“Yolcular uçağın yanında otobüsten inmişler.. Bavullarını gösteriyorlar. Bir bakmışlar uçak şirketinin minibüsü yanlarında durmuş. İçinden kaptan pilotla, yardımcı pilot inmişler..
Yolcular fena halde şaşırmışlar.. Nasıl şaşırmasınlar?. Kaptan pilotun elinde bir beyaz baston. Kolunda üç noktalı bant. Yardımcı pilotun elinde bir köpek tasması.. Tasmanın ucunda bir köpek.. Sağa sola çarparak öyle ilerliyorlar uçağa. Günlerden bir nisan değil ama, "Şaka herhalde"" demiş yolcular. Doluşmuşlar uçağa.
Uçak pistte hızla ilerlemeye başlamış. Yolcuların gözleri camda. Uçak hızlanmış.. Yolcular endişelenmeye başlamışlar. Uçak daha hızlanmış. Pistin sonuna hızla yaklaşmaya başlamış. Uçak iyice hızlanmış. Bazı yolcular paniklemiş dua etmeye başlamışlar. Uçak son hıza ulaşmış. Bu arada pistin sonuna da gelmiş! 10 metre sonra betonun bitip çimlerin başladığını gören yolcular dehşet içinde çığlığı basmışlar..
Tam o anda da kaptan pilot levyeyi sonuna kadar çekmiş. Uçak tam pist biterken tekerleklerini yerden kesmiş, havalanmış. Kaptan pilot arkasına yaslanmış. Derin bir nefes almış ve yardımcı pilota dönmüş:
"Biliyor musun?" demiş, "Bir Gün çığlık atmayacaklar ve hepimiz öleceğiz!..."
Evet.
Bizimkisi bir çığlık.
Görmeyen gözlere bir uyarı çığlığı.
Pistin bittiğini, havalanmak yerine yere çakılacağımızın bir uyarısı kokpite kurulan amalara.
Ne renginin, ne inancının, ne ideolijisinin, ne mezhebinin, ne meşrebinin, ne bitirdiği okulun ne tabi olduğu tarikatin ne zenginliğinin, ne fakirliğinin ne de partisinin önemi yok yolcuların. Hepsi aynı uçakta.
Sesini çıkaranı da sesini çıkarmayanı da aynı son bekliyor. Ne olursa olsun, gözleri görmese de, bu pilotu seven, destekleyen ve güvenenlere ayrıcalık yok !
Fıkrada olduğu gibi, onların da hayatı bu kötü gidişe çığlık atanlarca kurtarılacak belki de !
Zira hepimiz aynı uçaktayız!
O çığlığı susturmaya çalışanlar da aynı uçakta.
Uçağın burnu yere çakıldıktan sonra eğer hala hayattaysa, ama (kör) pilota güvenip, sesini çıkarmayanların ilk cümlesinin ne olacağını düşünmüşümdür hep!