Ne güzel olurdu dünya, ne güzel ve ne anlamlı olurdu yaşam, sınırlar olmasaydı. Ulaşılmaz duvarlar olmazdı, dikenli teller, mayınlı topraklar olmazdı. Sınırlar olmasaydı devletler olmazdı, düşmanlık olmazdı, savaşlar olmazdı..
Gencecik masum insanlar ölmezdi sınırlar olmasaydı. Silah, mermi, top, roketatar, tüfek, tank ve savaş uçağı üreten fabrikalar eğitim ve bilimsel çalışmalar için gerekli araç ve gereçler üretirdi ülkeleri birbirinden ayıran o geçit vermez sınırlar olmasaydı.
Devletlerin savunma ve silahlanmaya ayırdıkları bütçeler eğitime, bilimsel gelişmeye, sağlık hizmetlerine, tarıma, kültür ve sanata harcanırdı. Devletler milyonlarca asker beslemez, bu nedenle yapılan harcama tarımın ve hayvancılığın iyileştirilmesinde kullanılırdı.
Sınırlar olmayınca, ötekileştirme de büyük ölçüde sona ererdi. A devletindeki ırmak B ülkesindeki denize akarken ne değişiyor? Gökteki güneşe, buluta, rüzgara yerdeki akarsuya sınır koyabiliyor muyuz? Hayır..
İnsan önce kendi beynindeki sınırları fark etmeli. Kendi düşüncelerini, aklını, zekasını çepeçevre saran sınırlardan kurtulmalı.
Özgürlüğü -herkes için- bir yaşam felsefesi olarak kabul eden insan kendi sınırlarını da birer birer aşmaya başlar. Özgür düşünen, sadece düşünmeyle kalmayıp düşündüğünü özgürce söyleyebilen insan önyargılarından kurtulur ve kendi düşünme sistemini engelleyen tüm dogmalardan sıyrılır çıkar.
Doğruluk esastır. İyilik de öyle.. Yararlı, sevgi ve şefkatli olmak, önemsemek ve değer vermek aklımızdaki dikenli tellerden kurtulmamız için gerekenlerdir.
Bu kadarı yeter mi? Hayır.. Tüm saydıklarımı sadece kendimiz ve yakınlarımız için değil de hiç kimseyi ötekileştirmeden; ırk, din, dil, renk ve coğrafya ayrımı yapmaksızın tüm dünya insanlığı için istiyorsak o zaman sınırsız bir barış ortamına ulaşabiliriz. Ama bunu “insanım” diyen herkes yapmalı. Saygıyla, coşkuyla üretmeli sevgiyi.. Kilim dokur gibi düğüm düğüm örerken uygarlığı kaneviçe işler gibi renk renk işlemeli yaşamın tüm güzelliklerini.. Sınır korkusu, yarın kaygısı olmadan, savaş korkusu olmadan üretmeli çiftçi tahılını, sebzesini ve meyvesini.
Barış, her yerde ve herkese gerekli olan bir olgu. Tüm dünya insanlığının evrensel barışa gereksinimi yok mu? Var. Uzaydan gelmeyeceğine göre barışı inşa edecek olan da dünyalılar olacak. Yani biz.. Silah fabrikaları kapanmaz ve silahlanma durdurulmazsa sınırlar da kalkmayacaktır. Düşüncelerimizi kötülüklerden ve doğruluk karşıtı eylem arayışlarından arındırmamız gerek. Algılarımızı geliştirmek ve algı eşiğimizi her geçen gün daha da yükseltmemiz gerek.
Ayrımcılık, ötekileştirme ve düşmanlık yaratarak barış karşıtı oluşumlarla ayakta duran, uluslararası silah ticaretine yön veren devletler elbetteki dünyadaki çeşitli terör eylemlerini de kontrol altında tutmaktadırlar. Ülkemizde ve dünyada insanoğlu barış ekseninden gitgide uzaklaşmakta. Ne 20. yüzyılda ne de bilgi çağı dediğimiz 21. yüzyılda barış içinde olmayı başarabildik. Bu sevgi eksikliğiyle de başaramayacağız gibi görünüyor..
Tarladaki ekinin, dalda öten kuşun, kundakdaki çocuğun, yağan yağmurun, çamurun, bastonlu dedenin, herkesin sevgiye gereksinimi var. Sevgi her kapının kilidini açan tılsımlı bir anahtardır. Kullanabilene..
Sevgi barışın anasıdır. İnsanlık ve insan hakları, doğa dostluğu, hayvan severlik ve barış sevgiyle doğar, büyür ve yücelir.. Şimdilik hayal bile olsa “sınırlar olmasaydı” dememek için daha çok hoşgörüye ve sevgiye gereksinimiz var, daha çok..