Vergilendirilmiş kazanç kutsaldır!
Bazıları için değil demek ki !
Mesela, kimi duyarlı ve dürüst vatandaşlar, kazancını kutsal kılmak için vergisini tıkır tıkır öderken, din ve kutsal değerleri sadece kendi mülkiyetinde görenler ve onların yandaşları için,
bu, ”kazancını kutsallaştırmaktan yırtmak” kutsala dönüşmüş!
AKP'nin iktidarı döneminde ise tam 10 kez vergi affına gidilmiş!
Hükümet, son 6 yılda 6 kez vergi affına giderek, zaten düşük seviyede olan vergi ahlakını iyice bozdu.
Vergi aflarından işçiler, memurlar ve emekliler faydalanmıyor elbette !
Fransız Ekonomist Jean Baptiste Colbert, 'Vergileme sanatı, kazı bağırtmadan, ondan mümkün olduğu kadar tüy almaktır' diyor.
Katılmıyorum bu görüşe ama bir şekilde ,vergisini düzgün veren vatandaşların da bu duruma düşürüldüğü bir gerçek !
Mesela, millete küfreden Mehmet Cengiz'in sahibi olduğu Cengiz İnşaat'ın tam 424 milyon 478 bin 437 TL'lik vergi borcu neden sıfırlanmıştır ?
Veya, Kanal A'nın sahibi olduğu Elektromed'in cezaları ile birlikte 139 milyon 80 bin 649 TL'lik vergi borcu, neden 5 milyon 845 bin TL'ye indirilmiştir ?
Ve Albayraklar ! Yeni Şafak Gazetesi'nin de sahibi olan Albayrak Grubu'nun toplam 100 milyon 368 bin 40 TL'lik borcu, neden 1 milyon 220 bin 322 TL'ye düşürülmüştür ?
Bunların ortak özelliği AKP'ye yakın olmaları !
Ve bu üçünün, toplam 608 milyon liralık vergi borcunu bir kalemde silen Maliye Bakanlığı'nın, "bu kadar da olmaz" diyen müfettişlere, "Siz bunun sebebini anlayamazsınız. Bunlarda ulvi amaçlar vardır" cevabı verdiklerini de belirtelim!
Bir başka Maliye Bakanlığı yöneticisinin de, yine aynı "sıfırlama" konusunda, müfettişlere, "Siz o adamının ne kadar bağış yaptığını ne kadar hayır yaptığını biliyor musunuz" diyerek çıkıştığını da ekleyelim!
Buraya kadar iş adamları ve patronlarla ve hükümetin onlara yaklaşımıyla ilgiliydi.
Gelelim ücretli çalışanlara.
Ücret dediysem asgari ücretle çalışanlar.
Türk-İş 32 yıldan beri araştırma yapıyor.
Açlık sınırıydı, yoksulluk sınırıydı, enflasyonun etkisiydi.
Bunu, TÜİK'ten ayrı yapıyor! Çünkü TÜİK devletin ve olanı değil söylenmesi gerekeni açıkladığı gibi bir kuşku var hep!
TÜRK-İŞ Araştırmasının 2019 Kasım ayı sonucuna göre:
Dört kişilik ailenin açlık sınırı 2.103 TL.
Yoksulluk sınırı 6.850 TL.
Bir çalışanın aylık yaşam maliyeti tutarı 2.578 TL.
Mutfak enflasyonu yıllık ortalama yüzde 17,89 oranında…
Hükümetlerin görevi "insan onurunun gerektirdiği yaşam şartlarını" karşılamak veya sağlamaktır.
“Açlık Sınırı” dört kişilik bir ailenin, sağlıklı ve dengeli beslenebilmesi için bir ayda gıda için yapması gereken asgari harcama tutarıdır.
“Yoksulluk sınırı” zorunlu ihtiyaçlar için yapılması gereken toplam harcama tutarıdır.
Yoksulluk sınırı tutarı, işçinin eline geçmesi gereken ücret düzeyi değildir. Bu değerlendirme eksik bir yaklaşımın ifadesidir. Yoksulluk sınırı tutarı, ailenin yapması gereken insan onurunun gerektirdiği harcama düzeyidir ve bir bakıma, haneye girmesi gereken toplam gelirin alt sınırını ortaya koyan önemli bir göstergedir. Ancak çoğu zaman, ücretli çalışan ailenin tek gelir kaynağı olduğundan yoksulluk sınırı tutarı olması gereken ücret düzeyi olarak görülmektedir.
Ücretlilerin aileleri,düşük düzeydeki geliriyle beslenme ve beslenme dışı harcamaları karşılayabilmek için çeşitli malların fiyatlarını da dikkate alarak tüketim malları arasında tercihte bulunmak zorunda kalmaktadır. Çoğu zaman fiyatı yüksek olan gıda maddeleri yerine fiyatı düşük olan gıda maddelerini seçmektedir.
Bu durumda olan aileler, büyük bir olasılıkla beslenme dışı harcamalarının (kira, ulaşım, yakıt, elektrik ve benzerleri) bir kısmını da beslenme harcamalarından kısarak elde edebilmektedir. Sonuçta, gelir düzeyinin düşük ve yetersiz olması, dar gelirli kişi ve ailelerin sağlıksız ve dengesiz beslenme yapmasına yol açmaktadır.
Bugün,ücretli çalışanların elde ettiği toplam gelirin "insan onurunun gerektirdiği yaşam şartlarını" karşılamaktan uzak olduğu bir gerçektir.
Ve geldik 2020 için asgari ücretin tespiti ve açıklanmasına!
Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk, 2020 yılı için asgari ücreti 2 bin 324 TL olarak açıkladı.
Türk-İş Genel Eğitim Sekreteri Nazmi Irgat, "2 bin 578 TL rakamını Türk-İş Başkanı Ergun Atalay açıkladı ve bunu kamuoyuna duyurduk. Mevcut koşullarda bir işçi bu rakama 30 gün değil, 10 gün bile geçinemez. Geldiğimiz nokta itibarıyla sayın Bakanın, açıkladığı rakamı işçi kesimi olarak kabul etmiyoruz ve toplantıdan ayrılıyoruz" diyerek toplantıyı terketmiş.
Ortalık bir nevi dikensiz gül bahçesine dönmüş ve Bakan Hanım da:
"İşçilerimizi enflasyona yedirmedik! " deyivermiş!.
Aslında yeterdi yetmezdi tartışmasına girmeden, bence de Türk-İş'in 2.578 TL. rakamı makul bir artışmış!
Hükümet, (hükümet diyorum siz anlayın!) asgari ücretin vergiden muaf olmasına da karşı!
Ne olursa olsun kendini, AKP'yi ve hükümeti savunmak zorunda hissedenlere değil sözümüz!
Onlar zaten davulu zurnayı az bulanlar!
İşin garibi bunların arasında asgari ücretlilerin de olması!
Bir de “Asgari ücreti devlet ödemiyor, işveren ödüyor” diye allamelik taslayanlar var!
Aksini iddia eden mi var?
Yukarıda yazdım. Vergi affını hükümet yapıyor.
Vergi muafiyetini de sağlayacak olan hükümettir.
Haa! İş adamlarının yakınlık uzaklık durumuna göre milyonlarca liralık vergi borcunu sıfırlayan da bahsettiğimiz hükümettir!
Cari açığın bir kısmını kapattığını söyleyen Reza Zarrab'a plaket veren de hükümettir!
Sıra asgari ücretten vergi alınmamasına gelince, bütçe açığından dem vuran da yine hükümettir.
Bir garip toplum olduk!
Asgari ücretli, sadaka gibi verilen zamma şükreder!
Şeker fabrikaları satılırken sesini çıkarmayan pancar üreticisi, Rusya'dan şeker ithal edilince alkışlar!
Şimdi “Kapı da güzel oldu !” diyeceğim yine yanlış anlaşılacak!