Pazarın, pazarcının kendine has bir dili vardır. Bunu pazara giden herkes bilir.
Mesela; pazarda sebze ve meyve almaya gittiğinizde, genelde dış pazarlarda sebze ve meyveye el sürülmez, çünkü bozulur. Birde seçerseniz bu fiyat, alırsanız şu fiyat derler satıcı esnafları. Bir bakıma haklıdırlar. Meyve ve sebzenin bazıları çok çabuk buzulur.
Pazar esnafının çeşitli sloganları vardır. Birkaç tanesi “Gel vatandaş gel bunlar batan geminin malları, çürüğe, çarığa para vermeyin, bunlar kalite bunlar hormonsuz, bunlar organik” gibi daha birçok sloganlar duyarsınız.
Pazarda yaşlı bir adam satıcıya; “Evladım muz kaç para?
Satıcı; “5 TL bey baba”.
Yaşlı adam bastonuna dayanarak biraz nefeslendikten sonra kendi kendine; “Allah Allah geçen hafta 4 TL idi” diyecek oldu.
Satıcı: “bey baba senin dolardan avrodan haberin yok harhalde.”
Yaşlı adam biraz kızar gibi oldu sonradan doğmaya bunlar ithal mal idi.
“Pek rengine aldanma felek eski felektir.
Zira feleğin meşrebi nasazı dönektir.”
Ziya Paşa
Her ne ise yaşlı adam sözü fazla uzatmadan cebinden cüzdanını çıkartarak satıcıya 5 TL verdi ve muzu aldı. Ama daha çok alacağı şeyler vardı, cebindeki parasına baktı, elinde alacağı listeye göre hesap etti. Emekli olduğu için ay başına daha 12 gün vardı, o zamana kadar idare etmesi gerekiyordu.
Buradan şu durum çıkıyor; yabancı paranın, dövizin pyasaları ne kadar etkilediği ortaya çıkıyor.
“Ütüne biraz yaldız sürülmüş toz övülür de,
Tozlanmış altın gözden düzeşer”
Shakespeare
“Her şeyin para ile ölçüldüğü bir memlekette toplumsal adalet ve rahatlık hiçbir zaman gerçekleşemez.”
Sin Thomas More
(Bir Fıkra)
Erkek Adam Sözünde Durur…
-Kaç yaşındasınız diye Nasrettin Hoca'ya sorarlar.
-Kırk yaşındayım diye cevap verir.
Dört beş yıl geçtikten sonra tekrar yaşını sorarlar.
-Yine kırk yaşındayım diye cevap verir.
-Nasıl olur bu yine kırk yaşındasın?
-Sen bundan beş yıl evvelde kırk demiştin yine kırk diyorsun, diye hocaya kızarlar.
-Hoca, gayet olgun bir eda ile; “Erkek adam sözünde durur. Ben daha önceki sözümden dönmem der…