Önce, Habererk'teki köşesinde Kerime Yıldız, 15 .08 .2018 tarihinde yazdı.
"Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a Açık Mektup" başlığıyla.
“ İçeride 15 dakikadan fazla durulamayan depolarda saatlerce çalışan, çöp ayıklayan, elini yüzünü yıkarken burnundan zift akan, zehirlenme riskine rağmen DDT'li belgeleri tasnif eden bu personel, Osmanlı Arşivi'nin vatansever, ecdâd muhibbi çalışanlarıdır. Bu personel içinde çalışma şartlarından etkilenerek vefât eden bile oldu.
Elhamdülillah, bu depolarda bir amele gibi çalışan insanlardan birisi de benim.
Ne çâre ki sağlığını risk ederek böylesine fedâkârca çalışan personelin yöneticiden yana yüzü gülmedi.
Akademisyenlerin, bürokrasiyi üniversiteye tercih etmelerinin ne kadar vahim bir durum olduğunu, Osmanlı Arşivi'nde maalesef çok acı bir şekilde tecrübe ettik. Bütün genel müdürlerimiz, üniversiteden gelen akademisyenlerdi. Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü'nü daha yukarılara çıkmak için basamak olarak gördüler. Ne Hasan Celâl Güzel gibi ağladılar ne de toz yuttular. Hâl böyle olunca çalışanların dertleriyle dertlenmediler.
Daha da vahimi, başımıza gelen akademisyenler, o zamana kadar çektikleri sıkıntıları bizim üzerimizden telâfi etme yoluna gittiler. Karşılarında, küçümseyecek memur değil, kendi kapasitelerinde, hattâ daha fazlasına sâhip personel görmekten hoşlanmadılar.
Kısacası, yönetim tecrübesi olmayan kısır bir hayattan yöneticiliğe geçince inanılmaz hatâlar yaptılar.
Şimdi Devlet Arşivleri Başkanı Uğur Ünal, yüzlerce personeli başka kurumlara gönderiyor. Kimin, niye, hangi kuruma gönderildiğine dâir hiçbir kriter yok. Gönderdiği personel; son derece tecrübeli, arşivin tozunu yutmuş, neredeyse rüyâsında arşiv belgesi gören, vatansever Anadolu çocuklarıdır. Osmanlı Arşivi, onlarsız öksüz yetim kalır.
Devlet Arşivleri'nden gitmesi gereken personel varsa biliniz ki o kişi, Uğur Ünal'dır. Bürokrasiden elini eteğini çekip üniversitede ders vermesi, vatan ve millet için daha faydalıdır. İyi bir akademisyendir ama iyi bir yönetici değildir. Bu bir kusur değil, bilakis meziyettir. Çünkü üniversite hocalığının üzerinde bir makam yoktur. Bu kadar değerli bir hoca, târihçi yetiştirmelidir.”
Sonra 17 Ağustos'ta ikinci bir açık mektup yazdı. Yine Cumhurbaşkanı'na hitaben..
"Sayın Cumhurbaşkanım,
Şu anda yeni sistemde birçok memûrun yeri değişiyor. Fakat Devlet Arşivleri, herhangi bir yer, sıradan bir devlet dâiresi değildir. Osmanlı Arşivi, sâdece Türk milletinin değil; Osmanlı'dan ayrılan birçok milletin de hâfızasıdır.
Devlet Arşivleri'nin kapısına kilit mi vuruluyor ki 250'den fazla insan gönderiliyor?
Eğer bu personelin yerine, kurumla alâkası olmayan başka personel gelecekse -ki getirildiği yolunda rivâyet var- nasıl istihdam fazlası oluyorlar?
Başka kurumlara gönderilenleri seçmedeki kıstas nedir? Okul mu, yaş mı, hemşehricilik mi, güzellik mi, yakışıklılık mı? Hangi kıstası ele alsanız bir başka örnek, onu çürütüyor. Bu nasıl bir seçim? Bu nasıl bir muhâkeme? Balkan târihi uzmanının Devlet Tiyatroları'nda ne işi var?
Sonra aynı konuyu Yeni Şafak Gazetesi'nde Prof.Dr.Zekeriya Kurşun yazdı. "Devlet Arşivlerinde neler oluyor ?" diye soruyordu o da :
“Yeni sisteme göre Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı kurulunca, Başbakanlık Osmanlı Arşivi ilga edildi. Bu kurumda çalışan uzmanlar da diğer Başbakanlık çalışanları gibi personel havuzuna düşmüşler. Son bir aydır sonuçlarının ne olacağını merakla bekliyorlarmış. Doğrusu ortaya çıkan sonucu da tahmin eden olmamış. Zira beş yüz küsur çalışanın; daha doğrusu nadir yetişen uzmanların yarısı (ki sayı kesin değil), kendilerini ilgilendirmeyen başka kurumlara tayin edilmiş. Üstelik tercihleri de sorulmadan. Haklı olarak, "bu ilk mi, ne bu heyecan? Binlerce tarihçi, arşivci vs. iş ararken, bunlar işlerini koruyabildiler ise neden şükretmiyorlar", diyebilirsiniz. Ben de söyledim, ama işin aslı öyle değil.
Arşivler "milletlerin hafızası" olarak tanımlanır. Dünyada tarihi devlet arşivlerine sahip olan ülkeler bununla övünür ve esasında dünya mirasına verdikleri katkı da arşivleri ile ölçülür. Nitekim Türkiye'nin tartışmasız en büyük zenginliği de arşivleridir. Saygın tarihçilerin kanaatine göre; milyonlarca belgeyi içinde barındıran (eski) Başbakanlık Osmanlı Arşivi tamamıyla çözümlenmeden dünya tarihi asla yazılamayacaktır.
Elbette bu akıl almaz tasarrufta bulunanlar, bir şeyler düşünmüşler ve bir açıklamaları vardır. Ama unutmayalım ki, arşiv milletin hafızası ise arşivin hafızası da uzun zamanda yetişen bu tecrübeli uzmanlarıdır. Maazallah, "hafıza" da hafızasını kaybederse, varın gerisini siz düşünün.
Ve Servet Avcı yazdı Yeniçağ Gazetesi'nde.
"Kozmik Oda " başlıklı yazısında bir zamanlar uyduruk kaydırık gerekçelerle 'Kozmik Oda' ya girilmesiyle bir tutmuş devlet arşivlerinde olanları:
Bugün Devlet Arşivleri'nde yaşanan operasyon, Kozmik Oda benzeri bir sıkıntıya yol açabilir... Millî hafızamızın ve kimisi sır niteliğinde olabilecek arşivlerimizin korunması ve değerlendirilmesi, 25-30 yıldır bu işe emek veren, sadece meslek olarak değil, millî bir dâvâ olarak gören personelden büyük oranda koparılıyor... Yıllarını, emeğini ve ruhunu bu işe vererek yetişmiş ve büyük tecrübeye sahip olmuş personel, mesleğiyle hiç ilgileri olmayan alanlara kaydırılıyor... Dünyanın ciddi hiçbir devletinde rastlanamayacak bu skandal, izaha muhtaç bir şekilde sadece bizde yaşanıyor...
Bilindiği üzere, eski sistemde Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü vardı... Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle, lağvedilenin yerine Devlet Arşivleri Başkanlığı oluşturuldu... Kurum personeline sadece sözlü garanti verildi ve personel havuza devredildi... Toplam 524 personelin 300'den fazlası başka kurumlara kaydırıldı, yani sözlü garanti havada kaldı...
Bunun adı açıkça 'tasfiye'ydi... Bakalım yerlerine kimler istihdam edilecek, bu büyük tecrübenin yeri nasıl, hangi tecrübe, hangi gerekçe ve hangi özelliklerle doldurulacak... Arşivleri namusu gibi bilen ve korunmasında büyük titizlik gösteren, tekrar vurgulayalım, bunun 'millî bir dâvâ olduğunun şuurunda olan' personelin yerine, hangi kriterler esas alınarak takviye yapılacak?
Henüz her şey bitmiş mi? Değil... Hâlâ telafi şansı var mı? Var... Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü'nün Ankara ve İstanbul birimlerinde çalışmakta iken, yeni yapılanmada Devlet Arşivleri Başkanlığı'nda istihdam edilmeyen personelinin, herhangi bir ayrıma tâbi tutulmaksızın Devlet Arşivleri Başkanlığı'nda yeniden istihdam edilmeleri bu işi çözecektir...
Ve diliyoruz, 'ülke bekası'nı gerekçe göstererek, siyasî iktidara destek olan milliyetçi siyasetçiler, bu desteğin karşılığında muamelenin böyle olmaması gerektiğini ilgili yerlere hiç gecikmeden hatırlatırlar, hatadan dönmelerini sağlarlar...”
Ben mi ne diyorum ?
Bu yazılanlardan da konu anlaşılmadıysa benim ne dediğimin de bir önemi yoktur diyorum !