Hedef göstermeyi seven bir iktidarımız var.
Sadece iktidar da değil bir de yanında, ihtiyaç halinde devreye soktukları bir ortakları var!
Kendilerinden olmayan herkesi yok sayıyorlar.
İnsanları “Biz ve “onlar” diye ayırıyorlar!
Siyasal olarak kendileriyle olmayan, farklı düşünen herkes için ellerindeki şablon suçlamalardan hangisi uygun ise onu kullanmaktan çekinmiyorlar.
Çekinmiyorlar çünkü arkalarını sağlama dayadıklarına inanıyorlar.
Haksız da sayılmazlar!
Konjonktür onlardan yana!
Onlara karşı fikir beyan eden hakkında bir linç ve karalama kampanyası başlıyor.
Hem de ne söylediğine bile bakılmaksızın!
Bakmıyorlar çünkü, baksalar belki kendi duyguları veya akılları devreye girecek! Korkuyorlar. Gerçek duygularını belli etseler yukarıya mahcup olmak da var!
Bir rüzgar çıkıyor!
Takılıyorlar peşine.
Tepkileri, yukarıda bağlandıkları, biat ettiklerinin tepkisi. Kendine ait duygu ve düşünce olmayan, rüzgarın çıkardığı bir sesi çıkarmak sadece.
Ne söylediğine bakmazlar!
Önünü arkasını okumaz ve düşünmezler! Hatta cümlenin bile sonunu okumazlar!
Bir ön yargı bir peşin hüküm!
Çıkardıkları gürültü, aslında hakkın ve hakikatin sesini bastırmak amacı gütmektedir.
Hatta öyle ileri giderler ki kendi savunduklarını iddia ettikleri değerleri bile yerle yeksan ederler.
Belki de “yukarıya yaranma” konusunda bildikleri tek yöntem budur kimbilir ?
Göze girerek ikbalini garantiye almanın bildikleri tek yolu bu olsa gerek!
Niye girdik bu konuya?
Ozan Arif'in ölümü üzerine, bazı neo-MHP'lilerin -daha doğrusu Bahçelici'lerin- yazdığı, Türk kültürüne uzak yorum ve paylaşımlar üzerine…
Diyeceksiniz ki O da hakaret eden şiirler yazmıştı falan!
Ama o yok artık. Öldü ve size cevap veremez. Tabii yaşarken söyleyemeyip içinizde biriktirdiklerinizi kusmak için ölmesini beklemediyseniz?
Ama unutmayın siz de öleceksiniz!
Zira ayet-i kerime mucibince “Her nefis ölümü tadacaktır”
“Yazılı olmasa da kültürümüzün birçok kuralı vardır... Meselâ kavga kültürümüzün... Taziye geleneklerimizin... Düğünlerimizin... Hasta ziyaretlerimizin... Doğumların... Gurbetçiliğin... Misafirliğin... Hapisliğin... Bayramlaşmanın vs...
Kadim kavga kültürümüz bambaşkadır... Buna 'racon' da diyebiliriz...
Düşene vurulmaz, kalkması beklenir... İki kişi kavga ederse üçüncü kişi ayırır... Karısının ve çocuklarının yanında hasımla kavga edilmez... Üç-beş kişi bir adamı dövmez... Kadınla kavga edilmez... Arkadan habersizce saldırılmaz... Yaşça büyük olanın küçük biriyle kavga etmesi ayıp sayılır...
Cenazelerin, hapisliklerin ve bayramların da farklı özellikleri vardır... Öfkeler, kızgınlıklar, dargınlıklar bir kenara bırakılır... Bu özellikler kültürümüzün kuşaktan kuşağa aktarılan ve yazılı olmayan unsurları...
***
Ülkünün, ülküdaşlığın, arkadaşlığın, dostluğun hatırı kalmadıysa bile, yokluk ve çile yıllarında yürek yürek, yumruk yumruk, hançere hançere sebil edilen insanüstü gayretin bir taziyelik karşılığı olmalıydı...
Kurallar, raconlar, özellikler değiştikçe karakterler de değişiyordu çünkü...
'Fikirde hür, taziyede robot'lar için zor işti Ozan Arif'e taziye vermek, açıktan rahmet dilemek!.. Yazık oldu, çok yazık... Taziye gibi son derece insanî, millî ve dinî bir kültürden mahrum hâle gelmek veya içinden geçtiği halde başka bir insandan korkarak yapamamak nasıl bir çürümüşlüğün sonucu olabilir? Katlanmak değil, düşünmek bile çok ağır bir yük...
***
Kendi başına düşünememek, efkârlanamamak ne kötü... Duygulanmak için başkasının duygulanmasını bekleyeceksiniz önce!..
O gülerse, gülünmesi gerektiğini düşünüp siz de güleceksiniz!.. O üzülürse siz de üzülecek, kızarsa siz ondan bile çok kızacaksınız!..
Kendinize ait bir fikriniz olmayacak!.. Fikriniz olsa bile izin çıkıncaya kadar beyninizin içinde kalacak!.. O, fikrini serdedince siz de fikrinizin aslında öyle olduğunu fark edecek, ona göre davranacak, ondan sonra yazacak, çizecek, söyleyeceksiniz!..
Sanatçıysanız, sanatınız 'saray şairliği'nin ötesine geçmeyecek!.. Öyle kafanıza göre bağımsız bağımsız duygulanamayacaksınız bile!.. Bazen içinizden farklı şeyleri yapma isteği gelirse eğer, kendinizi bastıracaksınız, 'ne olur ne olmaz' putuna teslim olacaksınız, en azından sessiz kalmayı tercih edeceksiniz!..” (Servet Avcı-Fikirde hür, emirde robot-15.02.2019-Yeniçağ)
Evet, Ozan ile farklı siyasi kulvarlarda olan Mehmet Kışlalı'nın şu sözleriyle bitirelim yazıyı.
Kimbilir belki söylediği veya yazdığından utanan olur!
“İşte ne olduysa o gece oldu... Recep Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül ABD'nin BOP projesine ve verilen tüm yeni görevlere "EVET" dediler.. Sadece Muhsin Yazıcıoğlu, "HAYIR" dedi...
T.Erdoğan "Niye hayır diyorsun...? Onları kandırır, yine bildiğimiz okuruz.. Yeterki iktidara gelelim.." deyince, Muhsin Yazıcıoğlu, "Hayır, o çarkın içinde bu asla mümkün değil.. Her türlü güç onlarda.. ancak uşak olunur..." dedi... ........ve işte manzara ortada.. Yazıcıoğlu Emperyalizmce öldürüldü...
Erdoğan BOP Eşbaşkanı oldu.. Orta doğuda halen, Anti emperyalist, Libya'ya, Suriye'ye, Irak'a karşı işgalci emperyalistlerin yanında savaşıyor... İşte burası ülkücüler için bir yol ayrımıydı..
MHP Devlet Bahçeli önderliğinde Emperyalizmin amiral gemisi AKP' katıldı.. Yani BOP'a yeni görevlere evet dedi...
Yeniçağ çevresiyse bir akıl ve vicdan muhasebesiyle "HAYIR" dedi...
Belkide Nihal Atsız damarıydı.. Sultan Galiyev, Ziya Gökalp, Nurettin Topçu, Cemil Meriç damarı...
Kuvayi Milliye damarı, yurtseverlik damarı.... İşte bu ayrışmada bir çok namuslu, yurtsever ülkücüyle birlikte tavır aldı
Ozan Arif... Son yazdığı bir şiirde şaşırtıcı bir ustalıkla ihaneti ve iktidarını anlatıyordu...
Bir duruşu, bir kaygısı, vicdanı olan idealist insanlardandı..
Anti emperyalistti.. Devşirilmedi.. Zulme- sömürüye-ülkeyi satanlara karşıydı..
Türkiye namuslu bir çocuğunu, bir yurtseverini kaybetti...
Rahmet olsun..." (Mehmet Kışlalı- Bir Devrimcinin Gözünden Ozan Arif )