Her hayvanın çıkardığı ses, fiziksel yapılarını ve türlerinin özelliklerini yansıtsa da, sesin tınısı ve şiddeti hayvanların dile getirmeye çalıştıkları duygularını anlamamıza yardımcı olur. Izdırap çeken bir kedi yavrusunun miyavlamasını hemen anlarız, ya da öfkeli bir köpeğin havlaması daha farklı gelir bize.. Sahibini gören bir küheylanın kişnemesindeki anlamı algılamak hiç de zor değildir..
Hayvan deyip geçmemek gerek. Hayvanlar aleminde her biri apayrı dünyalara sahiptir. Kediler miyavlar, kuzular meler, köpekler havlar, eşekler anırır, yılanlar tıslar, etoburlar kükrer, atlar kişner, inekler möğler, kuşlar öter, kurbağalar vıraklar ve arılar vızıldar. Daha bir dolu hayvan, saymakla bitmez.. Doğa da herşey kendi içinde bir denge oluşturur. Bu müthiş dengede bitkiler, hava, su, mikroorganizmalar, cansız saydığımız taşlar, kayalar ve elbette insanlar da yer alır.
İnsanoğlu varolduğu günden bu yana doğa ile birlikte çok çeşitli evrelerden geçerek günümüze kadar ulaşabilmiş en üstün nitelik ve özelliklere sahip canlı olarak tanımlanmaktadır. Öyledir de.. Aklı sayesinde sorunların üstesinden gelebilmesi, koşulların gerektirdiği biçimde yaşayabilmesi, zekasıyla geliştirdiği çeşitli konuşma yöntemleri ve bulduğu yazıyla iletişim kurabilmesi onu diğer canlılardan farklı kılmaktadır.
Günümüz insanı, tarihi süreç içerisinde ulaşabildiği en düzeyli konumdadır. Teknolojik gelişmelerin sağladığı ulaşım ve iletişim kolaylıkları, uygarlaşma sürecindeki barınma, beslenme ve sağlıklı yaşam olanakları insanı birlikte yaşamaya yöneltmiştir. Toplumsallaşan insan birey olmuş ve sosyal yaşamın içerisinde sosyo-ekonomik, sosyo-kültürel ve sosyo-politik etkinliklerde bulunmuştur. Tüm bunları yapan insan, dünyadaki hatta evrendeki herşeyin kendi hizmetinde olduğu yanılgısı ile kendi dışındaki herşeye daha özensiz, daha dikkatsiz ve daha hasar verici biçimde yaşamaya başlamıştır..
Hani, insan doğanın bütünselliğini tamamlayan bir parçaydı? Hani, insan aklını kullanarak kendi koşullarını geliştirip hem kendini hem de çevresindeki herşeyi daha üst düzeylere ulaştırıyordu? Hani nerede o insan, nerede?
Büyük iş makineleriyle doğayı dümdüz eden, akarsuları yatağından sökerek beton kanallarla para santrallerine akıtan, sağlıklarını hiçe sayıp tükettikleri sigaraların izmaritlerini ormana fırlatarak hektarlarca ağacın yanmasına neden olan, geçtikleri her yerde çöplerini bırakan, doğayı hunharca katleden ve bencilce çevresini kirleten insan değil mi? Keşke ağaçların da dili olsaydı, konuşabilselerdi, kim bilir neler söylerdi; ardıçlar, çamlar, gürgenler, sedirler, akasyalar.. Keşke diğer canlılar da konuşabilselerdi insanlar gibi..
Ağaçsız, ormansız, deresiz, denizsiz, böceksiz, kedisiz, kuşsuz, bulutsuz, yağmursuz, güneşsiz, karsız ve havasız bir dünya düşünebilir miyiz? Yanıtımız mutlaka “Evet” olacaktır. O halde, doğa değerlerimize saygılı ve koruyucu olmak en öncelikli sorumluluğumuz ve görevimiz olmalı.. Doğaya saygı, insana saygıdır..
Niksar'da doğa ve çevre duyarlılıklarına dikkat çeken etkinliklerden ötürü TEMA VAKFI Niksar Temsilcisi Tahsin Çamkerten'i, her hafta sonu çadırlı kamp etkinlikleriyle yaylalarımızı gezen ve “Doğal Yaşam Eğitimi” çalışmalarında bulunan NİDOST (Niksar Doğa Sporları ve Turizm Derneği) Başkanı İlker Melikoğlu ve dernek üyelerini kutluyor ve doğaya gösterdikleri saygın davranıştan dolayı teşekkür ediyorum.
Herşey Niksar İçin,
Başka Niksar Yok!..