İnsan neden yalan söyler, neden yalana başvurur? Sıradan yalanlar, beyaz yalanlar, pembe yalanlar, masum yalanlar... Adı ne olursa olsun yalan, yalandır. Günümüzde hızla yaygınlaşan sanal dünyanın etkileyici gücü giderek artmakta ve kontrol edilebilirliği güçleşmektedir. Yaratılan bu elektronik ve dijital dünyada yaş sınırı olmaksızın insanlar yalan söylemeye zorlanmakta ve iletişimlerinde sudan nedenlerle de olsa çeşitli yalanlara başvurmaktalar. Yalan söylemenin bilimsel adı MİTOMANİ'dir.
Psikiyatrist Dr. R. Sabri Yurdakul, Mitomani'nin en büyük özelliğini, kişinin çok fazla yalan söylemesi ve kimi zaman söylediği yalana kendisinin de inanması olarak tanımlamaktadır. Bu bağlamda dikkat edilmesi gereken en önemli ayrıntı; söylenen yalana, yalan söyleyenin de inanıyor olmasıdır. Sanırım olayın en tehlikeli özelliği de bu. Bazen söylediği yalanın yalan olduğu o kadar açıktır ki, insan bu kadar sıradan ve kolay bir yalanın söylenemeyeceğini düşünerek inanabilir.
Yalancılığı bir hastalık olarak görmek yerine bir davranış sorunu olarak değerlendirmek gerekir. Yalanların önemli özelliği söyleyen kişinin çıkar amaçlı, kimi zaman ilgi çekme, kimi zaman zor bir durumdan kurtulmaya çalışırken, kimi zaman da hiçbir amacı olmadan, sadece söylemiş olmak için yalan söylemesidir.
Bu yalanlara baktığımızda aslında çoğu insanın günlük yaşamda, sıkıştığında başvurduğu yalanlardan çok farklı olmadıklarını görmekteyiz. Bahane/neden yaratarak söylenen masum yalanlar, sonra söylenecek ve tehlike boyutu büyük yalanların tohumlarını oluştururlar. Yalana o kadar çok başvurulmaktadır ki kişinin adı yalancıya çıkabilmekte, hiç kimse onun söylediklerine itibar etmemektedir. Ancak bunlar genellikle ilgi çekmeyi seven kişiler olup söyledikleri yalanlar da zarar veren yalanlar olmadığı için genellikle yalancı olarak bilinseler bile çevrelerinden çok sert tepkiler almaksızın sadece "Yine yalan söylüyor ya da abartıyor.." diye geçiştirilmektedir.
Yalancıların söyledikleri yalanlar gerçek anlamdaki yalanlardan farklı olarak birbirini destekleyen olay örgüsüne sahip olmadığından çabuk fark edilmektedir. Abartılarak anlatılan kimi yalanlara anlatanın kendisi de inanarak ipin ucunu kaçabilmektedir. Mitomanik (yalancı) kişiler bulundukları ortamda tanınıp yalancı olarak da bilindiğinde kendisini kişiliksizleştirmekte ve sonuç olarak itibarsızlaştırmaktadır.
Hızla gelişen teknoloji ve kitle iletişim araçlarının yarattığı sanal ortamın yalana bu kadar açık olmasının en büyük nedeni kişinin beden dilinin gözlenememesi ve yalan söylemek istendiğinde bu yalanın sonunun olmaması ve kişinin yalanı ortaya çıktığı zaman yalan söyleyebileceği diğer ortam ve kişilere çok çabuk ulaşabilmesidir. İnsanların kendisini göstermeden, çok basit bilgilere ulaşabildiği sanal dünyada yalancılık artan bir hızla yaygınlaşmaktadır. Yalanın her türü toplumsal yapıya zarar veren ve bireysel nitelikleri hasara uğratan çok önemli bir tehlikedir.
Mitomani (yalancılık) ancak eğitimle önlenebilir. Ana-baba rol modeldir. Çocuklarına yalancılığın zararlarından dem vuranlar önce kendileri yalan söylememeyi başarmalılar. Mitoman bireylere toplumun her katmanında rastlamak olası. Ne acıdır ki devlet yöneticilerinin, bürokratların, özellikle siyasetçilerin sıklıkla yalana başvurmaları ve söyledikleri yalanlara kendilerinin de inanarak, söylemlerinde direnç göstermeleri toplumda yalancılığın kanıksanmasına neden olmaktadır.
Kahve falı bakma bile masum bir mitomani örneğidir. Bilim insanları, Mitomanlığı psikiyatride dürtü kontrol bozukluğu olarak tanımlamakta olup alışveriş hastalığı, patolojik kumar gibi bir tür hastalıklarla birlikte değerlendirmektedir. Bu durumun özelliği, kişinin yalan söylemek için, içinde büyük bir arzu-istek duyması, yalan söyleyince bir süre pişmanlık yaşaması ama sonra gene yalan söylemeye devam etmesi ile karakterize olmasıdır. Mitomanlar özellikle de yalan söyledikleri açığa çıktığında bile yalan söylemeyi sürdürerek, yalan söylediklerini inkar etmeleridir. Sonuç olarak mitomani kimi zaman normal kişilerde rastlanda boyutları büyüdüğünde tedavi/terapi gerektiren bir hastalık olarak ele alınmalıdır.