Onlar Kurtuluş Savaşı'nın “Çolak Salih” leriydiler !
Hani şu kitaptayken pek farkedilemeyen ama dizi olarak çekilince evimize kadar gelen Çolak Salih.
Tarık Buğra'nın Küçük Ağa'sındaki bir kahramandır o.
Ama dizide Fikret Hakan'ın canlandırdığı Çolak Salih beni daha çok etkilemişti.
Küçük Ağa dizisi Türk'ün Kurtuluş Savaşı'nın gerçek bir portresini sunmuştu.
Çolak Salih, sağ kolunu savaşta kaybetmiş, daha başka bir çok şeyi de geride bırakmıştır.
Evine gelmiştir geri. Eve ilk vardığı akşam, -yoksul komşularının burnuna kokar diye- anasının sucuk pişirmesine mani olmuştur.
Salih, savaş öncesinde demircidir, güçlüdür, kuvvetlidir. Savaşın olmadığı yıllarda, çocukluk arkadaşı Niko'yu koruyup kollamaktadır. Öyle ki, Niko, Salih'in Niko'su olarak bilinmektedir. Salih tek kolunu cephede kaybederek dönmüştür geriye ama her şey farklıdır. Niko ve dostlukları da.
Kaybettiğinin sadece kolu olmadığını farketmiştir !
En büyük darbesini birlikte büyüdüğü, koruyup kolladığı Niko'dan yemiştir.
Herkesin dua etmek için iki elini kaldırdığı yerde tek kolu olmasının acı gerçeğiyle yüzleşir.
Ama; İstanbullu Hoca'yı da Kuvvay-ı Milliye saflarına onun mücadele azmi ve inancı katmıştır.
Annesiyle yaptığı muhabbetlerde:
- Hatırlar mısın ana, eskiden komşu kadınlarla bahçede toplanıp türküler, ilahiler söylerdiniz. abim Ali ölmeden... Ali'm ne yatarsın günlerin geldi, günlerin geldi... bir de ''bir yürüyüş eyleyelim'' derdiniz, ben hep ''bir gülü düş eyleyelim'' diye anlardım. eylerdim de.. Niko'lu, Ruziye'li, güzel bir dünyayı düş eylerdim. meğer biz bunları düş eylerken, kimler bize yürüyüş düzermiş?!
Niko: ee, anlat bakalım Salih çavuş, savaş nasıldı?
Salih: çavuş olamadık be Niko! tek kola, tek rütbe!
Evet; bu memleketin “Çolak Salihleri”dir. Ülkücüler.
Milleti için adanmış yürektir onlar.
Bu milleti, bu vatanı karşılıksız ve hesapsız sevmişlerdi. Her ne kadar uğruna yardan, serden hatta dünyadan geçtikleri bu millet onlara pek karşılık vermese de !
Karşılıksız bu sevgi onları daha da sevdalandırmıştır bu millete!
Kocaman yürekleri, haksızlığa tahammül edemeyen karakterleri ve kendileri için kavgaya atılmaları bile yumuşatamamıştır milleti!
Rütbeye, makama, şana, şöhrete ve bugün birilerinin elde etmek için ruhunu şeytana sattığı paraya hiç meyletmediler.
Bunu Abdurrahim Karakoç üstad; “Dertleşme” isimli şiirinde ne güzel ifade etmiştir:
Durup da 'bize ne' demedik bir gün
Korkmadık, yılmadık, düşmedik yorgun.
Sıra sıra hapis, kitlece sürgün;
Sizin için olduk, sizden ne haber?
İçkiye, kadına, rütbeye şana
Tenezzül etmedik, malum cihana
Bunların cümlesi kalsın bir yana;
Sizin için öldük sizden ne haber?
Kinleri, öfkeleri, sadece vatan ve millet düşmanlarınadır.
Ezana, bayrağa saldırılırken, birileri gibi dünyalık ve makam peşinde koşmamışlar sonunu düşünmeden karşı çıkmışlar, gerektiğinde canlarını vermişlerdir.
Onlar bu mukaddes kavramlar için mücadele ederken Niko'lar boş durmamışlardı tabii!
Şavaşa yani mücadeleye katılmayan, Niko gibiler; mal sahibi ,mülk sahibi hatta makam sahibi olmuşlardır!
Çolak Salih gibi kahramanlar ise Niko gibilere minnet etmemişti ! Ama ya yoksul kalan millet öyle miydi ? Niko gibilere ihtiyaç duymasın da ne yapsındı?
Niye ?
Çünkü; Niko zengin !
Çünkü ; Niko güçlü !
Çünkü; Niko bir sözüyle insanlara hayatı zindan edebiliyor !
Elinde avucunda bir şeyi kalmayan millet elbette Niko'ların yanında saf tutacaktı.! Çolak Salih'in değil.
Kahramanlık karın doyurmuyordu çünkü!
Güçlü şirketleri, ekonomik güçleri, milletin işini görecek bir makamları da yoktu Çolak Salih'lerin !
Yanında yürümek bile ekmeğinden aşından olmak demekti neredeyse !
Ne yapmak gerek ?
Çolak Salih; tek koluyla milli mücadeleye nasıl katkı sağladıysa o gün bugündür demek gerekmez mi ?
"Yüke gelince kuşum, uçmaya gelince deveyim" diyenler varsın köşe başlarını tutmaya devam mı etsinler ?
Mustafa Kemal Atatürk, Mersin gezisindeyken şehirde gördüğü büyük binaları sormuş.
- Bu köşk kimin?
- Kirkor'un
- Ya şu koca bina kimin?
-Yorgo'nun
- Ya şu?
- Solomon'un
Atatürk sinirlenerek sormuş.
' O'nlar bu binaları yaparken siz neredeydiniz?
Toplananların arasında bir köylünün sesi duyulur;
- Biz Yemen'de, Tuna Boyları'nda Balkanlar'da
Arnavutluk Dağları'nda, Kafkas'larda, Çanakkale'de savaşıyorduk Paşa'm!
Atatürk bu hatırasını anlatırken “hayatta cevap veremediğim yegâne insan bu aksakallı ihtiyar olmuştur.” demiştir.
Bu millet de anlayacaktır bir gün bu deli sevdayı. Bugün;sizler millet uğruna ölmeyi bile göze alırken, Niko'ların, Kirkor'ların, Yorgo'ların ya da Salamon'ların villaları, köşkleri, son model arabaları ve hesabını bile bilmedikleri paraları olacaktır elbette ! Nasıl ?diye sormayın!
Koskoca Gazi Paşa bile cevap verememiş bu soruya ! Ama bu millet eğer Türk Milleti'yse bu sorunun cevabını bulacaktır sonunda !
Gün; Çolak Salih olma günüdür; tabii eğer o yüreğe sahip isek...