70'lı yılların başıydı. Sınıfa girdiğinde ilk sözleri şunlar olmuştu;
“Çocuklar bu sene sonunda bütün Niksarlılar'ın izleyecekleri ve unutmayacakları bir 'Müzik Şöleni' hazırlayacağız.. Biliyorum şimdi bana; 'neden okul gecesi değil de müzik şöleni?' diye soracaksınız. Cevabı çok basit; müzik, medeniyetin ve tabiki eğitimin en önemli temel taşlarından biridir. Bu nedenle duygu ve düşüncelerimizi, eğitim seviyemizi ve yeteneklerimizi müzikle sergileyeceğiz..” demişti öğretmenimiz Erdoğan Türker.
Hazırlıklar yıl boyu hız kesmeden sürdü. Korolar, sololar, müzikli parodiler, skeçler, küçük amatör guruplar, gösteriler, halk müziği toplulukları ve dahası..
Bir yandan ahşap Halkevi binasında şölene hazırlanırken bir yandan da Erdoğan Hocamın söylediklerini düşünüyordum; “Müzik ve Medeniyet..”
Renkli fon kartonlarından hazırladığı sahne dekorlarını yerleştirirken bize; “Medenileşme yolunda daha ileride olan ülkelerin köy ve kasabalarında bile tiyatro ve müzik salonları var. Bizim kültürel geçmişimiz çoğundan daha köklü ama nedense bizde tiyatro ve müzik cin işi, şeytan işi olarak görülüyor” diye söyleniyordu. Sahne sanatlarının ve müzik çalışmalarının toplumsal gelişmeye yön verdiğine ve insanı düşünen varlıklara dönüştürdüğüne inanıyordu.
Eğitimin öneminin bilincinde olan Erdoğan Türker hocamızın uygar duruşu, tutum ve davranışı hepimize örnek oluyordu. O, düşüncelerinde haklıydı.. Çalışmalarımızda; paylaşmayı, düzeni, koordinasyonu, beklemeyi, susmayı, disiplini, bağırmayı, gülümsemeyi, tartışmayı, özeleştiriyi, saygıyı ve sevgiyi yeniden öğrendik.. Erdoğan Hocam öğretti bize.
Yıl sonu geldiğinde Müzik Şöleni başarıyla gerçekleşmişti. Hatta birkaç gün peş peşe sergilendi. Bu başarının gerçek sahibi Erdoğan Türker'di. Ama onun en önemli başarısı ise; “müziğin, uygarlaşma ölçütlerinin başında geldiği” bilgisini bize öğretmiş olmasıdır.
Müziğin bir eğlence aracı olmaktan öteye gitmediği ülkemizde, sahne sanatlarının niteliksiz gülmece yada amatör müsamere özelliğine büründürüldüğüne tanık oluyoruz. Oysa bizim toplumumuzun köklü bir müzik/musiki geleneği var. Tasavvuf müziği, Mevlevi müziği, Dede Efendi, Hafız Burhan, Aşık Veysel, Ruhi Su, Münir Nurettin ve Neşet Ertaş hemen anımsadıklarımdan..
Kitle iletişim araçlarının gelişmesi ve bu değişime para çevrelerinin egemen olması sonucunda, yıllar boyunca, daha kolay ve çabuk tüketilen ürünler sanatsal yapıtlar olarak dayatıldı. Günümüzde kültür ve sanat ikliminin pek de iç açıcı olduğunu söyleyemiyorum. Cehaletin yüceltildiği topraklarda demokrasiden, sanattan ve elbette uygarlaşmadan söz edemeyiz. Oysa, yaşadığımız siyasal ve toplumsal karmaşa sürecinde cehalet karşıtı bir duruşla daha fazla uygarlıktan söz etmek zorunda olduğumuzu düşünüyorum.
Kültür ve sanat otoriteleri, müziği destekleyen öğretim programları ile endüstriyel üretim arasında olumlu ilişkilerin var olduğunu belirtiyorlar. Bir toplumda müzik kültürü zayıflığı, toplumsal bağışıklık sistemini bozacak en önemli etkendir. Müziği, sahne sanatlarını ve folkloru düşünce ekseninin ötesine taşıyarak gündelik eğlence aracı olarak göstermek toplumsal kültürsüzleştirme çabalarının en önemli kanıtıdır.
Bu düşünceler ışığında; eğitim anlayışı, düşünce ve davranışıyla bize her zaman örnek olan değerli öğretmenimiz Erdoğan Türker'in anısı önünde saygıyla eğiliyor, kederli ailesine taziyetlerimi bildiriyorum. Ruhu şad olsun!..