması, hatta vatandaşlıktan çıkarılması bu tahkim aşamasının önemli bir aracı olacaktır.
Türkiye işte böyle bir ortamda yeni bir anayasa yapmaya kalkışıyor. Oysa bir toplumsal uzlaşma metni olan anayasalar ancak özgür bir tartışma ortamında yapılabilir. Özgürlüklerin tırpanlandığı, eleştirinin ihanetle eş tutulduğu, bir propaganda eşliğinde anayasa yapılmaz. Görünen o ki, mevcut iktidarın böyle bir derdi yok. “Oğlan bizim kız bizim” dedikleri totaliter düzenin inşası için gerekli gördükleri anayasa değişikliği düğmesine muhtemelen Kasım ayında bir referandumla basacaklar. Bu referandumda soru bellidir:
Başkanlığa evet mi, hayır mı?