Bir psikolog arkadaşım; “sesini yükselterek konuşmak bile karşındakine şiddet uygulamak demektir” diye açıklık getirdiği “ŞİDDET” olgusunda sosyal, kültürel ve ekonomik faktörlerin büyük rol oynadığını görüyoruz.
Düşünüyorum ve bağırgan bir toplum olduğumuz için üzüntü duyuyorum. Sokakta konuşan iki gencin düşüncelerini birbirine bağıra çağıra kabul ettirmeye çabalamasına şaşırmamak gerekir, çünkü onları çepeçevre saran yaşamın tüm evrelerindeki davranış; alışılagelmiş bağırganlıktan başka birşey değil..
Yüksek sesle ve heyecanla bağırarak konuşan televizyon spikerleri, sunucuları şiddet içerikli haberlerini evire çevire ve tekrarlarla sunarken toplumu saldırganlığa ve şiddete alıştırdıklarını hiç fark etmiyorlar mı? Henüz sezon başlamadan, çekim aşamasında bile abartılı reklamlarla tanıtımı yapılan dizileri hepimiz biliyoruz. Büyük kentlerde boy boy ilan ve reklamları yayınlanan şiddet içerikli yapımlarda rol alan oyuncuların şiddete hayran kitleler yaratmakta katkısı büyüktür.
Şiddet; bir kişinin başkasına zarar verme, yaralama veya öldürme amacına yönelik, fizik kuvvet uygulayarak yaratıtığı, ölümcül olabilen kişisel saldırganlıktır. Şiddeti izlemekten nasıl keyif alınabilir ki?
Birkaç yıl önce, mutfağımızda yapılması gereken tadilat için bir fayans ustası ile çalışma günü belirliyorduk. Şu gün olsun, bu gün olsun dedikçe usta kendini kasıyor ve süren işleri olduğunu, kendisine haftada sadece bir gün ayırdığını ve o gün de “Kurtlar Vadisi”ni izlediğini söylediğinde çok şaşırmıştık. Bol silahlı, vurdulu kırdılı yapımlarla saldırganlık ve şiddet topluma kanıksatılıyor..
Küçücük çocuklarımızın internet ortamında kozmik silahlar kullanarak sanal savaş sahnelerinde taraf olmaları ve öldürme amaçlı hamleler sonunda kendini başarılı duyumsamaları, onların saldırganlığa doğru minik adımlarla yaklaşırken sevgiden koşarcasına uzaklaştığı gerçekliğini gözler önüne sermiyor mu?
Çocukluğumuzun “Western Filmi” günlerinde hangi birimiz John Wayne ya da Clint Eastwood olmak istemezdik? “Kovboyculuk” en popüler erkek oyunlarındandı. Bir de oyuncak mantar tabancalarımız vardı ki; patladığında sesinin şiddeti bir yana, yüze doğrultulduğunda tehlikesi bir yana..
Sadece ülkemizde değil, tüm dünyada çocuklar, cinsiyetlerine göre, oyuncaklarla kodlanıyordu. Günümüzde de öyle.. Kız çocuklarına bez bebek, erkek çocuklarına oyuncak tabanca alınmaz mı? Daha üç-beş yaşındayken eline oyuncak da olsa tabanca verilen çocuklarımızın, bağırgan temalı ve şiddet içerikli tv yapımlarını izleyerek büyüdüğünde saldırganlığa eğilimli olmasından daha doğal ne olabilir ki..
Her geçen gün, günlük yaşamımızda çokca yer alan şiddetin bu denli yoğun olarak yaşanması şiddetin kanıksanmasına yol açıyor. İnsan psikolojisinde evrensel olarak varlığı kabul edilen dürtü olan saldırganlık ve onun sonucu olan şiddet, içgüdüsel olarak varolan ve pek çok boyutta gözlemlenen bir olgu. Çevre etkenlerden kaynaklı bir davranış olan şiddet birçok biçimde karşımıza çıkıyor. Tüm dünyada yoğun olarak yaşanan şiddetin genel olarak kabul gören farklı sınıflamaları bulunmakta; “Saldırgan şiddet”, “Kadına yönelik şiddet”, “Aileiçi şiddet”, “Çocuğa yönelik şiddet”, “Yaşlılara yönelik şiddet” ve “İntihar - kişinin kendine yönelik şiddeti” şiddetin üst başlıklarıdır.
Saldırganlık ve şiddetin biçimi, türü ve sınıfı ne olursa olsun, asla insana yakışmayan bir olgu olduğunu düşünüyorum.. Bu nedenle; şiddet içerikli tüm davranışların ve görsel yapımların kontrol altına alınmasını, güvenlik güçlerimizin dışında sivil bireylerin silah taşımamalarını, düğün törenlerinde silah kullanılmamasını ve çocuklarımıza oyuncak silah ve kesici aletler armağan edilmemesini öneriyorum.
Şiddet bir insanlık ayıbıdır..