Kanal İstanbul'u yazacağım !
İstanbul'a hiç gitmedim. Ancak televizyonlardan gördüm.
Ama bu Kanal İstanbul hakkında yazmazsam, bir şeyleri eksik bıraktığımı sanacağım hep.
Biliyorsunuz, Marmara Denizi ve Karadeniz'i birleştiren yapay su yolu projesi Kanal İstanbul. Tanker ve yük gemilerinin yarattığı deniz trafiği yükünü İstanbul Boğazı'ndan alternatif bir güzergaha kaydırmayı amaçlıyor.
Ama uzmanlar, “Marmara Denizi'ne 1 kilometre uzaklıktaki Küçükçekmece Gölü'nün denizle birleşerek yok olacağını, ayrıca Sazlıdere Barajı da artık içini doldurduğu vadi, gemi güzergahı olacağı için ortadan kalkacağını” söylüyor.
Kanal, Marmara Denizi'ne Küçükçekmece Gölü'nden açılacakmış.. Sazlıdere baraj havzası boyunca devam ederek Sazlıbosna köyünü geçecek, sonrasında Dursunköy'ün doğusuna ulaşıp Baklalı köyünü geçtikten sonra Terkos Gölü'nün doğusunda Karadeniz'e kavuşacakmış.
Meselenin en başta siyasi bir boyutu var.
Çevreyi ve doğayı etkileme boyutu var.
Sonra Mesele Boğazlar olunca bir de Montreux Boğazlar Sözleşmesi'nden dolayı Dış İşleri boyutu var.
Ancak diye başlayıp, bilenlerin, bilgi sahibi olanların ve uzmanların çekince ve itirazlarını da sıralayalım.
Doğal Hayatı Koruma Vakfı (WWF)'nın açıklaması şöyle:
“Bundan 12 bin yıl önce bir tatlı su gölü olan Karadeniz, zamanla suların yükselmesi sonucu taşarak, Boğaz üzerinden Marmara'ya akmaya başlamıştır. İstanbul Boğazı'nın Karadeniz çıkışı Marmara çıkışından 30 cm daha yüksektir ve her gün yaklaşık 600 milyon metreküp su üst akıntılarla Marmara'ya doğu akarken, ters yönde ilerleyen alt akıntılar bunu dengelemektedir. Uzmanların dev bir havuza benzettiği Karadeniz'in tuzluluk oranı düşüktür. Tuna, Dinyeper, Dinyester nehirleri bu havuzu tatlı suyla dolduran, İstanbul Boğazı ise boşaltan musluklardır. Akdeniz, yazın sıcağı ve kışın rüzgarları ile sürekli su kaybederken Karadeniz'in fazla suyu boğazlardan geçerek bu su eksikliğini tamamlar. Karadeniz'i besleyen kaynakların tatlı su olmasına karşın suyundaki tuzluluk, boğazların altından ilerleyen ters yöndeki akıntılardan kaynaklanmaktadır. Böyle bir durumda İstanbul Boğazı'na paralel 25 metre derinliğinde yeni bir kanal açmak, havuza giren suyu arttırmadan ikinci bir musluk açmak anlamına gelir.
Projeyle, kanal içerisinde iki yönlü bir akıntı sistemi geliştirilemeyecek. Karadeniz'in kirli suları Marmara'ya dolacak. Marmara Denizi'ndeki oksijen hızla azalacak. Oksijen bitince, Kanal kapatılsa bile bir daha geri dönüş olmayacak ve oksijensizlik kimyasal dengeleri alt üst ederek, alt tabakadaki hidrojen sülfür yoğunluğunu hızla arttıracak ve sonuç olarak İstanbul lodos estiğinde dayanılmaz bir şekilde çürük yumurta kokusuna maruz kalacaktır. Zamanla Karadeniz'in de ekolojik yapısı bozulacaktır. Tuna Nehri'nin Karadeniz'i kirlettiğinden şikâyetçi olan Türkiye kendi eliyle yaptığı ikinci bir boğaz ile bu kirliliği kendi evinin içerisine, yani Marmara'ya taşınmış olacaktır. Bu durum Marmara'nın ölü bir denize dönüşmesi ile sonuçlanabilecektir.”
Tabii, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Kanal İstanbul'un ÇED sürecinde 27 Şubat 2018'de Devlet Hava Meydanları İşletmesi (DHMİ) 'den görüş sormuş.
DHMİ, 15 Mart 2018'de bakanlığa gönderdiği görüşünde, “Kanal İstanbul'un proje alanının İstanbul Havalimanı'nın batıdaki pistinden geçtiğini, diğer alanların ise yaklaşma-kalkış yüzeyi, iç yatay yüzey ve konik yüzeyde kaldığını, Kanal İstanbul ve İstanbul Yeni Havalimanı projelerinin, birbirine zarar verici değil, tamamlayıcı olması gerektiği, Kanal İstanbul projesiyle havalimanının uçuşa açılmasının imkansız olacağı” dile getirilmiş.
Gönderilen yazıda, “tüm pistler kullanıma açıldığında günde 3 bin 500 uçak trafiğinin olacağı öngörülen havalimanına 'gölge düşürmemesi' açısından Kanal İstanbul projesinin uygun görülmediğ”i belirtilmiş.
Ama sonra ne olmuşsa olmuş ve çok değil bir hafta sonra görüşünü değiştirmiş ve “Uygundur” demiş!
Bir yerlerden kulakları çekilmiş belli ki!
Bakanlığa ikinci bir yazı göndererek, ilk yazıdaki görüşlerin sehven yazıldığı belirtilmiş!
“ÇED sürecine dair çalışmalar devam ediyor. Kanal İstanbul'un havalimanını etkileyemeyecektir!” denilmiş!
Bir özür dilemedikleri kalmış!
Çevrenin falan iktidar tarafından kaale alınacağını sanmıyorum.
İktidar kararlı!
Kaybedilen İstanbul'da ben de varım diyebilmek için !
Mesele kaybedilen İstanbul seçimlerinden sonra bir gövde gösterisi ve İstanbul'a hükmetme isteğinin projeye bürünmüş şeklidir!
Çünkü, Projeyi yürütmek için Kanal İstanbul İdaresi Başkanlığı (KİB) kurulacak. TOKİ, Emlak Konut, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Karayolları ve Demiryolları da bu başkanlığın paydaşları olacak.
Sanki eş Belediye Başkanlığı gibi!
Üstelik de Belediye sadece paydaşlardan biri!
Artık mesele anlaşılmıştır sanırım.