Bir fıkra…
Aşırı sinirli biri, havalimanında check-in bankosundaki ilgili memura hak etmediği halde, etmediği hakareti bırakmamış..
Müşterinin abartılı kabalığı karşısında, banko memuru sakin ve güler yüzlü bir şekilde davranıyor, hiç cevap vermeden işine devam ediyormuş...
Adam işi bitip gidince, bir arka sıradaki müşteri;
“Sizi tebrik ederim...” demiş memura, “Hiç tahrike kapılmayıp nezaketinizi sürdürdünüz. Ama bu kadarı da yanlış... Yapabileceğiniz bir şeyler olmalı...”
“Olmaz olur mu, var efendim...” demiş, memur gülümseyerek; “Şerefsiz New York'a gidiyor, bavulları Berlin'e...”
Tepkisiz kalıyormuş, hakaretlere ve sert sözlere cevap vermiyormuş gibi davranıp, ama yapacağını yapmak !
Yanlışı ortaya koymak, doğrusunu dillendirmek lazım elbette. Lakin üsluba da dikkat etmek lazım. Zira karşımızdakinin, dilimiz sertleştikçe kendine taraftar toplayacağını da hesaba katmak lazım!
Toplum olarak, taraf olmaya yatkınız çünkü.
Bizimle hiç alakası olmayan konularda bile taraf olmayı beceririz bir şekilde !
İşte, siyasi hayatımızda kullanılan dil ve nelere sebep olduğu veya olabileceği konusunda, Yeniçağ Gazetesi yazarlarından Servet Avcı'nın yazdığı yazıda “Bu dil kime yarar ? “ diye sormuş:
“ 'Kamplaştırma siyaseti' ülkeye ne kadar zarar verirse versin AKP'ye hep fayda verdi...
(…)
'Gerilim üretme ve taraftarları bloke etme' yöntemi büyük işe yarıyor ve ellerindeki devasa propaganda araçlarıyla bunu iyi başarıyorlar... Tereddütlü veya itirazı olan seçmeni, bütün bu itirazlarına rağmen 'karşıdaki kötü'ye baktırarak 'mevzi'ye geri döndürebiliyorlar...
(…)
Bu anlamda iktidar partisine mensup yöneticilerin tahkir edici ağır üsluplarını ve siyasî rakipten ziyade bir 'hasım'dan söz edercesine giriştikleri propaganda savaşını son derece profesyonelce değerlendirmek gerekiyordu... Bu üslup ve karşı cepheden gelen cevaplar, 'seçmenleri oldukları yere mıhlamaya yarayan' ve seçmene kime oy vereceğinden önce 'kime oy vermeyeceğini' gösteren bir stratejiye dönüşüyordu...
(…)
Siyasî rakiplerinin rekabet duygusunu düşmanlığa dönüştürürken, o düşmanlık AKP seçmeninin sadakatini besledi... Orta vâdede ülkedeki birlik ve bir arada yaşama düşüncesi yara alırken, AKP ise iktidarını sürdürmeye yetecek kadar desteği bloke etmenin hep faydasını gördü...
Tek kale maç, bozulan toplumsal balans ve hiçbir şekilde denetlemeyen iktidar... Bu iktidar için muhalefet demek 'tehdit' demek değil, 'denetleme' demek değil, sadece seçimden seçime iç tribünlere yönelik 'hayalî korku ve endişe' kaynağı ve 'geçmiş günahlar'ın temsili demek!..
(…)
Türkiye'nin intikam duygusuna değil, gerilimin düşürülmesine ve hukuka ihtiyacı var... İntikam ve rövanş dili, mevcuda zamanında destek vermiş ama şimdiki pozisyonundan ve uygulamalarından rahatsız olup yeni arayışa girenleri eski mevzilerine doğru geri iter...
Bu kısır döngüyü hâlâ çözemeyip, mutlu, müreffeh ve huzurlu yarınlar yerine, yeni kaosların, gerilimlerin, çatışmaların taahhüdünü vermek, en çok iktidarın işine yarar... Toplumsal dokudaki sertleşme, partiler arasındaki oy geçişleri ihtimalini ortadan kaldırır, daha karanlık yarınlar yerine mevcut statükonun yanında tekrar yığılmayı sağlar...
"Siz bizi mağdur ettiniz, biz de sizi mağdur edeceğiz" türünden tehditler, insanların kanaatini değiştirmeye yetmez, tam tersine kaderini mevcutla birleştirmelerine yol açar... Şahsî özgürlüklerinin korunmasının ancak statünün korunmasından geçtiği gibi bir düşünceye ve eyleme iter... Bu da her seçimi bir önceki seçimin tekrarı hâline getirir...
Hiç kimse gördüğü bir hukuksuzluğa karşı bir başka hukuksuzlukla sopa gösteremez... “