İlköğretim ve Ortaokul eğitimini Büyük Esma Sultan İlköğretim ile Fatih İmam Hatip Lisesinde tamamlamış.
Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nden mezun. Haseki Eğitim Merkezi'nde ihtisas, İngiltere Manchester Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi'nde Sosyal Bilimler eğitimi almış ve master ile doktorasını yapmış.
Kur-an'ı Kerim'i Arapça'dan İngilizce'ye çeviren ve bugüne kadar bir çok kitabın altına imzasını atmış bir İlahiyatçı ve Sosyal bilimci..
Kimsenin ayak izini takip etmeyen sıra dışı biri.
Prof.Dr.Niyazi Kahveci.
Trabzon'a bağlı Köprübaşı ilçesinin Yılmazlar Köyü'nden. Merhum Adnan Kahveci'nin amca oğlu, Merhum Vali Recep Yazıcıoğlu ve Diyanet İşleri Eski Başkanlarından Mustafa Sait Yazıcıoğlu'nun da köylüsü ve akrabasıdır.
Bugün köşemin konuğu o.
10 Şubat 2018'de Önce Vatan Gazetesi'nde Oğuz Çetinoğlu ile yaptığı söyleşiden pasajlar aktaracağım. Bir bölümde yazı uzun olur düşüncesiyle, iki bölüm halinde köşemi bu söyleşiye ayıracağım.
Şöyle başlamış röportaj :
Oğuz Çetinoğlu :
'Dindar', 'mütedeyyin', 'imanlı-inançlı', 'namazında-niyazında', 'takva ehli', 'ehl-i sünnet'… ve diğer isimlendirmeler… Hepsi, 'muhafazakâr' çatısı altında toplanabilecek kavramlar. Ancak, Türkiye'mizde kavramlarla çok oynanıyor. Kavramların içi boşaltılıyor. Ya boş bırakılıyor veya farklı mânâlara gelebilecek kelimelerle dolduruluyor. Muhafazakârlık kavramı, bunlardan biri. Muhafazakârlık kavramını siz nasıl yorumluyorsunuz?
Prof. Dr. Niyazi Kahveci:
Çağımızda insanları mümin ve kâfir diye ayırmak çağ dışılıktır. Günümüzde dine, mezhebe, etnisiteye dayalı yargılamalar ve değerlendirmeler yapmak da çağdışı kalındığının göstergesidir. Dinler, temelinde, etnisiteye olmasa da, kendi dinine dayalı mümin ve kâfir ayrımı üzerine kuruludurlar. Bunlar da artık çağdışıdır. Hem bu çağ dışılığı sürdüreceksiniz, bunun muhafazakârlığını yapacaksınız hem de çağdaş olduğunuzu iddia edeceksiniz. Hem de insanlık bize neden değer vermiyor diye şikâyet edeceksiniz. Bu durum, sosyal şizofrenik bir hastalıktır. İki arada bir derede kalmışların problemidir. Türkiye'nin düşünürleri olmadığı için bütün kavramlarının içi boştur. Kavramları sadece nominal yani isim olarak, yani sadece kaporta olarak vardır. Motor olarak, yani fikir olarak yoktur. Muhafazakârlık, mevcudu korumaktır. Çağımızda geçmişin sistemlerini korumak, çağdışı kalmaktır. Günümüz, her alanda geçmişten çok farklılaşmıştır. Geçmişte suç olmayan pek çok eylem bugün suç kapsamına alınmıştır. Mesela tâciz, dövmek ve şiddet… Bunlar geçmişte suç değildi ama bugün suç. Geçmişte bu fiiller işleniyordu ama suç olmadıkları için kamuoyunun gündemine gelmiyordu. Şimdi geçmişin muhafazakârı olmak demek, bu yanlışların muhafazakârı olmak mı demektir?
Çetinoğlu:
Farklı bir yaklaşım… Üzerinde çok konuşmak gerek… 'Suç ve kötü fiiller' dediniz. Meseleyi oradan irdelersek belki ortaya bir şeyler çıkabilir…
Prof. Kahveci:
Bütün suç ve kötü olan fiiller insanın animal yapısından kaynaklanır. Bunlar, insanın hümünal yapısına göre kötüdürler. İnsanlık, birkaç asır önce hümanizm diye bir aşama geçirdi. Bunun sonucu insan hakları diye bir kavram üretti. Dolayısıyla bu aşamalardan önce insancıllığın çapı ile günümüzde insancıl olmanın çapı değişti. Geçmişte hümünallik daha dar çaplı idi şimdi daha genişledi. İşte bu konuda çağdaş hümünalliğe ulaşamayan insan, geçmişe göre hümünal olsa da günümüze göre animal sayılıyor. Hümünallikte çağdaşlaşmak gerekiyor. Bu da anlatarak doğal duygulara hitap ederek değil, insanların zihinlerini işlemekle olur.
Çetinoğlu:
İlk defa seslendiriliyor olmamakla birlikte henüz topluma mal edilememiş düşünceler. İnşallah topluma kabul edilmesi süreci uzun olmaz. Peki Efendim, 'muhafazakârlık' kavramına dönersek…
Prof. Kahveci:
Muhafazakârlık genelde belâ bir kavramdır. Özelde ise Türkiye için daha büyük belâdır. Gelişmenin ve ilerlemenin önündeki en büyük engeldir. Muhafazakârlığı, 19. asırda İngilizler icat etmiştir. Kendilerine yabancı gördüklerinden dolayı çağımıza bir reaksiyon olarak, çağımız öncesi düşünüş biçimi olan dine dayalı düşünmeyi ve onun ürünlerini korumak isteyen ve çağdaşlaşmak istemeyenlerin icadıdır. İngilizlerin yeniye reaksiyonu, yeniliğin Batı'nın ürünü olmadığını, onlara da yabancı olduğunu gösterir. Hakikaten yeniçağ, Batı'nın değil, hasbelkader orada yaşamış filozofların ürünüdür.
Çetinoğlu:
Dünya ölçeğinde, 'muhafazakârlık' denildiğinde İngilizler akla gelir. Muhafazakârlık İngilizler için de 'belâ bir kavram' mı?
Prof. Kahveci:
İngiliz muhafazakârlığının sistematik ve tutarlı bir felsefesi vardır. Çünkü onların filozofları mevcuttur. Ama Türkiye'deki muhâfazakârların hiçbir felsefesi yoktur. Her alanda olduğu gibi, bu konunun sâdece adını kopyalamıştır. İçeriği yoktur. Değişmemenin kavramı olarak kullanılmaktadır. Bugün İngilizler, çağımıza adapte olmuşlar ve 'çağdaşlaşma'nın ve 'değişme'nin muhafazakârı olmuşlardır. Bizler ise 'değişmeme'nin muhafazakârlığını yapıyoruz.
Çetinoğlu:
Sözlük, lügat ve ansiklopedilere bakarak bir değerlendirme yaparsak öyle. İzninizle okuyucularımız için bir açıklama yapmak istiyorum: Kelimenin aslı olan conservatif'e karşılık bulunan muhâfazakâr kelimesi ile kast edilen ve bir takım çevreler tarafından içi boşaltılmadan önce; 'millî, mânevî değerlere, eserlere, âdet ve geleneklere bağlı olan ve bu değerleri koruyan ve geliştirmeye çalışan düşünce' mânâsında kullanılıyordu. Bu değerleri koruyan insanlara da 'muhafazakâr' deniliyordu. Bu değerleri ret edenler, muhafazakâr kelimesini kullanmamışlar, 'tutucu', 'gerici' ve 'yobaz' gibi kelimelerini tercih ederek aynı zamanda muhafazakârlara hakaret de etmişlerdir. Yeniliklere ayak uyduramayanlara da 'muhafazakâr' denilmesi, o mânâyı karşılayacak bir kelime bulunmamış olmasından ileri gelmektedir. Türk Dil Kurumu'nun Türkçemizin başına musallat ettiği bir problemdir. Biz Türkler de dilimizdeki kavramları, evimizdeki kavanozlar gibi, gerektiğinde şeker, gerektiğinde tuz koymak için kullanmasak… sizin çok yerinde kullandığınız ifâdeyle 'tutarlı bir felsefemiz', yine sizin ifâdenizle 'filozflarımız' olsaydı, bu işler başımıza gelmezdi. Tâbîidir ki bu meseleyi, düşünce adamlarımızla da tartışmak gerek. Burada onların gıyabında konuşmamış olmak için söylemek ihtiyacını hissettim. Devam buyurur musunuz Hocam!
Prof. Kahveci:
Şimdi, çağımız öncesine ait fikirlerinin muhâfazâkarı olmak bu çağda problemdir. İçinde bulunulan çağda, önceki çağlarda kalmaya 'anakronizm' denir. Bunun sonucu olarak çatışmalı ve çelişkili olmak, antinomi, oksimoronluk, paradoks kaçınılmazdır. Sonuçta çağına adapte olamayanların, ayıklanıp gitmeleri insanlık târihinin târihî teamülüdür.