Halk Ozanı Karacaoğlan derki; “Ben güzele güzel demem, güzel benim olmayınca.”
Dünyanın en güzel yerinde olsanız, o yerde yerleşik değilseniz, yerleşik olsanız da sizden başka yaşayan insan yoksa o güzelliğin ne size ne başkasına faydası olur mu?
Özellikle fotoğraflarda çokça görüyoruz, dünyanın en güzel yerleri en ulaşılmaz yerlerde kalmış çoğunlukla. Fotoğrafa ya da görüntüye baktığınızda hayran kalıyor, keşke orda olsaydım diye düşünüyorsunuz. Ama insanın yaşayabilmesi için hava, su, ekmek kadar insana da ihtiyacı olduğunu belki ilkin o güzelliğin verdiği sarhoşlukla akıl edemeyebiliyor insan. Dünyanın en güzel adasında tek başına bir gün yaşarsın, iki gün, üç bilemedin on beş gün yaşa ekmeğin aşın dahi olsa insan olmanın verdiği fıtratla dağlarla ağaçlarla dertleşip konuşamayacağına göre insan arayacaksın.
Kısacası şehirler de böyledir. Zamanında insanların ihtiyaçlar hiyerarşisine göre suyu ve iklimi uygun, avlak ve ziraat yapmaya uygun toprağı olan yerler insanlık tarihi ile birlikte kimi köy, kimi kasaba kimi de şehir olarak insanların yerleşim alanları olmuşlar.
Gelişen teknoloji ve değişen ihtiyaçlar hiyerarşisi ile zamanının en güzel en verimli yaşanabilir yerleşim yerlerinin durumları değişmeye başlamış. Söz gelimi bundan insanlık tarihinde çok uzun sayılmayan 300 yıl önce New York diye bir kent yokken 3000 yıl önce kurulu Peru’nun 2000 metre yüksekliğindeki İnka medeniyetinin şehirleri varmış. Uzaklara gitmeye gerek yok Türkiye’de bugün yerleşim yeri olarak kullanılmayan Çorum’un ortasında Hattuşa, Burdur’un uzaklarında Sagalassos, Tokat’ın Gümenek bölgesinde Komana, Tokat’ın en küçük ilçesi Sulusaray’da Sebastapolis gibi onlarca yüzlerce örnek gösterebiliriz.
Dünyaca ünlü büyük medeniyetlere ev sahipliği, başkentlik yapmış nice nice yerleşim yerleri manzarası, doğası ne kadar büyüleyici olsa da günümüze kadar yaşayamamış. Tarihi birer kalıntı olup kalmışlar.
Kısacası isterse cennetten bir köşe olsun, yaşanabilir olması insanla mümkündür. İnsanların yaşamadığı, yaşayamadığı topraklar cennet gibi de olsa ancak uzaktan bakılarak sevilecek kartpostallıklardan ibarettir.
Sözü getirelim bizim Niksar’a.
Niksar sonradan kurulmuş, tesadüfen oluşmuş bir kent değildir. Tarihi ve coğrafi merkez oluşu, doğal güzellik, verimli toprakları ve Anadolu’nun içinde Akdeniz iklimini barındıran mikro klima alanı olması nedeniyle daima yaşanabilir bir kent olmuştur.
Ancak teknolojinin gelişimiyle ve endüstri çağının gelmesiyle medeniyetlerin ve kentlerin konumları da değişmeye başlamıştır.
Artık şehirler ister bozkırın ortasında olsun, ister dağların geçit vermediği denizlerin dibinde olsun ulaşımın ve teknolojinin gelişimi ile nerde insan varsa orda şehirleşmeler mümkün olmaya başlamış. Yazımızın başında da değindiğim gibi bugün dünyanın en büyük kentlerinden olan New York 300 yıl evvel hiç yoktu.
Yakınlarımızdan ülkemizden örneklerle gidersek Anadolu bozkırının ortasında bundan 70 yıl evvel Kırıkkale diye bir kent var mıydı?
Bugün nüfusu 500 binleri geçmiş Batman diye bir kent var mıydı? Tam aksine küçülen Siirt varken Batman son 50 yılda şehir oldu. 1934 yılına kadar Turhal köy değil miydi?
Sözün özü; Aşık Veysel’in deyimiyle “güzelliğin on para etmez bendeki bu aşk olmasa” dediği gibi güzeller güzeli Niksar’ımızı yalnızca tarihten gelen derinlik, coğrafi konumu, doğal güzelliği kurtarmaya yetmiyor. Yaşadığımız ve yaşayacağımız yüzyıllarda uzaya bile kentlerin kurulabileceği teknoloji çağında Anadolu bozkırının ortasında sanayileşme ve ulaşım akslarının ekseninde yeni şehirler oluşmakta. Dağların geçit vermediği Karadeniz’in, Akdeniz’in yamaçlarında ekonomik olarak kalkınmakta olan turizm kentleri nüfusları çekmekte.
Kısacası tarihi Başkent Niksar’ımızda atalarımızdan gelen mirasını yeterince tükettik. Ve artık bu miras geleceğimizi kurtarmaya yetmiyor. Çünkü mirası hiç bitemeyecekmiş gibi tüketirken, üzerine yeni kazanımlar koyamadık. İnsan faktörünü ihmal ettik. Şehirlerin yaşayabilmesi için yalnızca cennetten bir köşe olması değil üzerindeki insanlarla yaşanabilir olduğunu unuttuk. Niksar’ımızı da kırsal kesimdeki köylerimiz gibi hareketsiz, dinamizmi olmayan, genç ve nitelikli nüfusunun yalnızca uzaktan sevdiği nostaljik bir seviyeye düşürdük.
Cennet Niksar’ın ya altında ya üstünde demekle, fotoğraflarla görüntülerle güzellikleri paylaşırken, bizlerin değişik platformlarda eleştirel yaklaşımlarından faydalar elde etmek yerine top yekün “muhalif” algısı ile tozpembe göstererek günü kurtarmak Niksar’ı kurtarmaya yetmedi maalesef.
Neden böyle olduk?
İnsan odaklı stratejiler ve yönetimler çizemedik. Şehrin yaşamasının yalnızca betonlarla olabileceği yanılgısına kapıldık. Oysa beton, oysa yapılar bir bütünün yalnızca birer parçalarıydılar. Günümüzde insanlar yaşamı yalnızca sabah işe, akşam hava kararınca eve gitmekten ibaret görmüyorlar. Böyle olunca şehrin yaşaması ve gelişmesi için insan odaklı olmadığı için yerinde saymaya hatta gerilemeye başladı memleketimiz.
Bilim nasıl ki fen ve sosyal bilimlerle bir bütünse kentlerin, medeniyetlerin yaşaması da gelişmesi de öyledir.
Bugün yazımıza soyut kavramlarla giriş yaptıktan sonra yarın daha somutlaştırarak devam edeceğim.
Son olarak noktayı şöyle koyayım,
“İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” diyen Şeyh Edebali misali; “insanımızı yaşatalım ki Niksar’ımız yaşasın” diyerek sözü yarına bırakalım.
Güzel tespitler için sayın Şafak GÜMEN Başkanım. Malesef Niksar"ı yönetenler, Niksar'ın ileri gelenleri Niksar'ı ve Niksarlıyı düşünmediği sürece şehir her gün biraz daha geriye gidecektir. Niksar'ın ve Niksarlının değerini bilenlerin yönetime geçmesi dileğiyle.
Niksar insanı yaşatmiyor malesef. Sokaklarimizda katiller dolaşıyor son bir kaç yıldır. Dahası bunlardan bir tanesinin de Niksar Belediye Başkanı Özdilek Özcan ile boy boy fotoğrafi var sosyal medyada. Sanırım sevgisizlik ve cahillik Niksarda artık önüne geçilemeyecek kadar kötü durumda. Yazık oldu Niksara da o iyi insanlara da. Niksar artık kötülerin ve kötülüklerin şehri.
Niksar'a vizyonunla daha iyi bir hizmet verebilecek derinlikte ve nitelikte bir Niksarlısın.Şahsen belediye başkanı olmanı gönülden desteklerim.
Ne yazık ki hala yerinde sayan bir ilçemiz var. Çocukluğumuzda hiç değilse tarihi, otantik bir havası vardı. Ne onu koruyanildik, nede şehirleşebildik. Gençleri, elde tutamadık. Tarım arazilerine koca binalar yaparak, bu işin olmayacağını anlamadık.
ÖNCE SORUMLULARI BULMAK LAZIM : Bir zamanlar bütün karadenizin sebze ve meyve ihtiyacını karşılayan ve karadenizi besleyen ve bu gün sebze ve meyve ihtiyacını Erbaa veya Tokat halinden karşılayan Niksar Ovamız neden ve kimlerin yüzünden bu duruma düştü? Çok yazık. Bir yılda 3 mahsulü kaldıran güzel niksar ovamız neden ve kimlerin yüzünden ekilemez hale geldi. Bunları bulmak ve sorgulamak gerekiyor.Çifçi mazot alamıyor çifçi gübre alaamıyor çifçi ürettigi malı maliyetinin çok daha altında elinden çıkaramıyor Bugday geçen sene 7 tl idi bu sene 5.30 tl den satıldı neden ve sorumlusu kimler?.Bunları bulmak lazım.........söyleyecek çok şey var kardeşim ama söyle söyle sen dinle k.msenin umrunda bile deyil ALLAH ıslah etsin.
Kardeşim ne güzel yazmışsınız. sizi tebrik ediyorum. Ama sadece sizlerin yazması malesef yeterli olmuyor. Halk biraz olsun duyarlı olması lazım. ama nerdeeee Tarihi çok eskiye dayanan güzel NİKSARIMIZ günümüzde şakşakçıların elinde kalmıştır. Son 10 yılımız adeta hebaa olmuş ve çöküşe geçmiş durumdadır. Böyle devam ederse bırak büyümeyi beldeye bile düşebiliriz. içler acısı bir durumdayız. uzatmayacagım güzel niksarımızı bu durumdan kurtarmak için halkımızı duyarlılıga davet ediyorum. Hayırlı günler diliyorum.
Niksar'ımızın ve değerli NİKSAR'lı hemşehrilerimizin yetiştirdiği gerçek manada NİKSAR'lı olmaktan büyük gurur ve onur duyan nazik lisanı ve muhteşem kalemi ile gerçekleri dobra dobra söyleyerek gahrimen hemşehrilerimize ýön ve aidiyet duygusunu bir hekim edasıyla zerk eden Şafak GÜMEN başkanımızın gerçekleri yansıtan tespitlerine yürekten katılırken çözüm olarak insanlarımıza hizmeti herşeyden önde ve ayrı tutacak olan "ŞEHREMİNİ" ve MÜLKİ AMİRLER ile NİKSAR Sevdalısı kanaat önderlerinin artık ellerini taşın altına koyma vakitleri gelmiştir. Bu güne kadar uyuyarak günlerini gün ettikleri yeter artık. Tarihi Başkent NİKSAR'ımızın idaresine çöreklenmiş sadece kendileri ve avanelerini düşünenler değil, Niksar ve değerli NİKSAR'lıar için hizmet söz konusu olduğunda gayrısı TEFERRUATTIR diyebilen koca yürekli, Yunus gönüllü Emrah gibi AŞIK kişi ve dava adamlarını Niksar'ımızın Maküs talihini kurtarmak adına saygılarımızla göreve davet ediyoruz. Vesselam. Ahmet Selim ARSLAN
"Kısacası isterse cennetten bir köşe olsun, yaşanabilir olması insanla mümkündür. İnsanların yaşamadığı, yaşayamadığı topraklar cennet gibi de olsa ancak uzaktan bakılarak sevilecek kartpostallıklardan ibarettir."
Çok yerinde tespitler yüreğine sağlık bir yere değer katan eğitimli değerli insanlardır..
O memlekette yandaş siyaset çok hepsi cebin düşünür olmuş inanmam bunlaraben
Güzel tespitler. Yazarın eline sağlık.
Niksar sevdalısı bir kişinin kaleme aldığı güzel bir analiz.Niksarlı hemşehrilerimiz artık uyanmalı her türlü tercihin önünde NİKSAR var demeli.