“Partizanlık yapılıyor “ denilince, yapılanın partizanlık olmadığını söylemek yerine, ”Canım bundan öncekiler de yapıyordu !” diyerek savunuyorlar!
Çünkü kendileri de bu partizanlığı yapan ekibin kayığındalar!
Yarın kendilerine de böyle bir kıyak yapılacağı umudu hep tazedir onlarda.
“İsviçre çakısı” gibidir bazıları!
Eğitimine, yeteneğine, ehliyetine, becerisine bakılmaksızın değerlendirilirler!
O iş ile ilgili tecrübeleri olup olmadığı da önemli değildir!
Önemli olan iktidarca değerlendirilmesi gerektiğine inanılan biri olmasıdır!
Özellikle sadakatleri ölçüsünde makamla taltif edilirler ki biz de bunu, adamına sahip çıkma veya vefa gibi algılayalım !
Bundan 10 yıl önce, Mehmet Y.Yılmaz 09 Haziran 2008 tarihli Hürriyet Gazetesi'nde yazdığı yazıda “HER YERDE PARTİZANLIK ŞART MI? diye soruyordu :
“Celal Bey, Samsun Yüksek İslam Enstitüsü'nü bitirmiş.
1982 yılında Bitlis Merkez Atatürk Ortaokulu'na öğretmen olarak atanmış. Mezun olduğu okula bakınca "din dersi öğretmeni" olduğunu tahmin etmek zor değil.
1994 yılındaki yerel seçimlerde Refah Partisi'nden Samsun Tekkeköy Belediye Başkanı adayı olmuş.
Seçimi kazanamamış olmalı ki İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde Yazı İşleri Müdürlüğü'ne getirilmiş.
Bundan sonraki mesleki gelişimi bir hayli renkli!
Önce Mezarlıklar Müdürlüğü'nde çalışmış, sonra İtfaiye Daire Başkanlığı'na programcı olarak atanmış.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde Sosyal İdari İşleri Müdürlüğü ve Katı Atık Yönetimi Şube Müdürlüğü görevlerinde de bulunmuş.
Son işi ise İstanbul Kent Orkestrası Müdürlüğü!
Yüksek İslam Enstitüsü'nde verilen eğitimin ne kadar çok yönlü insanlar yetiştirmeye muktedir olduğunun canlı bir örneği Celal Bey.
İlahiyat okulu değil, Harvard işletme fakültesi sanki!
Celal Bey'in şahsı ile kişisel bir meselem yok.
Görevinde başarılı olmasını ve daha üst makamlara da gelmesini samimiyetle diliyorum.
Ama "partizanlık" denen şeyin de bir sınırı olmalı diye düşünüyorum.
Celal Bey'e yeteneklerini ve bilgisini İstanbul halkının hizmetinde kullanabileceği daha uygun bir görev bulunamaz mıydı?
Her koltuğa mutlaka "eşi türbanlı, imam hatipli birisi" mi gerekiyor?”
Evet. Bu yazının üstünden tam on yıl geçmiş!
Sene 2018 değişen bir şey yok diyemeyeceğim!
Katmerlenerek ve daha da pervasızca yapılmakta bazı şeyler.
Türkiye'nin her tarafında bunun örnekleri var kanaatimce. Birçoğu da basına yansıyor zaten.
Kul hakkı falan demeyin!
O zaman da günaha girme özgürlüğünden dem vuruyorlar!
Hak, hukuk mu?
Ne kaybettiniz de ne arıyorsunuz?