Kuzey İpek Yolu'nun Niksar Ovası'ndan geçtiği yıllarda kimbilir ne kervanlar uğradı Niksar'a, ne tüccarlar konakladı Develik Kervansarayı'nda.. Keşke bizi o günlere görürebilecek belgeler, yazılı eserler kalabilmiş olsaydı..
Hangi birimiz merak duymayız ki; “Ne alıp, ne satarlardı bu insanlar” diye.. Ne yer, ne içerlerdi? O dönemlerde iklim nasıldı? Yazlar nasıldı, kışlar nasıl geçerdi? Tüccarlar korsanlardan kendilerini nasıl korurlardı? Niksar Ovası'nda yeterince tarım yapılır mıydı yoksa sazlık bataklık mıydı? İpek Yolu'nu kullanan tacirler Kuzey'e gitmek için Gavra Kayalıkları'na yönelmeden önce Niksar'ın içinden de geçerler miydi? Antik Niksar'da halk nasıl yaşardı? Yaşam kalitesi, azami insan ömrü, toplum katmanları arasındaki sosyo-ekonomik farklılıklar neydi? Bölgemizde kaç su değirmeni vardı? Şimdilerde göç yollarını değiştirmiş olan leylek ve karga sürüleri Niksar'a ilk kez ne zaman gelmeye başlamışlar? insan ilişkileri, doğumlar, düğünler, cenaze törenleri, ibadetler, alış-veriş, savaşlar, depremler, su baskınları, yangınlar, kent imarı, devletlerin gücü ve etkileri, bugün soyu tükenmiş ama o dönemlerde varolan sebze-meyve, çiçek-böcek ve genel doğa.. Bunların hepsi birer merak ve araştırma konusu değil mi?
Camilerimiz, kümbet ve türbelerimiz, diğer dini yapılar.. Taş köprüler, çeşmeler, kiliseler, tapınaklar, sunaklar.. Eski konaklar, sokaklar, endüstriyel yapılar, değirmenler.. Tüm bunlar bir kentin zenginlikleri ve çok önemli “kent kimliği” unsurlarıdır. En önemlisi; elbette ki insandır. “Hangi çağda ve hangi dönemde yaşarsa yaşasın insanın olmadığı yerde yaşamın anlamı da olmaz” der büyüklerimiz. Hangi dine, hangi ırka, hangi millet ve topluma ait olursa olsun insan en önemli değerdir ve öyle de olacaktır.
Benim tüm telaş ve kaygım; yukarıda sözünü ettiğim insan yaşamı ve ilişkilerine dair, özellikle kendi bölgemizde, Niksar'ımızın yerel yaşam değerlerinin geleceğe taşınması konusundaki çalışmaların yetersizlidir.. Koruma ile ilgili disiplinlerin ve buna bağlı olarak belgeleme çalışmalarının olmaması, sivil bir belleğin oluşmaması vb.. Toplumda tarihi yapıların, kültür varlıklarının değer ve önemlerinin algılanması noktasında gerekli olan bilinç geliştirilememiş, kendi yaşam dönemlerine ait olmayan herşeyi “eski” olarak niteleme kolaycılığı tüm ülkeyi sarmış ve yayılmış..
Melik Gazi'nin Niksar'ın fethinde kullandığı, ok, yay, kılıç, ne varsa günümüze kadar korunabilseydi. Niksar'ın dünyaca ünlü su değirmenlerinden, seten ve dinkhanelerden bir ikisi kent içerisinde çalışır biçimde kalabilseydi. Dedelerimizin yaşadıkları çok katlı eski Niksar konakları, güzelim bahçeli Niksar evleri özgün mimari yapılarıyla durabilseydi fena mı olurdu? Beton duvarların arasına hapsedilmeden, derelerimizde ve çevrelerinde yapılacak iyileştirmelerle doğal akışları sağlansaydı kent daha güzel görünmez miydi? Harmancıkta varlığı söylenen Men Tapınağı, Karşıbağdaki Gregory Thaumaturgus kilise kalıntıları, kalemizdeki tarihi eserler, sarnıçlar, zindan, hamam ve saray yapıları tüm özellikleriyle, bozulmadan, taşları çalınıp inşaatlarda kullanılmadan, defineci ve gömü arayıcıları tarafından tahrip edilmeden yaşasalardı, iyi olmaz mıydı?
Binlerce yıllık tarihiyle, zamanın her türlü olumsuzluklarına direnerek günümüze kadar gelebilmiş Niksar şehrimizin gerek kent yerleşiminde gerekse bölgemizde bir çok tarihi eser niteliğindeki varlıklarının korunamadığını ve bugün ancak elde kalanlarla yetindiğini görüyoruz.. Kentin tarihi ve kültür zenginlikleri sayılan değerleri, somut ve somut olmayan tarih, kültür ve doğa mirası sadece yasalarla değil, kentin gerçek sahibi olan kentliler tarafından korunmalı, envanterleri çıkartılmalı, her yapı, her unsur, her obje kayıt altına alınmalı ve korumayla ilgili sivil disiplinler oluşturulmalıdır. Geç de olsa korumalıyız..
Herşey Niksar için..
Başka Niksar Yok!..