Bu yazıyı yazdığım 17 Ağustos 2013 Cumartesi günü, televizyon çekimi yaptığım acı ve feryat dolu Gölcük günlerimi anımsamama neden oldu. O, yürek dağlayan, kara haberin radyo ve televizyonlarda duyulduğu günden bu yana tam 14 yıl geçti. 2010 yılında yayınlanan Meclis Araştırması Raporu'na göre toplam can kaybı sayısı 18.373 olarak ifade edilen 7,5 Mw büyüklüğündeki, Kocaeli/Gölcük merkezli Marmara Depremi vatandaşlarımızı 17 Ağustos 1999 sabahı saat: 03.02'de yakaladı. Resmi olmayan verilere göre ise yaklaşık 50.000 ölüm, ağır-hafif 100.000'e yakın yaralı olduğu ifade edilirken 133.683 çöken bina ile yaklaşık 600.000 kişi evsiz kaldı.
Deprem otoriteleri, gerek büyüklük, gerek etkilediği alanın genişliği, gerekse neden olduğu maddi kayıplar açısından son yüzyılın en büyük depremlerinden biri olduğunu belirtiyorlar. Depremin bu kadar çok can kaybına yol açmasının nedeni olarak kaçak yapılar, standartlara uygun olmayan binalar ve daha ucuza mal etmek için eksik malzeme kullanan müteahhitler gösterilmekte.. Yapım hatalarından çöken binaların müteahhitlerine yaklaşık 2100 dava açılmış. Yasal boşluklar nedeniyle cezasız sonuçlanan davaların sayısı ise 1800 civarında. 300 davadan 110'una ceza verilse de çoğu ertelenmiş. Bunun dışında kalan davalar ise zaman aşımına uğrayarak düşmüştür.
Gelelim Niksar'ımıza.. Kuzey Anadolu Fay hattında oluşumuz, bizim pek de önemsemediğimiz bir gerçekle yüzleşme olasılığımızı güçlendiriyor. Hangi doğal afet geliyorum diyor ki? Deprem de olacağını haber vermeyenlerden.. Bir fay hattı üzerinde olup deprem görmemek olası değil. Önemli olan depreme hazırlıklı olmaktır. Niksar 1939 ve 1942 depremlerini yaşadı. Benim çocukluğum, büyüklerimizin zelzele anılarını dinlemekle geçmişti. Haber amaçlı bulunduğum Marmara, Van, Dinar ve Bam (İran) depremlerinde dayanılması zor olayların tanığı oldum. Deprem uzmanları ve akademisyenler can kayıplarının nedeni olarak, koruma tedbirlerinin alınmaması, deprem konusunda eğitim eksikliği ve bilinçlenme yetersizliğini vurgularken özellikle imar hatalarını işaret ettiler.
DSİ Genel Müdürlüğü, Jeoteknik Hizmetler ve Yeraltı Suları Dairesi Başkanlığı, Su Sondajı Şube Müdürlüğü görevini yapan Hemşehrimiz Maden Mühendisi Gürel Salih Ünsal'ın deprem konusundaki uyarıları dikkate değer nitelikte;
“Bu konuşmamın yakın zamanda bir depremin olacağı anlamında algılanmayacağını diliyorum.. Niksar'ımızın Kuzey Anadolu Fay hattında bulunan bir kent olması nedeniyle, olası bir depremde zararı en aza çekebilmek amacıyla daha hazırlıklı, daha donanımlı ve daha korunmuş olmak için konunun önem ve aciliyetine değinmek istiyorum.
Niksar'da can ve mal kaybına neden olan en son deprem 1942 yılında gerçekleşmiş. Kuzey Anadolu Fay hattından dolayı deprem, Niksar ve Niksarlının kaçınılmaz kaderi olmuş. Kuzey Anadolu Fay hattı, son depremden bu güne kadar, tam 71 yıldır yük altında. 1939'dan sonra biriktirdiği yükü 1942 yılında depremle yeniden boşaltan Kuzey Anadolu Fay hattı, başta sıfıra yakın enerjisini günümüze kadar yaşanan 71 yıllık bir süreçte yeniden ve artarak kazanıyor.. Yıldan yıla, günden güne büyüyen deprem riskini nedense görmezden geliyoruz. Olayın dramı karşısında etkilenen halkımız, maalesef deprem olup bittiğinde önlemler almaya başlıyor. Oysa, deprem olduğunda enerji boşalımı olduğundan risk en az ya da sıfıra yakındır. Depremle sıfırlanan risk faktörü, olay sonrasından itibaren fay hattının yıllar boyu yeniden yük almasıyla kendini artarak büyütür. Kısacası; 1942 yılındaki depremde en aza düşen deprem riski 71 yıldır artarken bu uzun süreçte deprem algısı belleklerimizden siliniyor ve kendimiz yaşamadığımız için, depremi bize uzakmış gibi algılayan bir bilinçle koruyucu önlemler almayı sürekli öteliyoruz. Gerçek bu..
Bu bilgiler ışığında; zemin etütleri, güçlendirmeler, koruyucu önlemler, kamuda bilinç artırıcı yayınlar, tüm binalarda hareketli eşyaların sabitlenmesi, deprem çantası vb. acil çözüm uygulamaları Niksar'ımızı ve bizleri depreme daha dirençli hale getirecektir. Niksar'da çalışmalara acilen başlanmalıdır” diyor hemşehrimiz Gürel Salih Ünsal..
İş işten geçmeden, gerekli önlemleri alarak depreme hazırlıklı olmalıyız. Gözyaşı çözüm değil. Depremsiz günler dileğiyle..