Abdurrahim Karakoç üstad, Vur Emri isimli kitabında yer alan bir şiirde diyor ki :
Ben nefret eyledim sizin gerçekten
Yalanı severim, yalanı gayrı..
Tiksindim bülbülden, gülden, çiçekten
Yılanı severim, yılanı gayrı..
Bir bakın neleri konuşuyoruz?
İşsizlik almış başını gitmiş!
İktidar ve taifesi hiç konuşuyor mu? Yok!
Ekonomik kriz var. Piyasalar tepe taklak. Koskoca firmalar konkordato ilan etmiş. İktidar ve paydaşlarınca hiç dile getiriliyor mu? Yok!
Mutfaktaki yangını kimse dillendiriyor mu? Yok!
Elektriğe, doğalgaza ve daha birçok zaruri tüketime peşi peşine zamlar yağdırılırken, bu iktidar sahiplerinin ve zamlardan etkilenmesine rağmen iktidarın ne olursa olsun yanında duranların gıkı çıkıyor mu? Yok!
Çarşı, pazar yanarken bir elinde cımbız bir elinde ayna ,umurunda mı dünya şarkısını söyleyenlere bakıyorum, ya iktidar şakşakçısı ya da korkudan sesini dahi çıkaramayanlar hep!
Tarım ve hayvancılık can kişmeyi bile geçmiş son nefesini vermek üzere! Sorumlu mevkidekilerden ağzını açıp bahseden var mı? Yok!
Çünkü iktidarın sanal gerçekleri var!
Hayatın gerçeklerinden uzak, suni gündem oluşturmaya çaba sarfeden yandaş medyası var!
Muhalif birinin ağzından çıkanı, eğip, büküp, lastik gibi sündüren ve bu yolla milletten gerçekleri gizleyen kalemşörleri var!
Gerginlikten nemalanıyorlar!
Bulamazlarsa, kendileri suni bir gerginlik oluşturup oradan yürümeye çalışıyorlar.
"Hadi bakalım barışçıl bir eylemle zamları, doğalgaz zamlarını protesto edelim. Hadi bakalım, yapalım. Yapabilecek miyiz?" En son Fatih Portakal ve Fox Tv örneğinde olduğu gibi!
Halbuki Gezi ve benzeri bir olay ne kadar da işlerine gelirdi!
Oradan beslenilecek yalanlara ne çok ihtiyaçları var! Kabataş örneğinde olduğu gibi ! “Camide içki içildi !” yalanında olduğu gibi.
O sebepten iktidarın ve trollerinin şişirdiği toplara bodoslama girmemek lazım!
Söyleneni doğru okuma ve anlama vakti.
Hele sorumluluk mevkiinde olanların kurdukları cümlelere daha bir dikkat etmesi gereken bir zamandayız.
“Halk sana bedel ödetir “ denilen kişi gazeteciyse eğer siyasetçi değilse, sandığa ihtiyacı yok ise, halk nasıl bir bedel ödetecektir? Bunun da açıklanması lazım gelmez mi?
Çünkü halk, bedeli ancak sandıkta ödetebilir!
Hakeza “Patlatırlar enseni !” sözü de öyle !
İşte bak aşağılarda nasıl yankılanıyor bu tür söylemler?
Bir şarkıcı çıkmış Fatih Portakal'a diyor ki :
"Türkiye Cumhuriyeti içinde yaşıyorsan bu yüce milletle dalga geçemezsin. Seni portakal gibi soyarlar, suyunu sıkarlar. Hadsizlik, şerefsizlik diz boyu sende! Seni elime verseler seni mikrofon yapıp şarkı söyleyeceğim."
Portakal'ın söz konusu haberde; ”milletle dalga geçme” yok ,aksine millete değer verme var! Bir hadsizlik yok. Aksine hadsizlik bu şarkıcıda var! Kullandığı şerefle ilgili bir şey yazmak istemiyorum buraya!
Tamam o yok bu yok da ne var?
Seçim var ya ! Yetmez mi? Böyle uyduruk mizansenlerle kendi tarafını bloke etme ve bir arada tutma çabası da mı göstermesinler ?