Hami KARSLI
Emekli Öğretmen
“SADECE SEVİN!”
Ben yaşı 90’a merdiven dayamış, emekli bir öğretmenim.
Edebiyat derslerine girdiğim tüm sınıflarda, ilk dersimde tahtaya kocaman harflerle “SEVMEK” sözcüğünü yazar, ve “çocuklar, yaşamımızdaki en önemli fiil budur. Bunu iyi öğrenin!” derdim. Çünkü çok iyi bilirdim ki, yüreğinde “sevgi” barındırmayan bir insan, toplumdaki en tehlikeli insandır. Bütün kötülüklerin kaynağında sevgisizlik yatar.
*
Bu yazının başlığı bana ait değil. Bu başlık, dedesinden başlayarak tüm ailesini tanıdığım genç bir hemşehrime ait. Bu delikanlının adı Ahmet Elmalı. Bir yüksek okul bitirmesine karşın, Niksar’da ünlü bir kahve ile aynı zamanda bir taksi işleten bu genç, sosyal medyayı da çok güzel kullanıyor. Bütün yazışmalarında, konuşmalarında tek bir ilkeden söz ediyor: “Sadece Sevin!”
*
İçinde yaşadığımız çağ, hızın, tüketimin ve maddi olanın yüceltildiği bir dönem. Her şeyi birer başarı ölçütüne, rakamlara ve dijital beğenilere indirgediğimiz bu modern koşturmacada, insanı insan yapan en temel duyguyu; yani "sevmek" fiilini göz ardı edebiliyoruz. Oysa sevmek, sadece iki insan arasındaki romantik bir yakınlaşma değil; toplumu, geleceği, doğayı ve en nihayetinde insanın kendi varoluşunu inşa eden en güçlü manevi esastır.
Peki, neden bu kadar önemlidir sevmek fiili ve hayatımızdan eksildiğinde geriye ne kalır?
*
Sevmek, her şeyden önce insanın kendisiyle ve çevresiyle kurduğu bağın ilk harfidir. Dünyaya gözlerini açan bir çocuk, ilk olarak sevgiyi hisseder ve onunla büyür. Eğitim sistemlerinin, felsefi akımların ve toplumsal kuralların temelinde eğer sevgi yoksa, orada sadece kuru bir bilgi yığınından ve mekanik bir düzenden bahsedebiliriz.
Bir öğretmenin öğrencisine, bir anne-babanın evladına ya da bir ustanın çırağına verebileceği en büyük değer, aktardığı teknik bilgiden ziyade, o bilgiyi harmanladığı sevgidir. Çünkü sevgiyle yapılmayan hiçbir iş kalıcı olamaz. Sevgi, sabrı doğurur; sabır ise emeği. Emek verilen her şey ise zamana meydan okur. Sevmek fiilini hayatının merkezine koyamamış bir birey, ne kadar yüksek makamlara erişirse erişsin, ruhundaki o büyük boşluğu asla dolduramaz.
*
Bugün gazetelerin sayfalarını, televizyon ekranlarını ya da sosyal medya akışlarını kaplayan şiddet, adaletsizlik ve hoşgörüsüzlük haberlerinin kökenine indiğimizde karşımıza çıkan tek bir gerçek vardır: Sevgisizlik.
Sevmek, sadece bir duygu durumu değil, aynı zamanda bencilce dürtülerden arınma ve "öteki" olanı kabul etme iradesidir. Kendinden olmayanı, senin gibi düşünmeyeni, senin gibi yaşamayanı da sadece "insan" olduğu için sevebilmek veya en azından onun varlığına sevgiyle yaklaşabilmek, toplumsal barışın yegane anahtarıdır. Toplumu bir arada tutan şey yasaların katılığı değil, insanların birbirine duyduğu şefkat ve güvendir. Sevmek fiili köreldiğinde, yerini hızla güvensizlik, bencillik ve nihayetinde toplumsal bir yabancılaşma alır.
Sait Faik: "Dünyayı güzellik kurtaracak, bir insanı sevmekle başlayacak her şey" der.
*
Sevmek fiilinin etki alanı sadece insan ilişkileriyle sınırlı değildir. Doğayı sevmek, bir ağacın gölgesine saygı duymak, sokağın köşesindeki bir hayvanın yaşam hakkını savunmak da bu fiilin birer parçasıdır. Toprağı sevmeyen bir çiftçi ondan bereketli bir mahsul alamaz; işini sevmeyen bir zanaatkar ortaya bir şaheser koyamaz.
Geçmişten bugüne bıraktığımız en büyük kültürel miraslara, mimari yapılara, klasik musiki eserlerine ve edebiyat ürünlerine baktığımızda, hepsinin arkasında devasa bir sevgi ve adanmışlık görürüz. Sevgi, üretkenliğin ve yaratıcılığın en saf yakıtıdır.
*
Modern dünyanın getirdiği yorgunluklara, ekonomik kaygılara ve bireyselleşme baskılarına karşı direnebilmenin tek yolu, "sevmek" fiilini yeniden ve daha gür bir sesle hayatımıza dahil etmektir. Karşılık beklemeden, hesapsızca, emeği ve bereketi yücelterek sevmek...
Eğer geleceğe umutla bakan, aydınlık, adil ve huzurlu bir toplum bırakmak istiyorsak; işe önce kalbimizdeki o paslanmış duyguları temizleyerek başlamalıyız. Unutmayalım ki, hayat nihayetinde bir gölgeler oyunundan ibarettir ve o oyundan geriye kalacak tek gerçek imza, arkamızda bıraktığımız sevgi dolu izlerdir.
*
Ben, -ışıklar içinde yatsın- çok sevgi ve saygı duyduğum Faik Ağabeyin torunu Ahmet Elmalı’yı, genç yaşında “sevmek” fiilini iyi algıladığı için kutluyorum.
Teşekkür Ederim hocam