Kur'an- Kerim'in Alak Süresi'nin ilk ayeti 'Oku' ile başlıyor. Yine başka bir ayetinde, “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” der. İşte bilmeyeni öğreten, eğiten ve kendi eriyip çevresini aydınlatan kişi öğretmendir. Bu nedenle de öğretmenlik mesleği kutsaldır.24 Kasım, Öğretmenler Günüdür. Pazar günü kutladığımız bu güzel günü tebrik ediyor, bütün öğretmenlerimize saadet ve mutluluklar diliyorum. Ahiret'e intikal etmiş olan değerli hocalarıma Allah'tan rahmet diliyorum. Bu sebeple gönül dünyamda yer etmiş ilkokul öğretmenimden de bahsetmek istiyorum.
Bu günden en az elli küsur yıl yani; yarım asır önce, yoksulluğun olduğu o yıllarda bizleri eğiten, gönül dünyamızda yerini alan elleri öpülesi öğretmenlerimi düşünüyorum. Hepside seçkin insanlardı, kuşkusuz. Bu günün öğretmenleri de öyledir, amma o günün öğretmenleri daha çok sorumluluklarının idrakinde idiler. O yokluk yıllarındaki öğretmenlerimiz bir başkaydı.
İlkokulu Niksar'ın Eskidir köyünde okudum. Bu gün ismi Gürçeşme Kasabasıdır. İlkokulda beş öğretmende okudum, bunlardan üçü ortaokul mezunu vekil öğretmen ve diğer ikisi de asil öğretmendi. İlkokul birinci sınıfı, Allah rahmet etsin bu gün hayatta değil Recep Üstün isminde çok disiplinli ve köyümüz halkından olan bir eğitmen'de okudum. O zamanlar eğitmenler askerde okuma yazma öğrenmiş veya ilkokul mezunu kişiler arasından seçilen ve birkaç aylık kurstan geçirildikten sonra eğitmenlik diploması alanlardan olurdu. İlkokul'un iki, üç ve dördüncü sınıfın yarısını vekil öğretmenlerde ve kalan yarısı ve beşinci sınıfı da asil öğretmende okudum. Tabi ki bu kadar çok öğretmende okumanın mahzurlarını, eksikliklerini öğretimim boyunca gördüm, yaşadım. Çok zorluklar da çektim. Vekil öğretmenlerimden ikisi yaşıyor ve biri rahmana kavuştu. Diğer iki öğretmenimden biri rahmetli oldu ve hiç unutamadığım üzerimde en çok emeği olanı yaşıyor. Allah ona sağlıklı uzun ömürler versin. Ondan bahsetmek istiyorum.
İlkokul beşinci sınıfa geçmiştik. Yaz tatili bitmek üzereydi. Yeni bir öğretmenin geleceği söyleniyordu. Ama hangi sınıfları okutacağı merak ediliyordu. Okul açılması yaklaşmıştı. Gelecek öğretmenin bayan olduğu haberini de almıştık. Bayan olduğuna da çok sevinmiştik. Okul açıldı. Bayrak töreni yapıldı. İlk ders başladı ve yeni gelen bayan öğretmen Seçkin Kınık'tı. Çok kibar, sevecen ve güler yüzlü biriydi. Dört yılımız boş geçmiş desem yalan olmazdı. O gelene kadar ders anlatma nedir bilmezdik. Kitabı elimize alır, okuyarak ders anlattığımızı sanırdık. Resim yapmayı, kitap okumayı, kompozisyon yazmayı ve her şeyi ondan öğrenmiştik.
Okumak için yakın köylerin çocukları da bizim köye gelirlerdi. Köy çocukları arasında kavgalar eksik olmazdı. Çok yaramaz köy çocuklarıydık. Şerlik yüzümüzden akıyordu. Sürekli şikâyetler gelirdi öğretmenimize… Ama o, iyi niyetli, hoşgörülü yaklaşımlarıyla, gelen şikâyetleri bize anlatarak kolayca çözerdi. Ondan en ufak bir dayak veya kötü söz işitmedik. Hep güler yüzlü ve tatlı dilli idi.. Sınıfımız fazla kalabalık değildi. Yarısı kızdı. O zamanlar beşinci sınıftan alınıp da evlendirilen kız öğrenciler de olurdu. Sınıfımız da çalışkan öğrenciler vardı. Bilhassa Ömer Avcı vardı. Çok kitap okurdu. Babası politika ile uğraştığından günlük gazete alırdı. O da onları okurdu. Babası onu okutmadı ve köyde kaldı.Onlarda olan maddi imkânlar bizde yoktu. Ben de çalışkan öğrenciler arasındaydım. Başçiftlik, Kuyucak ve Yazıcık gibi yukarı köy okullarında öğrencilere yatılı öğretmen okulları sınavına girmek için hazırlık kursları veriliyordu. O köy okulları arasında bir yarış vardı. Bizim okulda ve diğer ova köylerinde böyle bir çalışma yoktu. Seçkin öğretmenimizin gelmesiyle biz de çalışmaya başladık. Eski köye yeni adet gelmişti. Bir taraftan dört yıllık boşluğu doldurmaya çalışırken bir taraftan da hazırlık kursu yapıyorduk İlkokulu bitirdikten sonra ortaokula altı kişi yazıldık. Beşi birinci veya ikinci sınıfa kadar okudu. Ondan sonra okuyamadılar. Okuldan ayrılmak zorunda kaldılar ve ben devam ettim.
O yıllarda köylerde ulaşım aracı traktörlerdi. Her köyde traktör yoktu. Niksar'ın seksen Köyü'nün onunda ancak traktör vardı. Haftada iki gün Niksar'a gidilirdi. Genellikle şehre büyükler gider çocuklar pek gitmezdi. Bende Niksar'a iki defa gitmiştim. Birincisinde Seçkin öğretmenimiz, Melikgazi türbesini görmek ve Ayvaz'da piknik yapmak için götürmüştü. İkinci olarak da diploma almak için fotoğraf çektirmek nedeniyle gitmiştik. Gezi yapmayı ve onun önemini de ondan öğrenmiştik. Şehre gidemediğimiz için o yıllara anı olacak fotoğrafımız hiç olmadı.
Seçkin öğretmenimizle bizim aile arasında sıcak bir ilişki vardı. Ailelerimiz arasında sık sık görüşmeler olurdu. İlkokulu bitirdiğimde bir aya yakın onların yanında kalmıştım. Çok muhterem bir babası ve Osmanlı terbiyesi ne sahip bir annesi vardı. Allah rahmet etsin, taksiratlarını affetsin. Beni de kendilerinden birisi olarak görmüşlerdi. Allah onlardan razı olsun.
Öğretmen derken, sadece lise ve altı dönemleri değil, üniversitedeki öğretmenlerimizden de iz bırakanlar olmuştur. Ahrete intikal edenleri rahmetle anarken, hayatta olanlara da sağlık ve uzun ömürler diliyorum. Öğretmenler gününü kutluyor ve ellerinden öpüyorum.
Hiç olmazsa adlarına bir gün olsun ayırdığımız öğretmenlerimize; sağlık, huzur, verimli çalışmalar diliyor, saygı ve selamlarımı sunuyorum.