Kalaylı bakır tencerede, odun ateşinde pişen ‘etli patlıcan kebabı’ ve kahvaltılarımızın olmazsa olmazı ‘domates biber kızartması’ bizim damak alışkanlığımızın ve beslenme kültürümüzün özgün yemeklerindendi bir zamanlar.. Bugün de öyle ancak tek bir farkla. ‘Nedir bu fark?’ diye merak ettiğinizi tahmin edebiliyorum; Lezzet.. Evet, o farkı, ‘lezzet’ olarak tanımlayabilirim.
İlçemizdeki Cuma Pazarı’nda, alışveriş yaptığım tezgahlardaki sebzeleri özellikle kokladım. Ne domates, domates gibi kokuyordu, ne de biber. Siz de koklamışsınızdır.. 40’lı, 50’li ve 60’lı yılların Niksar’ında yaşamayanlar, o yıllarda ve öncesinde doğmamış olanlar, ovada yetişen sebze ve meyvelerimizin muhteşem kokularını ne yazık ki asla bilemeyecekler.
Hele bir evde biber kızartılmasın, tüm sokağı biber kokusu kaplardı. Hangi evde ne yemeğin piştiğini tahmin etmek hiç zor değildi o yıllarda.. Evlerin hayatlarında, bahçe ve avlularında salçalık domates ezildiğinde de öyle.. Buram buram dometes kokardı mahalle. Yine, sokaklara dibi küllü kazanlar kurulsa da, ne domatesin ne de salçanın kokusu yayılıyor mahalleye..
Üzücü olan şey; günümüz kuşağının, geçmişteki nitelik ve özelliklerini tanımadıkları tarım ürünlerini bugün en doğal ürünler olarak kabul etmiş olmalarıdır. Hayır! Doğal değiller.. 70’li yıllardan bu yana tarımda artarak uygulanan kimyasal ilaç kullanımı, doğal beslenme ürünlerinde belki nicelik farklılıklar yaratsa da nitelik açısından çok şeyi olumsuz yönde etkilediği kesin. Yüzlerce leyleğin yöremize göçüp, ovanın çamurlarından topladıkları solucanlarla yavrularını beslediklerine tanık oldum çocukluğumun Niksar’ında. Ne güzel günlerdi.. Ovada sulak alanların azalması ve tarlalarda kimyasal ilaç kullanımı leylekleri de gelmez etti Niksar’a..
Kelkit Havzası’nın gözbebeği olarak övündüğümüz ovamızın göz göre göre heder edildiğini nedense görmezden gelmekteyiz. Bir yandan kimyasal tarım ilaçları ile biyolojik yapısını bozduğumuz toprağımız, öte yandan, kolaycı (tembel tüccar işi) kavak ağacı dikimi ve sonrasında erken ürün alma arzusuyla aşırı sulanan tarım alanlarındaki nem oranının yükselmesi nedeniyle ekosistemi altüst olan ovamızda sağlıklı sebze ve meyve üreticiliğinin geleceği olumsuz bir tablo çizmektedir.
Hemen, bugün kavak dikimi yasaklanmalı. Organik ve iyi tarım uygulamaları desteklenerek kimyasal ilaç kullanımı denetlenmelidir. İnsan sağlığını tehdit eden ve kanser başta olmak üzere bir çok sağlık sorununa neden olan kimyasallarla yetiştirilen sebze ve meyveleri nasıl alabildiğimize akıl erdiremiyorum gerçekten..
Tarlalarımızdaki böcek ve haşerelerle mücadele için kullandığımız ilaçların insana sağlığına zararı nasıl görmezden gelinir ki? Kimyasal besinler ve kimyasal ilaçlar, sadece börtü böcekle mücadele için kullanılmıyor, ayrıca ürünün yetişme sürecinde beslenmesini, daha gösterişli olmasını, erken hasat ve bol ürün alınmasını sağlıyor. Kullanıcılarına ve kimyasal ilaç sektörüne yüksek kazançlar da sağlayan bu zehir ticaretine birilerinin dur demesi gerekmez mi?
Tarım alanlarında kullanılan kimyasallar asla yok olmuyor. Ya satın aldığımız ürünler yolu ile ya da havada uçuşarak, dip sularına karışarak bizlere ulaşıyor. Daha doğal beslenmek ve sağlıklı kuşaklar yetiştirmek adına organik tarım mutlaka yaygınlaştırılmalı. Halkın organik tarımı ve sağlıklı beslenme koşullarını öğrenmesi sağlanmalı. Organik tarım üreticileri desteklenmeli ve satış ve pazarlamadaki engellerin giderilmesi ve sorunlarının çözülmesi yolunda çaba gösterilmeli. Organik ünlerin manav ve pazarlarda, belgeleri ve sertifikaları ile satışının diğer konvansiyonel ürünlerden ayrı biçimde tüketiciye ulaştırılması yönünde olanaklar sağlanmalı. Bunları önce kendi sağlığımız için, bozulmamış bir doğayı ve sağlıklı bir geleceği çocuklarımıza, torunlarımıza bırakabilmek için ve organik tarımın yaygınlaştırılması için yapmalıyız.
Doğal ve sağlıklı yaşam dileğiyle..