Evet. bir kelime deyip geçmemek lazım.
Bazı kelimeler, kullanıldığı cümlenin içine çeker insanı. Hayal kurdurur. Nasihat içerir. Daha başka kelimeleri çağrıştırarak zihin yolculuğuna çıkarır, belki de ufkunu açar insanın.
İşte öyle kelimelerden biridir “Eğreti” kelimesi.
Arapça “ariyet” (emanet, ödünç) 'ten “ariyeti” kelimesinin göçüşmüş hali.
Sıfat ve zarf olarak kullanılıyor dilimizde.
Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlük'te:
Belirli bir süre sonra kaldırılacak olan, geçici, muvakkat (sıfat)
Attila İlhan'ın bir cümlesi:
"O gün için oraya eğreti olarak getirilmişe benziyordu."
İyi yerleşmemiş, yerini bulmamış olan(sıfat)
Bir Burhan Günel cümlesi :
"Konuk kadının durgunluğu evdeki tedirginliktendi, iğne üstünde oturuyormuşçasına eğretiydi duruşu."
Sıfat olarak Takma anlamında da kullanılıyor. Eğreti diş. Eğreti bacak. eğreti kiprik hatta “eğreti nezaket” gibi
Yine sıfat olarak “belli belirsiz, uyumsuz, yakışmamış”. anlamlarında kullanılıyor.
Zarf olarak “ İyi yerleşmemiş, yerini bulmamış bir biçimde” anlamında:
"Ayakları karada ama eğreti duruyorlar rıhtım taşları üzerinde." Bir Zeyyat Selimoğlu cümlesi.
Zarf olarak, “Üstünkörü, ciddiye almadan” anlamında.
"Her işi eğreti yapar oldun, her işi ucundan tutar oldun." Bir Samiha Ayverdi cümlesi.
Bazen bir atasözünde kendini gösterir:
“Eğreti ata binen tez iner“
Bazen “iyi yerleşmemiş, yerini bulmamış” durumlar için kullanılıyor.
“Dolabın kapağı ne kadar eğreti imiş, dokununca düşüverdi.”
“Fırtına damdaki eğreti kiremitleri yerlere fırlatmış.” gibi .
Ya Yusuf Ziya Ortaç'ın şu cümlesi:
“Soluk dudaklarının aylardır unuttuğu eğreti bir tebessüm…”
Veya Behçet Kemal Çağlar'ın:
“Eğretiydi zevk de şevk de umut da”
Tebessümün eğretiliği sizi düşüncelere daldırmaz mı? Gözünüzün önünden tebessümler geçmez mi hangisinin eğreti olduğunu bulmaya çalıştığınız?
Ya zevk, şevk, umut yalın halde sadece birer kelime iken, eğretiyle birlikte kullanıldığında, sizi düşündürmez mi? Alıp götürmez mi sizi, yaşadığınız zevklere, duyduğunuz şevke veya beslediğiniz umutlara…
Günlük hayatta, hemen kalkacakmış gibi oturana “eğreti oturma !” demez miyiz?
Çok ama çok fonksiyonlu bir kelime gibi değil mi?
Bazı durumlarda kullanılmasa bile, kullanılan kelime ya da kavram size yine onu hatırlatır!
Mesela “baraka” denilince aklınıza eğreti bir yapı gelmez mi?
Mesela, ”kasıntı” deriz, büyüklenen, gururlanan ve bunu davranışlarıyla belli eden kimselere. Bu, büyüklük ve gurur, eğreti durmaz mı üzerlerinde ?.
Mesela “ilmek”, eğreti düğüm değil midir?
Kadınlarımız daha iyi bilir. ”Teyel” bir nevi eğreti dikiş değil midir?
Geçici anlamı da var dedik.
O zaman bu dünyaya de “eğreti dünya”
Yaşadığımıza da “eğreti hayat” dersek yanlış olmaz herhalde!