Bugün köşemde bir misafir kalem var.
Osman Oktay
İfade ediş şekli ve ele aldığı konu itibariyle ilgimi çekti.Güzel bir yazı.
21.10.2018 tarihli ve Habererk.com'da
Yazının başlığı “İçi Boşaltılan Değerlerimiz, Andımız Meselesi”
"Günümüzde pek çok kavramın içi boşaltıldı, dini ve milli değerlerimizin unutturulması için ne gerekiyorsa yapılıyor. Bir önceki yazımızda da belgelediğimiz gibi yüce dinimiz İslamiyet giderek hurafecilerin eline kaydırılıyor, bu konuda sorumlu olan Diyanet İşleri Başkanlığı adeta seyrediyor, siyaset kurumu ise sinekten yağ çıkarma hesabında olduğu için, başına gelen 15 Temmuz felaketinden de ders almamış görünerek olup bitene göz yumuyor.
Milli birlik ve beraberliğimizin nişaneleri olan 23 Nisan, 19 Mayıs, 29 Ekim, 30 Ağustos gibi bayramlarımız adeta devlet eliyle dumura uğratıldı. Millet olma şuurunun nişanelerinden biri olan “Ne Mutlu Türküm Diyene” sözü dağlardan taşlardan ve hatta askeri birliklerden kaldırılalı çok oldu. İlkokullarda söylenen Andımız'ın meşhuur “Dolmabahçe Mutabakatı”nın ve dolayısıyla PKK'nın talebiyle yasaklanması da içimizdeki şer güçlere verilen tavizlerden biri idi. Bu ahval ve şartlar altında, son yıllarda çok ama çok şikâyet ettiğimiz hukuk sisteminin bir parçası olan Danıştay'ın aldığı kararla Andımıza iade-i itibar edilmesi ise elbette sevindiricidir.
Andımızın sözlerini yazıp uygulamaya koyan Atatürk dönemi Milli Eğitim Bakanlarından Reşit Galib'in bazı siyasi tercihlerinden yola çıkılarak iade-i itibara sevinenlerin moralini bozmak doğru değildir. Çünkü Andımız bir bakıma sembolleşip yerleşen kazanılmış bir haktır, Danıştay da bu hakkı iade etmiştir. Başta Bekir Bozdağ olmak üzere bu karardan rahatsız olarak feveran eden bazı AKP milletvekillerinin geçmişte Fetö'ye övgüler düzen kişiler olduğu unutulmamalıdır. Genel Başkan olduktan sonraki hemen bütün beyanatlarında Türklüğe, Türk milliyetçiliğine, Atatürk'e hakaretler eden ve yandaşlık avantajını kullanarak Türkiye Kamu Sen'e karşı sayısal üstünlük sağlayan Memur Sen başkanı da “Bu kararı tanımayacaklarını”açıklamış, sendikasına bağlı Eğitim Bir-Sen şubeleri geniş katılımlı olmasa da protesto gösterileri düzenlemişlerdir. Demek ki kendilerini hukuktan üstün görüyorlar. Türk milliyetçileri zımnen/istemeyerek/dolaylı olarak da olsa bu güruhu destekler duruma düşmekten şiddetle kaçınmalıdırlar. Bu davayı açan ve kazanan Türkiye Kamu Sen böylece, vatanını milletini sevenlerin toplanması gereken yegâne sendika olduğunu bir defa daha göstermiştir. Memur Sen'in feveranının altında yatan sebeplerden birinin de bu olduğu açıktır. İşte, daha önce Manisa'da yaptığı seçim konuşmasında, “Öğrenci Andı'nı evinin önünde okutmazsam namerdim” diyerek o dönemin Başbakanı Sayın Erdoğan'a gönderme yapan MHP Genel Başkanı Sayın Bahçeli'ye de fırsat doğmuştur ve artık hukuki bir zemine kavuşulmuştur.
AKP dönemlerinde yıpratılan değerlerimizden biri de Osmanlı'dır. Osmanlı İmparatorluğu elbette hepimizin gururu idi… Gelin görün ki her işe alet edildi, saçma sapan yerlerin/işlerin, derneklerin başına “Osmanlı” ibaresi konularak tılsımı bozuldu. Hataları ve sevapları ile Sultan Abdülhamid bir değerdi ama hataları yok sayılıp sevapları abartı üstüne abartı yapılarak ve hatta hurafelerle bezenerek anlatılmaya başlandığı için kabak -hem de çiğ kabak- tadı vermeye başladı.
Ekonomi tılsımlı bir ilim, onunla oynayanların başında da Demokles'in kılıcı vardı, o kılıç ha indi ha inecek ve artık zamlardan başını alamayan millet nerede ise masallardaki gibi zil takıp oynayacak! “Varlık Fonu”, şu fonu bu fonu derken işin adeta bir aile şirketine dönüştürülmesi de üstüne tuz ve biber ekti.
Eğitim en hassas konu, geleceğimizi bina edeceğimiz yapının temel taşı idi oynaya oynaya oynandı, yap-boz tablolarında olduğu gibi doneler oradan alınıp buraya kondu ama tablo bir türlü tamamlanamadığı gibi içinden çıkılmaz bir hal aldı. Öyle ki, daha önce Bakanlık yapan birinin, Bakanlık'tan ayrıldıktan sonra, “Milli Eğitimin içine ettik ki, elli senede düzeltilemez” dediği bile söylendi.
Hak, hukuk, adalet dersen aynen rahmetli büyük şair Abdürrahim Karakoç'un mısralarında ifade edildiği gibi: “Adalet felç oldu, yürür değnekle!”
İnsanlarda da bir tuhaflık, bir ahlâki çöküntü var. Dolup taşan cezaevleri ve buna rağmen önü ardı alınamayan hırsızlık, gasp, taciz, tecavüz, çocuk kaçırıp hunharca canlarına kastetme eylemleri…
Velhasıl, zamanında “İnsanoğlu çiğ süt emmiştir sağı solu belli olmaz” diyenlerin bir bildiği varmış; eline düşmeye gör!”