Sözü söyleyen kişiyi mi dikkate almalı ?
Yoksa ?
Ne söylediğini mi ?
Bana göre söylenen sözün bir önemi vardır diyeceğim ama….
Bazen de öyle kişilerin ağzında en hakikatli söz de anlamını yitiriyor !
En doğrusu herhalde hem söylenen sözü hem de söyleyen kişiyi şöyle bir tartmak !
Bu bile kesin bir kanaat oluşturması için yetmeyebiliyor.
Burada devreye sözün ağırlığı dediğimiz durum ortaya çıkıyor.
Kendisine, kendimize inandığımızdan daha fazla inandığımız biri tarafından söylenmiş bir sözü ne kadar objektif kalarak değerlendirebiliriz !
Veya, kendisine zerre miskal inanmadığımız, güvenmediğimiz birinin aslında doğru olan tespitlerine, sözlerine ne kadar güven duyup kabullenebiliriz ?
Bu biraz da sözü söyleyen kişiyle alakalı daha önceden zihnimizde yer etmiş profille ilgili.
Nasıl ?
Bir cümle Kadir İnanır tarafından kurulursa, gülmediğimiz gibi bayağı ciddiye de alırız.
Ama aynı cümleyi rahmetli Kemal Sunal kurmuş olsaydı veya günümüzde Cem Yılmaz kursa gülmekten kendimizi alamayız değil mi ?
Belki aynı şeyi algılarız ama birine güler birine gülmeyiz.
Tabii sizin nezdinizde sözü söyleyenin bir saygınlığı varsa başka anlarsınız.
Zaten gözünüzde bir değeri olmayanın söylediği söze de itibar etmezsiniz !
Adamın söylediği söz doğru !
Ama adam size göre sizin hiç hazzetmediğiniz mahalleden !
Ne söylerse söylesin etiketimiz hazırdır zaten.
Bu taraftan da kim ne derse desin, hoşumuza gitmese bile, doğru bulmasak bile savunmak zorunda olmak çok tuhaf bir durum değil mi ?
O zaman bu durum kısaca:
Bizce Bay Doğru'nun yanlışını savunmak, Bizce Bay Yanlış'ın doğrusunu görmezden gelmek.
Sebebi; herkesin kendi yandaşının söyleminin arkasında adeta bir duvar gibi durması ve duvarda bir gedik açtırmamak için canla başla mücadele etmesi olmasın.
Tabii kendimizi düşürdüğümüz durumu da, çevremizdeki insanların bize bakışını da göz önüne alırsak,
Hakikatin ve doğruların yanında yer almamız gerektiğini görmeliyiz ve ona göre hak edene hakettiği gibi davranmalıyız.