Ümraniye'de Fıkıh-Der adlı ruhsatsız bir derneğin bünyesinde faaliyet gösteren yatılı Kuran kursunda, kurs sorumlusu ve eğitmenler, çok sayıda öğrenciye cinsel istismarda bulundukları gerekçesiyle tutuklandılar.
Yaşanan istismar, kurstan ayrılan 17 yaşındaki bir çocuğun Ocak ayında yaşadıklarını polise giderek anlatmasıyla ortaya çıktı.
Çocuk, ifadesinde kursta kalan öğrencilere cinsel istismarda bulunulduğunu ayrıca şiddet uyguladıklarını belirtmiş.
Bir çocuk, cesaret gösterip şikayette bulununca 6 çocuk daha polise giderek şikayetçi olmuş.
Tutuklanmışlar. Savcı, iddianamede, kurs sorumlusuna 145 yıl, eğitmenlere ise 50'şer yıl hapis istemiş.
Bu ahlaksızlığı savunacak kimse olmamalı!
Nitekim, 30 Ağustos Zafer Bayramı'nda bile Atatürk'e ve Türk'e hutbelerinde yer vermeyen Mısıroğlu kafalı Diyanet İşleri Başkanı:
“Yüce dinimiz, çocuğun bedenen ve ruhen her türlü şiddet ve istismardan korunmasını emreder. Çocuğun varlığı değerli, hakları tartışılmaz ve mahremiyeti kutsaldır. 'Çocuğun dokunulmazlığı' dini, ahlaki ve hukuki anlamda kırmızı çizgimizdir. Bu çizgiyi aşmaya cüret ederek çocuğa uzanan kirli eller asla affedilmez. Çocuklarımızı istismar edenleri şiddetle lanetliyor ve herkesi çocuk istismarı ile mücadele konusunda daha kararlı, bilinçli ve duyarlı olmaya, umutlarımızı ve geleceğimizi korumaya davet ediyorum". Demiş.
Olayın Kuran Kursu'nda cereyan etmesi onu pek ilgilendirmiyor mu?
Sanki Kuran Kursları'nın denetimini Türkiye Barolar Birliği ya da Atatürkçü Düşünce Derneği yapıyor!
Yoksa gargaraya mı getiriyor anlamadım.
Ama, Yeni Şafak yazarı İsmail Kılıçarslan'ın konuyla ilgili yazısını okuyunca pes dedim.
Ne demiş bu istismarı savunur gibi bahaneler üretip, istismarcıları neredeyse kader kurbanı ilan eden yazar, yazısına bence doğru bir gişi yapmış :
"Çocuğunuzun Kur'an öğrenmesini, hafız olmasını istiyorsanız ne idüğü belirsiz yapılar yerine, MEB, Diyanet, Vakıflar Müdürlüğü vb. tarafından düzenli olarak denetlenen kurumları tercih etmelisiniz" demiş.
"Diyanet'in ve MEB'in onay mekanizmalarını hızlandırıp denetim mekanizmalarını artırması bu meselelerde etkili sonuçlar verecektir. Hem hizmetin aksamaması hem de istismarın önüne geçilmesi böylece mümkün olur. Bu hususta iki kurumumuza da düşen sorumluluk ziyadedir." Diyerek de bu denetimsiz kurslarla ilgili sorumluları da işaret ediyor.
Bir yandan da “merdiven altı” Kuran kurslarının artmasında 'seküler Kemalist kafanın' da payı olduğunu söyleyip bu kursların 28 Şubat yüzünden açıldığını iddia ediyor.
Ve diyor ki:
"Kur'an eğitiminin, en genel manada dini eğitimin önüne her fırsatta set çeken seküler Kemalist kafanın da bu pisliklerin ortaya çıkmasında bir payı vardır. Umarım bunu bir an olsun düşünürler bana hemen öfkelenmek yerine. 28 Şubat'ın karanlık dehlizlerinde insanları 'kanunsuz' iş tutmaya mecbur bırakmışlardır mesela. O kanunsuzluk beraberinde “boşluklar” getirmiş, o boşluklar da aşağılık tacirler eliyle sömürülmüştür."
Yine suçluyu bulmuş kafasına göre!
Yahu insan, şu olayın geçtiği yer ve olaya karışanların ahlaksızlığıyla ilgili bir kelam eder.
Niye bu tür olaylar he bu tür kurs ve vakıflarda meydana geliyor diye bir sorar değil mi?
Hadi senin dediğin gibi bu kaçak kurslar 28 Şubat döneminde açılmış olsun!
17 senedir sen neredeydin?
17 senedir, hutbelerine bile ayar verdiğin Diyanet'in neredeydi?
Bu ahlaksız tacirler yeni mi türedi?
Hatırla bir bakalım!
“Bir seferden bir şey olmaz!” aymazlığını!
Aladağ'da yanan kızları!
Konya'da çöken binanın enkazının altında kalanları!
Kuran öğretme bahanesiyle çocukları toplayıp, onlara istismarda bulunanın ruhsatı olsa ne olur olmasa ne olur?
Sanki ahlaklı olmaya ruhsat veren bir müessese var?
Ahlaksızlığın bir de ruhsatı mı olmalı?