Analarımız, bacılarımız ve çocuklarımız.. Küçük büyük, genç yaşlı tümü bizim kadınlarımız.. Çilekeş, vefalı, fedakar, onurlu ve gururlu kadınlarımız. Her zaman her koşulda üstün bir kararlılıkla erkeğin yanında dimdik ayakta duran, onunla hayatın tüm sorumluluklarını fazlasıyla paylaşan, sırtında cepheye top mermisi taşıyan, tarlada patates söken, atölyede dikiş diken, şehidinin ardından gözyaşı döken analarımız, onlar bizim kadınlarımız..
Tüm dünyada özel bir gün olarak değerlendirilen 8 Mart tarihinde Türkiye’de de “Kadın Olmak” tekrar anımsanıyor ve kadının ekonomik, kültürel, toplumsal özgürlükleri ve hakları mercek altına alınıyor. Karakteristik özelliklerinin çoğunu soylu Türk ulusunun gücünden alan Anadolu kadını, günden güne bozulan toplum niteliği ve erkek egemen anlayışlar karşısında hak ettiği yerde değildir..
8 Mart’ta kırmızı güllerle, rengarenk armağanlarla kutlanan dünya kadınlar gününde bizim kadınlarımızın durumunun hiç de huzur verici olmadığını görmekteyiz. Kadın intiharları, kadın cinayetleri, kadına uygulanan şiddet, töre cinayetleri, tecavüzler, işkence, recm, berdel, çocuk gelinler dramı, kadınlarda emek sömürüsü, kadınları köleleştirme düşüncesi, eğitimden yoksun bırakma ve dahası.. Anadolu kadını elbette bunları hak etmiyor!
Tarlada çiftçi, fabrikada işçi oldu kadın. Çocuk doğurdu ana oldu, mutfakta aşçı, kocasına kadın oldu ama hak ve özgürlüklerine sahip olamadı bir türlü. Kadını ötekileştiren düşüncenin erkekler dünyasında hızla kabul görmesi ülke nüfusunun yarısının kadın olduğu Türkiye Cumhuriyeti’nde kadını dışlayan bir algı yarattı. Günümüzde kadın milletvekili, kadın profesör, kadın hekimler var. Kadını toplumun her alanında görmek elbette olası ama yeterli ve köyden kente kadın dünyasının tümünü kapsayan nitelikte değil.
Kadın, “Anne” ve çocuğunun “İlk Eğiticisi” olması nedeniyle eğitim ve sosyal hizmet alanlarında ayrıcalıklı ve öncelikli olmak zorundadır. Yeterli ve doygun eğitim almamış bir anne çocuğunu da eğitemez ve yetiştiremez. Eğitilmemiş bir ananın sütünden başka çocuğuna verebileceği hiç bir şey yoktur. Oysa çocuk eğitimi ana karnında başlar. Bu anlamda, kadınlarımızın sağlıklı olması, huzurlu ve mutlu bir yaşam sürmesi sağlıklı kuşakların yetişmesi ve gelişmesi için vazgeçilmez bir ön koşul olarak kabul edilmelidir.
İnsanlık tarihi boyunca en çok istismar edilen ve sömürülen Kadın olmuştur. Her çağda kadın, sürekli sömürü ve istismar aracı görülmüştür. Bir dönem Roma kanunlarında köle olarak kabul edilen ve vatandaşlık haklarından yoksun bırakılan kadın eşya gibi alınıp satılmıştır.
Farklı coğrafyalarda, farklı toplum ve kültürlerde istismar ve sömürünün ardı arkası kesilmemiştir. Özellikle sosyo-ekonomik ve kültürel gelişimini tamamlayamamış toplumlarda kadın kendi yalnızlığına itilmiştir. Günümüzde de pek fazla bir şeyin değişmediğine tanık oluyoruz. İstatistiksel veriler kadına yönelik şiddet, işkence ve tecavüz olaylarıyla doludur.
Şiddet insan yaşamının her alanında görülebilen ve dünyada giderek artan önemli bir toplum sorunudur. Kadına yönelik şiddet ise coğrafi sınır, ekonomik gelişmişlik ve öğretim düzeyine bakılmaksızın tüm dünyada ve kültürlerde son derece yaygın biçimde görülmektedir. Şiddet, bireyi fiziksel, duygusal ve sosyal yönden ciddi şekilde etkilemektedir. Berdel, recm ve aile içi şiddet benzeri çağdışı uygulamalara hedef olan kadınlarımızın toplumsal yalnızlığı sürmektedir.
Yapılan araştırmalar; kadınların %50’sine yakınının aile içi şiddete maruz kaldığı, şiddete maruz kalan kadınlara eşi ve eşinin yakınları tarafından şiddet uygulandığını göstermektedir. Ekonomik yetersizlik ve yoksulluk kadına yönelik şiddetin en önemli etkeni olarak belirtmektedir.
Kadına yönelik her türden şiddet, tecavüz, işkence, sömürü ve istismarı kınıyor, tüm kadınlarımıza özgür günler diliyorum.