Biz bu yazıda ağırlıklı olarak eserdeki Tokat'ın izlerine yer vereceğiz. Zira Pamukpınar'da Köy Enstitüsü ve Öğretmen Okulu zamanlarında çok sayıda Tokatlı öğrenci okuyup öğretmen olmuş memleketimizin dört bir bucağına ilim ışıkları yayan bu eğitim yuvasından. Önce eserdeki mevcut hatıralar, sonrasında özellikle Niksarlı bazı öğrencilerin Rus Hasan ile ilgili hatıraları ile karşınızdayız.
Pamukpınar Köy Enstitüsü çıkışlı Yazar Abbas Cılga'nın (1935-1996) Tokat'tan hurda bir traktörün alınışını dillendiren “İmecenin Türküsü “şiirinden başlayalım:
“ …
Tokat'ın bir sokağında / Eskimiş bir traktör gördü / Tutturdu “alalım “diye
Benim gözüm hiç tutmadı / Hizmet gücünü tüketmiş / Hurda araç neye yarar
Ustayı kırmak olmaz / Çok düşük değerle aldık / Yükledik Fargo kamyona
Usta uğraştı, didindi / Çalıştırdı traktörü / Onunla tarla sürülmez
Kireç ezmekte kullandık / O kişinin ilginçliği / Anlatmakla tükenmez ki…”
1947 yılı mezunu Mustafa Aydın/öğrenci/emekli öğretmen
“Bir hafta aralıksız kar yağmış, arazi beyaza bürünmüştü.
Grup öğretmenimiz Tokatlı Süleyman Bumin (1921-1984) ayaklarında lastik çizmeler, ellerinde eldivenler, sırtında kurt postlu gocuk, sınıfa girdi. Bir anlam veremedik. “Çocuklar size güvenerek zor bir görev üstlendim.” diye söze başladı. “Okulun mutfağında yakmak için iki kamyon meşe kömürü almışlar. Tipiye tutulan kamyonlar Çamlıbel dağının Tokat tarafında mahsur kalmışlar. Arabaları getirme görevi bize verilmiştir.” diye sözlerini sürdürdü. Öğretmene hep bir ağızdan: “Biz kamyonları getirip sizi mahcup etmeyiz.“ dedik.
Dağın dibinde kamyonları mehtaplı bir gecede yolu açarak, halatla çekerek, arkadan ve yandan iterek, sabaha karşı zirvedeki cankurtaran binasının önüne getirdik. Cankurtaran binasında helva, zeytin, peynir, ekmek yedik. Çay içtik. Dinlenmiş kendimize gelmiştik. İkinci gün akşamüzeri okula gelmiştik. Yolun iki tarafına dizilmiş yöneticiler, öğretmenler, usta öğreticiler ve öğrenciler alkışlar arasında bizi karşıladılar. Zafer kazanmış birliklerin sevinci içinde mutfağın önüne kadar gittik.”

Ahmet Lütfi Dündar 1946-1949 yılları arasında Pamukpınar Köy Enstitüsü'nde Fizik Öğretmeni
“Çok sevdiğimiz marangoz öğretmeni Zeki Başkır Tokat'tan nişanlanmıştı. Bir hafta öncesi okul idaresi '19 Haziran 1949 Pazar günü sabahtan isteyen öğretmen aileleri Tokat'ta Malkayası Bağlarında Enstitü'nün uygulama bağında piknik yapılacağı, dalından dut ve kiraz yenileceğini, öğleden sonra da Zeki Başkır'ın düğün merasimi ile gelin getirileceğini.' bir sirkülerle duyurdu. Zeki Balkır sevilen, sayılan bir arkadaşımızdı. Mazereti olmayan ekseri arkadaşlarımız bu geziye katılmak için sirküleri imzaladılar. O sabah üzeri baranda ile örtülmüş Volvo kamyona 40 kişilik kafile bindi.
Malkayası bağlarında yapılan piknikten sonra düğün evine giden kafile ilgi ve ikramlarla karşılandı. Düğün evine giderken kopmaya başlayan hava bir müddet sonra yerini gürül gürül şimşeklere ve çok geçmeden de yağmura bıraktı.
Yağmurun şiddetinin artması üzerine okul müdürünün eşi diğer hanımlarla birlikte gelin ve damadı alarak gelin arabası ve kamyonla kafile güçlükle hareket ederler. Sonrasında gelin arabasının arıza yapması üzerine gelin ve damadın yanındakilerle birlikte kamyona alınmasına karar verilir. Karşı taraftan gelenlerin 'Sel geliyor, gitmeyin' uyarılarına rağmen müdürün 'Yola devam' emri ile yola çıkan kamyon yolun kayganlaşması ve balçığın tehlikeli hale gelmesiyle Hasan Usta'nın ustaca bir manevrasıyla güvenli bir yere park edilerek sel felaketinden kurtulunur.
Geceyi Geyras köyünde geçiren bir kısım idareci ve öğretmenler ertesi günü Tokat'tan Turhal üzerinden trenle Yıldızeli'ne ulaşırlar. Kafile de yine VOLVO kamyonla yolun açılmasıyla Yıldızeli'ne hareket ederler.”
Seçil Çalışkaner Emekli Öğretmen (Şoför Dursun'un büyük kızı)
“1950 yılı başlarında Pamukpınar Köy Enstitüsü'nde teknisyen olarak çalışan Dedem Hasan Usta, Tokat'a bir gidişinde uğradığı bir dükkânda Niksarlı babamı görmüş. Nasıl dikkatini çektiyse konuştuğu kişiye babamın kimin çocuğu olduğunu sormuş, babamın yetim ve sahipsiz olduğunu söylemişler. Bunun üzerine Dedem Hastan Usta, babamla konuşarak bir şeyler sormuş. Babam neler sorduğunu hatırlamadığını, konuşmanın sonunda; 'Öyleyse atla arabaya' dediğini söylerdi. Tahminen, babama: 'Benimle gelip evladım olur musun?' mealinde bir şeyler sorduğunu sanıyorum”
Hasan Usta, aslen Niksarlı bir ailenin (Sait Ağalar) anne ve babasının o küçükken vefatından sonra ortada bıraktığı Dursun adını taşıyan bu çocuğu da kendi çocuklarından ayırt etmemiş, büyütmüş, evlendirmiştir. Pamukpınar'da kendi yanında motor ve elektrik işlerinde yetiştirmiştir. Okula şoför olarak aldırmıştır. İki kızı ve iki oğlu olan Dursun Kaygınok daha sonraki yıllarda Pamukpınar'dan ayrılarak Niksar'dan düşen miras parasıyla aldığı Willys ciple uzun yıllar şoförlük yaptıktan sonra Yıldızeli'nde yedek parça üzerine bir iş yeri açmıştır.
Bu arada eserin yazarı Sercan Ünsal Bey'in Hasan Kaygınok'un kızlarından Leman Kaygıner (Bayraktar) ile yaptığı röportajdan Pamukpınar'da tahtadan yapılmış bir havuzda1954- 1957 yılları arasında Spor Öğretmeni olarak görev yapan Niksarlı Faruk Sükan'ın (1927-2020) (Kel Faruk) öğrencilere yüzme dersi verdiğini öğreniyoruz. (devam edecek)