5 Ağustos günü Niksar Danişmend Gazetesi internet sitesinde bir haber vardı. Haber başlığı ve kısa metni şöyleydi;
“ÇANAKÇI DERESİNDE KEDİ ARANDI
Niksar'da Çanakçı deresine düşen kedi itfaiye ekiplerinin aramalarına rağmen bulunamadı.
Niksar'da Çanakçı Deresinde bir kedinin mahsur kaldığı ihbarını alan İtfaiye ve Zabıta Ekipleri olay yerine intikal ettiler. Dere içerisinde bulunan toprak alanda kediyi yakalamaya çalışan İtfaiye ekiplerimiz ilk müdahalelerinde başarılı olamazken, ikinci kez arama çalışmalarında ise kediye rastlanmadı.”
Haber aynen böyleydi. Birden irkildim. İnsanoğlu sen ne yapıyorsun dedim kendi kendime. Dünyayı sadece kendi evimiz olmaktan ibaret sayan bir anlayışla nereye varacağız. Üzerinde yaşadığımız dünya, biz insan oğlu kadar, insan olmayanların da evi, dünyası değil mi? Her ne kadar bizlere hizmet edecek olsalar dahi insan dışındaki varlıkları kendi konforumuz için düşünmemezlik etmeye hakkımız var mı ?
Kuşlara yuva yapan bir geçmişten gelen kültüre sahip, bırakın insanlığı bizler Türk Milleti olarak sözde medeniyet adına “tek dişi kalmış canavar” olmaktan vaz geçmeliyiz. Yoksa daha çok kedi ararız Çanakçı'larda, Kelkit'lerde.
Çanakçı'da ki kedi arama olayı aslında yaşadığımız dünyanın yaşadığımız zaman diliminde çok çarpıcı bir örnek. Adeta bir şamar gibi yüzümüze vuruluyor, tabii anlayana. Anlayabilmek için de; “hiç düşünmez misiniz?” diye defalarca soran Allah'ın buyruğu Kuran-Kerim'i defalarca hatim etmeye de gerek yok. İnsan olmak yetiyor aslında.
Ara sıra görüşlerimi açıkladığım bu satırlarda özellikle iki hususta çok hassasımdır. İlki dere islahı, ikincisi restorasyon. Restorasyon konusunda da, doğal hayatın korunması hususunda da defalarca yazdım, hatta Çanakçı Hes, Niksar ve Erbaa ovalarından geçen Kelkit'i betona hapsedecek HES konularında yazmaktan öte fiilen içinde bulunduk.
Dere islahı denilince de irkilirim. İslah edeyim derken derelerimizle aramıza betonları döküveriyorlar. Su topraktan, toprak sudan mahrum. İnsanlar kendilerine köprüler yapar geçerler, hayvanların suyla buluşmasını engellemişiz, yoksa kedi ne arasın derede. Şu yaz sıcaklarında kim bilir Çanakçı gibi hangi derelerde hayvanların suyla buluşmasına betonlarla engel olundu. Çare çok basit aslında, derenin muhtelif yerlerine kedi gibi bilumum hayvanların ulaşabileceği iniş, çıkış rampaları yapmak zor olmasa gerek. Yoksa şehrin üç beş köşe başına koyduğumuz suyla hayvanları yaşatamayız. Kedinin inemediği Çanakçı'da farelerin cirit attığı mekan olur sonra. Evrendeki dengeyi tek yanlı değiştirdiğimiz zaman muhakkak olumsuz bir sonuçla karşılaşıyoruz.
Hes'ler için Kelkit vadisi boyunca beton kanallar döşendi, bilmiyorum yabani veya evcil hayvanların geçiş güzergahı düşünüldü mü? Ama bizler hiç olmazsa Tarihi Danişmendli Başkentinin insanları olarak şehrimizin içinden geçen Çanakçı deresinden kedi örneğinden çıkarak hayvanların irtibatını sağlayacak iniş çıkış rampa yada yolları yaparak örnek olalım. Bu konuda sorumluluk DSİ'de olabilir ancak şehrimizin ortasından geçen bu hassasiyeti hatırlatmak ve icraata geçirmek noktasında Belediyemiz ve Başkanımızdan da gerekli çalışmayı bekliyoruz.
Şu günlerde medyada “kediciklerin” çok sesi çıkıyor ancak, “kedi” özelinde bizlerle aynı dünyayı, toprağı, suyu, havayı paylaşan hayvanların da hakkının sesi olmak istedim. Umarım Çanakçı'dan gelen “miyav” sesi karşılık bulur, derelerimiz beton içinde ulaşılmaz yerler olmaktan çıkar.