Özellikle kültür turizminden söz edildiğinde ilk aklımıza gelen ÇEKÜL Vakfı oluyor. Yıllardır ülke düzeyinde yaptıkları çalışmalar ve ulusal/uluslararası girişimlerle turizmimize olumlu katkılarını izlediğimiz bu önemli vakıf, sadece turizm potansiyelini harekete geçirmekle kalmıyor aynı zamanda Türkiye'nin turizm girdilerine de yarar sağlıyor..
Kültür turizminin sürdürülebilirliğini konu alan yazısıyla tüm turizmcilere ışık tutan Handan Dedehayır'ın yazısından birkaç bölümü siz okurlarımla paylaşıyorum.
SÜRDÜRÜLEBİLİR KÜLTÜR TURİZMİ
“Tarihi ve kültürel miras, toplumlara çeşitli olanaklar sunan çok boyutlu bir kavram. Bir ülkeye uluslararası toplum içinde kimlikli bir yer, kentlere kendine özgü bir özellik kazandıran, kentlilere de aidiyet, sahiplik ve güven duygusu aşılayan bir özelliğe sahip. Sanatsal ve kültürel üretim süreçlerinde yaratıcılığı besleyen derin bir kaynak. Aynı zamanda, son yıllarda çokça konuşulduğu gibi, doğru bir planlamayla ekonomiye hareketlilik ve canlılık kazandıran ve yerel halkın yaşam kalitesini yükselten bir zenginlik.
Kültür mirasının ekonomik değeri söz konusu olduğunda kültür turizmi ilk akla gelen seçenekler arasında yer alıyor. Kültür turizmi; doğal alanları, anıtsal ya da sivil mimari yapılarını, sanat ürünlerini, koleksiyonları, kültürel kimlikleri, gelenekleri ve farklı dilleri kapsayan, somut ve somut olmayan kültür mirasının tüm ürünlerini paylaşmayı ve tanımayı amaçlayan bir gezi türü olarak tanımlanıyor. Bu bağlamda, Anadolu coğrafyasının barındırdığı doğa, tarih ve kültür zenginliği ve çeşitliliği, Türkiye'yi kültür turizminde iddialı bir sunucu konumuna taşıyor. Kültür turizmi, ülkemizin kültür mirasını korumak ve yaşatmak için önemli fırsatlar barındırırken, özellikle küçük ölçekli tarihi kentler için yeni yatırım ve iş olanaklarını, ekonomik kalkınma ve rekabet gücünü artıran seçenekleri de gündeme getiriyor.
Alışıldık gezi programlarına bakıldığında, kültürün tur programında çeşitlilik katan yardımcı bir öğe olarak yer aldığı görülür. Ziyaret edilen kentin tarihi yapılarını, sanat eserlerini ya da yaşam kültürünü “görme”ye giden gezgin, bu kültürü derinlemesine tanımak yerine, rehberin verdiği bilgiler doğrultusunda kültürün tüketicisidir. Ne var ki son yıllarda, kültür artık seyahat etmenin başlıca nedeni, hatta amacı haline gelmiş bulunuyor. Araştırmalara göre kültür gezginleri, yeni bir şeyler öğrenme arzusu ve yolculuk boyunca hayatlarını zenginleştirecek deneyimler yaşama umudu ile yola çıkıyorlar; doğal ve kültürel çevrenin korunmasını ısrarla talep ediyorlar. Farklı kültürlerin mirası ile tanışmak ve kaynaşmak, gezginin duygu ve düşüncelerinde yeni ufuklar açıyor. Kültür turizminin gücü, onların bu beklentilerini karşılayabilen kentleri öne çıkarıyor.
Tarihi ve kültürel mirasın, somut ve somut olmayan ürünleriyle bir bütün olarak korunup yaşatılması, bugün kültür turizminin öncelikli meselesi olarak öne çıkmaktadır. Ülke/bölge algısını ve rekabet gücünü artırmak, yerel ve bölgesel ekonomilere katkı sağlamak, gelişmiş bir kültür bilinci ile doğal ve tarihsel mirası geleceğe taşımak için kültür turizmi önemli bir tetikleyicidir. Çağımızın yükselen değerleri olan kültür endüstrileri ve yaratıcı endüstrilerle de kültür turizmi arasında organik bağ vardır.
Öte yandan turizm, kültür varlıklarının ve yerel yaşam biçiminin yıpranıp bozulmasına neden olarak, yerel kültürün ve kültür mirasının ticari amaçlarla piyasa ürününe dönüşmesine, kültür ürünlerinin yozlaşmasına ve yapaylaşmasına neden olur. Oysa kültür gezginlerinin kültürün bozulmamış, özgün halini aradıkları da bir gerçektir. Tarihi kent ve kasabaların ziyaretçilerine sunduğu en değerli deneyim kültür mirası ise, bu mirası korumanın önemi de kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Kültür turizmini hedefleyen tüm kesimlerin elbirliği ile yerli yabancı gezginlerin ilgisini çeken değerlerin, turizmden zarar görüp yok olmaması güvence altına alınmalıdır.”