Dayak, çeşitli şiddet unsurlarının başında geliyor. Öfkeyle ateşlenen şiddet fitili itiş-kakışla ivme kazanıp sonra dayakla zirveye ulaşıyor. Dayak, “çağ dışı” bir eylem olarak kabul görse de çağlar boyunca uygulandığını utançla izliyoruz.
Çocuğa ana-baba dayağı, öğrenciye öğretmen-yönetici dayağı, arkadaş dayağı, kadına koca dayağı, askere komutan dayağı, vatandaşa polis dayağı, hasım dayağı vb..
Yaşamı şiir gibi yaşamak varken insanı şiddete sürükleyen nedir?
“Gücü elinde bulunduranla ona maruz kalanlar arasındaki şiddet devam ediyor. Bu, ev içinde de geniş çevrede devlet-vatandaş ilişkisinde de geçerli” diyor yeni kitabı Antabus ile edebiyat dünyasında kendinden sıkça söz ettiren yazar Seray Şahiner bir söyleşisinde.
Şiddet ya da zulüm, adı ne olursa olsun, ailede başlayıp, okullara, fabrikalara, atölyelere, resmi kurumlara ve elbette sokağa taşan bu iyileşmesi güç sorunun çözümünün yine bizde, insanda olduğuna inanıyorum.
Önce, sonrasını ve yaratacağı olumsuz etkilerini asla düşünmediğimiz, akıl edemediğimiz bazı söylemlerimizi, tekerlemelerimizi gözden geçirmemiz gerekiyor. “Erkek adamın erkek oğlu olur”, “Erkek adam döver de sever de” ya da “Döv ama dövülme” sözleri şakayla söylense bile çoğunlukla ciddi ciddi vurgulamak istediğimiz düşüncelerimizi yansıtmıyor mu?
Şiddetsever bir toplum haline dönüştürülmenin acı sonucu olarak, zulme alıştırılmanın getirdiği davranış temelinde çevremizde olup-bitene karşı duyarsızlaşıyoruz. “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” ya da “Her koyun kendi bacağından asılır” derken çevresini kuşatan kaos ve cehennemden habersiz, yalnızlaştığını anlamadan yaşamını sürdürüyor günümüz insanı. Teknolojinin ve kapitalizmin bireye getirdiğinden çok daha farklı, gizli ve açık şiddetten beslenen bir baskıcı bir anlayışın kuşaklar boyu süren bir yalnızlığıdır yaşadıklarımız.
Çaresizleştirilen, yoksullaştırılan, ötekileştirilen, kültürsüzleştirilen, yalnızlaştırılan ve umutsuzlaştırılarak köleleştirilen insanın şiddet ve dayaktan kurtuluşu iradesidir ki, o da elinden alınmıştır.
Medya, bilgilendirir.. Ancak bu her zaman olumlu ve doğru yönde olmayabilir. Özellikle televizyon yayınları üzerinden, şiddeti özendirme ve onu yüceltme algısının insana yerleştiriliyor olması ise toplumsal bilgilendirme bağlamında söz konusu olumsuzluklar zincirinin bir diğer haklası olsa gerek.
Ya “ideal yaşam” sunan ya da izleyip şükürkâr olacağımız “ibret görselleri” yayımlayan televizyon kanalları, hiçbir ücret ödemeden bizi eğlendiren ve bilgilendiren bir medya aracı olması nedeniyle çoğunlukla dar gelirliler tarafından tercih edilir. O nedenle; evlilik programları, ev dekorasyon programları, yemek programları, suç ve entrikalarla dolu tarihi yapımlar ve de bağrış çağrışlı, vurdulu kırdılı macera dizileri bol bol ve günden güne artarak yayımlanır. Bu programlarda şiddet, dayak, küfür öğretiliyor adeta. Sonra da birileri çıkıyor ve; “Şiddetsiz bir dünya istiyoruz” diyor.
İtiş-kakış, bağrış çağrış olmayan bir tv dizisi ya da bir tv programı var mı? Yok!
Dayak, küfür, kaba davranış, silah, yalan, riya, gasp, entrika günlük yaşamımızda sıkça rastladığımız sıradan şeyler oldu. Evden başlayarak, sokakta, okulda, parkta, fabrikada, iş yerinde ve resmi kurumlarda dayaksızlaştırma ve bireysel silahsızlanma mutlaka sağlanmalı. Şiddeti hoş gören tüm kaynaklar kurutulmalı. Şiddetsizleştirme konusunda inatla direnç göstermek gerek. Şiddetsiz bir yaşam dileğiyle..